‘Sapla samanı birbirine karıştırmak’ hoşuma giden bir Anadolu deyimidir. Tam da bize göre diyeceğimiz türden. Çünkü gerçekten sapla, saman birbirine karıştı mı ürünü tanımlamak zorlaşır. Anayasa paketi oylamasında da bu gün için sapla saman karışmış durumda, neyi oyladığımızı halkın bir bölümünün bilmemesi doğal ama siyasetçiler bana göre bilmezden geliyor! Sevgili Dökdök benim geçen haftaki yorumum üzerine DP’li arkadaşların yorumunu almış arkadaşlarımızın bir kısmı, ben ‘Subaşı gibi düşünmüyorum’. Benim oyum ‘hayır.’ Derken bir kısmı da, ‘partimin kararını bekliyorum’ diyor. En ilginci de yılların siyasetçisi bakanlık yapmış dostumuzun ‘ben, devrim karşıtı Ak Partiye evet diyemem’ şeklindeki yorumudur.
Bundan çıkardığım sonuç şudur. Anayasa değişikliğini referanduma sunan hükümet dışında kalan tüm siyasi partiler, değişiklik paketinin içeriğine girilmemesi için ellerinden geleni yapacaklar, girilse bile zihinlerde soru işareti yaratmak için kimi siyasetçiler gibi ‘cumhuriyet ve devrimlerini oyluyoruz bile diyeceklerdir. Sonuç olarak neyin oylandığını öğrenmeden ‘sapla samanın karışması’ için elden gelen yapılacaktır. Paketin içeriğine girilir, neye oy verileceği açıklığa kavuşur mu bilemem ama işin tekniğinden çok siyasi kutuplaşmanın ön planda olacağı belli gibi… Demokrat Partili, bakanlık yapmış bir siyasetçinin ‘devrim karşıtlığı’ algısı beni çok şaşırttı… Çünkü Türkiye’de siyasi tarihimize göz attığımızda ‘devrimler tehlikede’ algısı yüzünden darbeler ve parti kapatmalar konusunda neredeyse Dünya şampiyonu sayılırız. Bu yüzden büyük acılar çekilmiş siyasi ve hukuk tarihimize, kara lekeler düşürmüşüzdür… Hem de cumhuriyet ilkeleri ve devrimleri için yakın tehlike var diyerek… Cumhuriyetin en önemli ilkesi, ‘halkın yönetimi’ ilkesi ve iradesini hiçe sayarak... Cumhuriyet rejiminin olmazsa olmazı ‘parlamentoları kapatarak’…
İşlenen suç ve eylemlerin en önemli muhatabı ve tanığı, Demokrat Parti olmalıyken Demokrat Partiliyim diyenlerin son yıllardaki davranışları beni şaşırtmaktadır…
Partili olmanın sorumlulukları
Tansu Çiller döneminde, partide parti içi demokrasiyi geliştiremezsek delegeyi ve teşkilat üyelerini çalıştıramayız diğer ideolojik yapılı partilere benzemediğimiz için partilinin ön seçimlerde etkili olmasının zorunluluk olduğunu hep savundum ve tersi yapıldığı için eleştirdim. Nitekim bunu başaramadığımız için sürekli teşkilat fesihleri gündeme geldi ve taban kaybetmeye başladık.
Mehmet Ağar döneminde Anayasa Mahkemesinin 367 kararı, ‘devrim karşıtı olduğu varsayılan!’ Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı yolunu kesmek için alınmış siyasi ağırlıklı bir karar olmasına rağmen Demokrat Partinin bu kararın ardından, meclise katılmama kararının, taban kaybına neden olacağını ifade ettiğimde de Genel Başkan ve arkadaşların çoğu aksi görüşte idi. Oysa parlamento çatısı altında bulunmak DP için doğrusu idi. Oy vermek istemeyen ret oyu verip çıkabilirdi. Sonraki anketlerde partinin, parlamentoya katılmama kararının DP’de taban kaybına neden olduğu ortaya çıkmıştı.
Bu gün de partinin ‘hayır yönünde’ karar alması hasarı derinleştirebilir. Evet kararı da tartışılabilir ama hayır kararı oy kaybına yol açar. Bu konuda fikir yürütmek eski bir il başkanının söylediği gibi ‘büyük, büyük’ olmakla ilgili değil partili olmanın sorumluluğu ile ilgilidir… Partililerin fikrini açıklamasında hiç sakınca olmadığı gibi bu görev sayılır… Beğenilir beğenilmez o farklı bir şey… Farklı fikirlere saygı duymaya başladığımızda siyasi fanatizmi de sanıyorum bir ölçüde yatıştırmış oluruz… Kendi adıma konuşmam gerekirse benim gibi düşünmeyenlerin görüşüne hiçbir dönemde kızgınlık duymadım. Saygı ile karşıladım, o fikri hiç beğenmesem bile…
Kavgasız bir referandum dileğiyle…