Densizlik, cehalet, özgüven patlaması, çapsızlık, ego, kibir birbirine karışmış. İlgisiz, coşkusuz, ciddiyetsiz, duygusuz tipler mi istersiniz, özensizlik, kayıtsızlık, soğukluk, gevezelik, alaycılık gibi meziyetler mi(!)
Sosyal medya bir âlem, televizyonlar başka âlem.
Kar yağsın, saatlerce yağsın. Lapa lapa yağsın. Ağaçlar, çatılar, yollar, kaldırımlar beyaza bürünsün. Kar yağsın, geceden sabaha, sabahtan akşama. İnce ince yağsın, lapa lapa yağsın, biteviye yağsın.
Bilimsel çalışmalar kar yağışının kişinin ruh hali üzerinde olumlu etki yaptığını ortaya koymuş. Karın mutlulukla doğrudan ilgisi varmış.Kar, kişinin kendini iyi hissetmesini sağlıyormuş.
Ankara yeni yıla karla girdi. Senenin son günü yağdı, tutmadı. Eriyip gitti. Tutacak kadar etkili değildi. Yağıp yağmamakta kararsızdı. 2026'nın ilk saatlerinde beklenen geldi. Kar, uzun bekleyişin ardından Başkent'i şereflendirdi.
Geçen yılın son günü, Kızılay'ın sessiz cenneti Saraçoğlu Parkında, ilkokul arkadaşımla buluştum. İlkokuldan sonra hiç görüşmediğim bir arkadaş. Adı güzeldi, arkadaşlığı da. Güzellikler kalıcı.
Kar atıştırdı. Arkadaşımla bir İtalyan kahvecisinde buluştuk. Mekân sıcak, müşterilerin ve çalışanların yaş ortalaması yirmi civarında.
İtalyan kahvecisinde çay ikram ettiler. Sonra Türk kahvesi içtik. Sohbet sade, kahve sade. Sınıf arkadaşlarımızı, öğretmenimizi ve şehrimizi konuştuk.
Arkadaşım İzmir'de yaşıyor. Asker olarak yurdun değişik yerlerinde görev yapmış. Oğlu Ankara'da subay, onu ziyarete gelmiş. Yılbaşını birlikte geçirecekler.
Biz kafede laflarken, dışarıda yağmur çiseliyor. Hava puslu ve kurşun gibi ağır. Ankara'nın kar havasını bilirim. Elli yıldır yaşadığım kent. Huyunu suyunu öğrendim artık.
Akşamın trafik yoğunluğuna kalmamak için erken kalktık. Kar değil, karla karışık yağmur başladı.
Kar gecikmeli geldi. Kar taneleri nazlı nazlı süzülüyor. Zoraki gönderilmiş gibiler. Sevmediği biriyle zorla evlendirilmek istenen gelinler gibi. Gönülsüz iş yapanlar gibi. Ha gönülsüz iş, ha zoraki evlilik, ha Ankara'ya yağmak istemeyen kar taneleri.
Ben iradesi olan bir kar tanesi ya da yağmur damlası olsaydım Ankara'ya yağar mıydım? Türkiye'ye yağar mıydım? Siz kar tanesi veya yağmur damlası olsaydınız, yağacağınız yeri seçme özgürlüğünüz olsaydı, nereye yağardınız? Yağar mıydınız?
Televizyonda haberleri dinliyorum. Bir kadın muhabir, canlı yayında İstanbul'da kar yağışını gösteriyor. Bir sanatçı değil, röportaj yapılan bir vatandaş değil. Bir muhabir. İstanbul ve karla ilgili cümleler söyleyecek. Birilerine soru soracak. İzlenimlerini aktaracak.
Muhabir, ekran karşısında olduğunun bilincinde değil. Kendini ifade derdinde. Sanki yanında arkadaşı var, ona kendini tanıtıyor. "Ben karı hiç sevmem" diyor. Ona soran olmadı. O kendisiyle röportaj yapmaya hevesli. Öyle bir hakkı olmadığını bilmiyor.
Yazık. Hem işini bilmiyor hem kar sevmiyor. Cehalet, sen nelere kadirsin.
Ekran karşısında tepki gösteriyorum. Vah! diyorum, ne günlere kaldık. Haber merkezindeki sunucu, muhabirin yaptığı densizliği fark ediyor. Yüzünde kocaman bir hayret ifadesi. Olayı yumuşatmaya çalışıyor. Muhabiri koruma altına alıyor. "Kar sevilmez mi, üşüdüğü, saçları ıslandığı için böyle söylemiş olmalı" diyor. Bir abla şefkati. Yaklaşımı öfkemi yatıştırıyor.
Muhabir gafının farkında değil. Belki farkında. Bıraksalar uzun uzun anlatacak kar sevmeme nedenini. Çocukluk travması olabilir, donma tehlikesi atlatmış olabilir, çığ faciası yaşamış olabilir. Bunların hiçbiri yok. O lafını, laf olsun diye söylemiş.
Türkiye'deki kuraklıktan, şehirlerdeki su kesintilerinden haberi yok mu bu kadıncağızın? Hem muhabir hem kar yağışının ne anlama geldiğinden habersiz olmak! Akıl alacak gibi değil. Ülke olarak günlerdir kar bekliyoruz. Canlı yayında edilen lafa bak.
Karı, yağmuru aksesuar sanmak, kar ve yağmurun sevilip sevilmeyeceğine dair cümleleri hoyratça kullanabilmek...
Eskiden de kış ve kar haberleri büyük bir felaket gibi verilirdi. "Beyaz Esaret" "Kar yağdı, hayat felç oldu", "Kar yaşamı altüst etti" vb. olumsuz basmakalıp başlıklar atılır, canlı yayınlarda da aynı sözler kullanılırdı. Artık o sözler geride kaldı. Kaldı mı?
"Kar sevmiyorum" diyen biri şiir sevebilir mi? Sezai Karakoç'u, Ahmet Muhip Dıranas'ı bilir mi? Onların kar şiirinden tat alır mı?
Sosyal medyada iki ünlü isimden iki ayrı paylaşıma tesadüf ettim. Kar sevmeyen muhabirle özdeşleştirdim.
Şevval Sam (Şarkıcı, dizi oyuncusu): En sevdiğim yazar Sabahattin Ali. "Kürk Mantolu Madonna"yı belki tekrar ben bile meşhur etmiş olabilirim.
Yıllar önce bir hayranı bir genç kadın "Benim Kürk Mantolu Madonnam sizsiniz Şevval Hanım" demiş.
Şevval Sam, o kadar çok kişiye Kürk Mantolu Madonna'yı hediye edip dağıtmış ki, bu kitap çok satanlar listesine girmiş.
Ahmet Ümit (Yazar): Roma'ya mutlaka fırsat bulursanız gidin. Roma'yı, Roma şehrini anlamadan, Roma İmparatorluğu ayrı, İstanbul'u anlayamazsınız. Çok benziyor.
Ahmet Ümit'i, Beşir Ayvazoğlu'na havale ediyorum.
"Kış" şiirinin yazarı, Türk edebiyatının usta kalemi Ahmet Haşim "O Belde" şiirinde ”Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz" demiş. İyi ki, "kar sevmiyorum" diyen birini duymadan bu dünyadan ayrılmış.
İncesaz'dan Cengiz Özkan'ın seslendirdiği "İncecikten Bir Kar Yağar" türküsü karcılara gelsin. Karacaoğlan, dinleyicileri kar eşliğinde Toros yaylalarında gezdirsin.