Kişinin kendi özgür iradesi ve kişisel iradesiyle aldığı kararların sorumluluğunu yine kendisinin taşıması gerektiğini anlatmak için kullanılan yaygın bir atasözü vardır: "Kendi düşen ağlamaz".
İş kazası uyuşmazlıklarında ise terazi her zaman "olayın nerede yaşandığı" kadar, "hangi amaçla yapıldığı" sorusunun da peşine düşer. Zira bir olayın işverene ihale edilebilmesi için sadece mekânsal bir yakınlık değil, işverenin otorite ve yürütüm alanına dayalı somut bir illiyet bağı gerekir.
Yüksek yargının önüne gelen ve ezber bozan emsal bir olay, bu ince çizginin ne kadar hayati olduğunu gözler önüne seriyor.
Bir balık çiftliğinde görevli çalışan, gün içindeki mesaisini ve görev kapsamındaki işlerini eksiksiz tamamlar.
Ardından serinlemek ve kişisel olarak rahatlamak amacıyla, iş yerinin hemen yanı başındaki denize girer.
Ne var ki suda aniden beli tutulan çalışan boğularak hayatını kaybeder.
Yerel Mahkeme ve İstinaf; olayın iş yerinin hemen dibinde ve günün mesai dilimine denk gelen bir zaman aralığında gerçekleşmesini gerekçe göstererek durumu "iş kazası" kabul eder ve işvereni tazminata mahkûm eder.
Ancak Yargıtay’ın sarsılmaz ilkesel duruşu bu kararı bozmakta gecikmez (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/8412, K. 2023/11045).
Yüksek Mahkeme, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki iş kazası tanımının sınırlarını net bir şekilde çizer: Olay iş yerinin yakınında gerçekleşse dahi, çalışanın eylemi bir "görevlendirme" veya "işverenin yürütmekte olduğu iş" kapsamına girmemektedir.
Çalışan tamamen kişisel iradesiyle, kendi arzusu doğrultusunda denize girmiştir. Dolayısıyla işverenin emir, denetim ve yürütüm alanının dışında kalan bu üzücü vaka, kanunen bir iş kazası sayılamaz.
Fransız hukukçu René Savatier’in sorumluluk hukukunda vurguladığı gibi; "Sorumluluk, riskin yaratıldığı ve yönetildiği alanla sınırlıdır; yetkinin bittiği yerde işverenin hukuki kalkanı da yükümlülüğü de sona erer."
Her üzücü olayı otomatiğe bağlayıp işverenin hanesine yazmak, "Faturayı başkasına kesmek" kolaycılığından öteye geçmez ve hukukun adalet duygusunu zedeler.
Sonuç olarak Yargıtay, iş yerinin veya zamanın sınırlarını aşan kişisel tercihlerde "işverenin otoritesi" şartını arayarak çok önemli bir denge kurmuştur.
Bir yerde işin bitip kişisel keyfiyetin başladığı an, iş kazası güvencesinin de sınırı çizilmiş olur.
Zira adalet, sadece mağduriyetin büyüklüğüne değil, o mağduriyeti doğuran eylemin arkasındaki hukuki nedenselliğe bakmakla mükelleftir.