İş Güvenliği Günlüğü

Vicdan ile Bütçe Arasında: İş Güvenliğinin Görünmeyen Yüzü

25 yıllık mesleki yolculuğumda, kurumsal dünyanın her anı stres ve baskı yüklü sahasından yönetim toplantı odalarına; oradan baretlerin çamurla örtüldüğü şantiye sahalarına uzanan geniş bir hat çizdim.

25 yıllık mesleki yolculuğumda, kurumsal dünyanın her anı stres ve baskı yüklü sahasından yönetim toplantı odalarına; oradan baretlerin çamurla örtüldüğü şantiye sahalarına uzanan geniş bir hat çizdim.

İlk 12 yılımı uluslararası bir ilaç şirketinde üst düzey yöneticilik yaparak geçirdim. O dönemde sistemlerin tıkır tıkır işlediği, süreçlerin belirli normlara bağlandığı bir ekosistemin içindeydim. Ardından direksiyonu tamamen değiştirdim ve son 13 yıldır iş güvenliği ile iş hukuku alanında faaliyet gösteren kendi şirketimin başındayım.

​Bu iki farklı dünyanın sunduğu tecrübe bana şunu çok net gösterdi: Kağıt üzerindeki düzen ile sahadaki gerçeklik arasında devasa bir uçurum var.

​Türkiye’de iş güvenliği ve hukuku denildiğinde akla ilk gelen şey genelde koca koca klasörler, imzalatılan matbu taahhütnameler ve mevzuat maddeleri oluyor. Oysa sahaya indiğinizde mevzuatın soğuk ve ruhsuz dili, hayatın sıcak ve sert gerçeklerine çarpıp parçalanıyor.

​Geçenlerde bir tesiste dış denetimdeyiz. Kağıt üstünde her şey mükemmel: Risk analizleri yapılmış, eğitim katılım tutanakları tam, zimmet formları imzalı. Ancak sahada yüksekte çalışan bir ustaya, yüksekte çalışırken kullanması gereken emniyet kemerini neden kullanmadığını sorduğumda aldığım yanıt şu oldu: "Abi kemeri takarsam hareket kabiliyetim kısıtlanıyor." Ben de "Kısıtlanmazsan bir kere ölürsün." dedim.

İşte Türkiye’deki iş güvenliği özetle bu yanıtta gizli. Bir tarafta hukuki sorumluluktan kaçmak için evrak tamamlamaya çalışan işveren, diğer tarafta kendi canını riske atan çalışan. İş güvenliğini bir kültür olarak değil, sadece bir "prosedür yükü" olarak gördüğümüz sürece bu döngüyü kıramayız.

​İşin bir de sürdürülebilirlik ve finans boyutu var ki, belki de sektörün en sessiz ama en büyük kanayan yarası burası. İş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunan firmalar olarak bizler, bir anlamda işletmelerin vicdanı ve hukuki kalkanı olmaya çalışıyoruz. Fakat müşteri ilişkilerimize baktığınızda tam bir tezatla karşılaşıyorsunuz.

Hizmet, alındığı an en elzem şeydir, ancak faturalandırma ve ödeme dönemine gelindiğinde en kolay ertelenen, "nasıl olsa acelesi yok" denilerek listenin en sonuna atılan kalem haline gelir. Bir şirketin üretimi durmasın diye gecesini gündüzüne katan uzmanlarımızın emeği, finansal dar boğazlarda ilk gözden çıkarılan maliyet kalemi olarak görülüyor. Tahsilat süreçlerindeki bu tıkanıklık, sektörün kalitesini düşürdüğü gibi, işini dürüstçe yapmaya çalışan kurumların da belini büküyor.

​Hukuki tarafta ise apayrı bir karmaşa hakim. Mevzuatımız Avrupa standartlarına uyarlanmış durumda, evet. Ancak pratik uygulamalara baktığımızda; sorumlulukların net olarak dağıtılmadığı, iş kazası yaşandığında faturanın doğrudan sahadaki uzmana kesilmeye çalışıldığı, asıl yetki sahibi ile sorumluluk sahibinin birbirinden ayrıştırılamadığı bir yapı görüyoruz. Uzman, yetkili değil ama sorumlu; işveren yetkili ama konudan bihaber... Bu dengesizlik, sistemi çözüm üretmekten ziyade günah keçisi aramaya itiyor.

​Eğitim meselesine hiç girmeyeyim derdim ama asıl kilit nokta orada. Yıllardır binlerce çalışana verilen eğitimlerin kağıt üzerinde "tamamlandı" olarak işaretlenmesi kimseyi kandırmasın. 15 dakikalık slayt sunumlarıyla, sadece ceza yememek için yapılan formalite eğitimlerle vizyon değişmez.

İş güvenliği, vicdan ile disiplinin birleştiği bir kültürdür. Bu kültürü ilkokuldan itibaren hayatın içine entegre edemediğimiz, fabrikadaki bant üretiminin hızına kurban ettiğimiz sürece aynı şeyleri konuşmaya devam edeceğiz.
​Geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Bizim ihtiyacımız olan şey daha fazla kanun maddesi ya da daha kalın mevzuat kitapları değil. Bizim ihtiyacımız olan şey; işverenin güvenliği bir gider kalemi olarak görmediği, çalışanın kendi hayatını birkaç dakikalık zamana feda etmediği, emeğin ve verilen hizmetin karşılığının zamanında ödendiği samimi bir zihniyet değişimi.

Yayın Tarihi
19.09.2026
Bu makale 162 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Arama Yap!