Bir annenin dilsiz çığlığı
5 Ocak 2020. Ana haberlerde bir anne.
Yer: Tunceli.
Sarı Saltuk Viyadüğü üzerinde, kendini yerlere atan, saçlarını yolan, ağıtlar yakan bir anne…
Alt yazı geçiyordu:
“Tunceli Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku kayıp.
Sarı Saltuk Viyadüğünden suya atlayıp intihar ettiği düşünülüyor.”
Ama ortada bir görüntü yoktu.
Kameralar ya arızalıydı
Ya da o köprüyü gören başka bir kamera yoktu.
Oysa denilen o ki, burası dünyanın en çok kamerayla izlenen şehirlerinden biriydi.
Dalgıçlar suya girip çıkıyordu.
Gülistan suda değildi.
Kulaktan kulağa yayılan bir iddia vardı:
Hamile kalmış…
Bu yüzden intihar etmiş olabilirdi.
Bazılarının ise sözleri soğuktu:
“Bırakın, suyun dibinde kalsın.”
Ama bir annenin sesi bütün bu iddiaların üstünde yükseliyordu.
Kürtçe bağırıyordu:
“Kızım!”
“Bırakmam… Ne olursa olsun o benim kızım!
Cesedini istiyorum!”
Bir anne, anlamadığı bir dilde yardım çığlığı atıyordu.
Devlete sesleniyordu ama kelimeler ona yabancıydı.
-Vali, “Kızınızı bu sudan çıkaracağız” diyordu.
Anneye tercüme ediliyordu:
- “Kızın bu suda.”
Ve o anne…
Tam 200 gün boyunca o köprünün başında bekledi.
Kızının cesedinin bir gün sudan çıkmasını bekledi.
Günler geçti.
Aylar geçti.
Yıllar geçti...
Şehir sustu…
Ama fısıltılar büyüdü:
“Gülistan öldürüldü mü?”
Televizyonlarda yine Gülistan’ın annesi…
Bazen Ankara’da, meclisin önünde,
Bazen Tunceli Adliyesi önünde,
Bazen de Tunceli valiliği kapısında…
Yarım yamalak öğrendiği Türkçeyle yardım istiyordu.
Bir anne düşünün…
Tam altı yıl boyunca kızı için adalet ararken,
Hiç bilmediği bir dili öğrenmek zorunda kalıyor.
Sadece şunu diyebilmek için:
- “Kızımı bulun”
10 Mayıs, Anneler Günü…
Ama onun için bir kutlama yok.
Onun için sadece bir isim var:
“Gülistan…”
Bir annenin, kızını bulabilmek için çaresizlikten öğrendiği bir dilde attığı çığlık…
“Gülistan nerede? …”
Bilge Kaya