SUBAŞININ BAKIŞI

Elmalı ağaları – Deniz Gezmiş– Hasan Subaşı (1)

Bir de ben yazmak istedim bu hikayeyi, tarihe gömülüp gitmeden, bir trajedi yaşanmıştı aslında…  Köklü ve onurlu bir aile için çok uzun ve zorlu yıllar yaşanmıştı onların hiç sesi çıkmadı unutmak istiyorlardı çünkü… Aslında soran da olmadı hep tek yanlı yazıldı çizildi siz ne diyorsunuz diyen çıkmadı…

Geçen gün Avlan Gölü ile ilgili haber nedeniyle bir yerel gazetede yine o günlerden söz ediliyordu yine tek yanlı… Neler yaşanmıştı o yıllarda;

1968 ve sonrasında 1970 li yılların başına kadar gazeteler en çok Elmalı ağalarını yazarlardı bir de Deniz Gezmiş’i… Kader yollarını kesiştirmişti…

Çoğu gazetelere göre Elmalı ağaları zalimdi, hırslıydı. Irgatlarına zulmediyordu…  Devrimi düşleyen gençler ise bunu köylüden başlatmak istiyordu. Çünkü ezilmiş köylü zalim ağaya karşı kolaylıkla silahlanacaktı.‘Kır gerillaları’ oluşturulacaktı…

Yaşanan süreçte çevrilen filmler ve romanlar dahil zalim ve kötü ağa temalıydı. Toprak sahibi olmak nerdeyse utanç vericiydi. Aşırı sol cereyan sadece Türkiye’yi değil Dünyayı etkiliyordu. Ve devrimin provası başladı Elmalı ağalarının yaklaşık onbeşbin dönüm arazisi köylüler tarafından işgal edildi…

Bülent Ecevit,‘toprak işleyenin su kullananın’ sloganını atmıştı o günlerde ve süreci durdurmak artık söz konusu değildi.

Hukuk profösörleri muhalefetin ve işgalcilerin yanında tapulara karşı hukuki argüman yaratmaya çalışıyorlardı ve kendilerince bulmuşlardı. Ağaların hem Osmanlı tapuları hem de cumhuriyet tapuları çok köklü ve sağlamdı. Bu tapular hem Bucak hem Karamık sedir ormanlarını da içine alıyor ve güney sınırındaki Avlan Gölünü de kısmen çevreliyordu. Ama yine de ‘sihirli formül Avlan Gölü’ idi. Çünkü Avlan Gölü öyle değişkendi ki aslında yaz aylarında tamamen kurumasına ve çok su tuttuğunda sekizbin dekar çanağı olmasına rağmen bazı afet yıllarındaki taşkınlarla neredeyse tüm Elmalı ovası su altında kalıyordu o halde taşkının ulaştığı her yer göldür ve kamunun malıdır, işgalci köylü kamunun malını korumak için işgal etmiştir. Destek veren devrimci gençler de haklının yanındadır. Bu hikaye konjonktüre çok uygundu ve basın tarafından ve siyasetçiler tarafından destek gördü ağalar ise kaderleriyle baş başaydı…

Bu ağalar benim ailemdir. Subaşılar ailesidir. O yıllarda neredeyse bütün arazileri işgal edilmişti. Elmalı ve köyleri partilerin miting alanına dönmüştü.

Muhalefet partileri bu işgalleri desteklerken iktidar da bütün tapuların iptali için işgalci köylülerle birlikte dava açmıştı. Bütün bunlar olup biterken en yaralayıcı olanı da basında zalim ve kötü ağalar olarak yazılanlardı.

Turan Güneş ve Muammer Aksoy iki hukuk profesörü olarak işgallerin haklılığı adına argümanlarını hazırlamışlardı. Partisi tarafından görevlendirilen CHP milletvekili  Tahsin Argun köylülerin vekaletini alarak avukatlığına soyunmuştu.

Subaşı’ların avukatı ise babam Celal Subaşı idi. Babamın,‘Kan dökülmesini isteyenler olacaktır -  Kışkırtmalar olacaktır -  Bırakın işgal etsinler, bu sürecin önünde durmayın, hukuk her şeyi çözer sözlerini unutamam… Danıştay kararları ile işgaller önlendikten sonra da köylüler için, ‘onlar Ata yadigarıdır’ yardımınızı kesmeyin demişti bize.     

Subaşı ailesi Osmanlı döneminde Elmalı’nın (Osmanlının sancak merkezi) idareciliğini yapmıştı. Müze müdürü Fikri Erten’in Antalya tarihi kitabına göre Teke yöresinde de Osmanlının mutasarrıfı idi. Ailenin bütün erkek bireyleri gibi babam Celal Subaşı’da ilk okuldan itibaren o zaman ki adıyla Mektebi Sultani (Galatasaray lisesi) tamamladıktan sonra diğer kuzenleri gibi İngiltere’de mühendislik eğitimine giderken savaşın patlak vermesi üzerine kalmış ve aile onun İstanbul Üniversitesinde hukuk tahsili yapmasını istemişti. Kuzeni Mustafa Ragıp Subaşı ise burslu okuyup birincilikle bitirdiği üniversiteden, İngiltere’de kalması için gelen teklifleri her ret ederek ‘Ben devlete çalışacağım’ diyerek bütün demir çelik fabrikalarının kuruluşunda görev almış ömrünün sonuna kadar devlet memurluğu yapmıştır.   

Diğer kuzeni İbrahim Rauf Subaşı ise, Galatasaray ve İsviçre’deki tahsilinden sonra iki dönem Demokrat Parti Antalya milletvekilliği yapmış 1960 ihtilalinden sonra sağlığına kavuşamamıştı. Benim kuzenim İdris Subaşı ise Galatasay tahsilinden sonra bizzat arazilerini işleyerek geçimini sağlamış arazi işgallerinden sonraki süreçteki yoğun stresli ortamda kalbi yenik düşmüş 46 yaşında vefat etmişti. O dönemde arazilerini bizzat işleten çok az, babam da dahil bir çoğu ‘Ata yadigarı dedikleri’ eskiden beri yurt yeri vererek yerleştirdikleri köylülerin nesilleri oldukları için ortakçı sıfatıyla arazilerini teslim etmişler ve onlara güvenmişlerdir. Kendileri ise şehirlerde kendi bıranşlarıyla ilgili meslek faaliyetini sürdürüp çocuklarını okuturlar. O dönem aileye öncülük eden kuzenim İdris Subaşı’nın vefatı ve babamın yüzlerce davanın sürüp giden keşiflerinde hastalanıp amfizem olması beni etkilemişti (68 yaşında kaybettik). Ailenin diğer fertleri yaşlı ya da çok gençti. 1968 yılında İstanbul Işık lisesini bitirdikten sonra mühendislik okuyordum.

Ama olayların etkisinden kurtulamıyordum. Ailemin hırslı ve zalim ağalar gibi suçlamalara muhatap kalması babamın hastalanıp yorgun düşmesi beni etkilemişti. 1968 yılında 18 yaşında mühendislik fakültesinden kaydımı sildirip İstanbul Hukuk Fakültesine ikinci sömestr kaydımı yaptırdım, İstanbul Üniversitesi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının işgali altında idi ve hukuk kitaplarını alıp karıştırmak için zaman kazanmıştım. 1972 yılı haziran ayında 3,5 yılda hukuk fakültesini tamamlayıp hemen yedek subaylığımı istedim. Askeri savcı olarak görev yaptım. Stajdan sonrada Babamın bütün davalarını devralıp onun dinlenmesini sağladım ama onu da erken kaybettik.

Yayın Tarihi
06.04.2010
Bu makale 4238 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Kayıtlı Yorumlar
Sayın Subaşı; Size ve samimiyetinize inanıyorum. Sizi tanıdığım, izlediğim uzun yıllar içinde, hiç hayal kırıklığı yaşamadım. Önce, "adam gibi adam", sonra "adam gibi politikacı" duygusu uyandırdınız. Seleflerinize haksızlık, saygısızlık etmek istemem, ama ben sizi hep, Antalya'nın "ilk, gerçek Belediye Başkanı olarak" gördüm. Elmalı'da görev yaptığım üç yıllık sürede, hem ailenizi, hem ailenizin geçmişteki "ağalık" rolünü hem de ailenize ilişkin "sosyal algıyı" gözleme olanağı buldum. Ağalık rolünün, ailenize yetki ya da "erk" değil; "sorumluluk" getirdiğini, bunu böyle gördüğünüzü anladım. Toplumsal ve tarihi bir "olgu" olarak ağalığın, ailenizde, alışılmış ve olumsuz anlamının dışında, bir "sorumluluk elbisesi" gibi durduğunu gözledim. O kadarki, nakti olmasa bile, borç isteyen hemşehrilerine, Subaşı ailesinin, bankadan kredi kullanarak yardımcı olduğunu dinledim. Kısacası, size ve ailenize saygı ve sempati duyuyorum. Ancak, bugün, ne olursa olsun, ne olmuşsa olmuş, tarihi ve coğrafi bir miras olarak Avlan Gölü'nün (ve çevredeki diğer bütün değerlerin) kazanılması, geliştirilmesi ve kullanarak korunması konusunda, sizi ve ailenizi yine en önde görmek isterim. Yazınızın devamını merakla bekliyorum. Saygılarımla...

Yılmaz KAPLAN 07.04.2010

dahilerin bile hiç anlamadığı soyut yüksek siyaset yazıları yerine, gerçek konularda yazmaya başladığınız için bizi çok mutlu ettiniz. şayet, ağaların elmalı'daki bu arazilere nasıl sahip olduklarıını ve şimdi de elmalı'da yok denecek kadar araziye sahip olmalarının nedenini size yakışan açıklıkta yazmanızı diliyorum. yazı dizinizde bu hususlara da yer verirseniz size minnettar kalacağız. sizi çok seviyoruz. saygılarımızla.

şahin tekeli 07.04.2010

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!