Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

“Orman Yangını İnsan İlişkisi”

Bir Kitabın önsözünde şöyle yazmışım;

Tutulmaya başlandıkları ilk günden günümüze istatistikler orman yangınlarının %90’ın üzerindeki bir bölümünün insan kaynaklı olduğunu ortaya koyuyor. Bu durumda çaba ve kaynakların büyük bölümünün bu alana, insan kaynaklı yangınların derinlemesine incelenmesine, nedenlerin ardındaki nedenlerin ortaya çıkarılmasına ve bunları en düşük seviyeye indirebilecek önlemlerin alınmasına tahsis edilmiş olması aklın gereğidir. Ancak gerçek durum hiç de böyle görünmüyor. Kayıtlar, istatistikler, web siteleri, vb belgeler çaba ve kaynakların büyük bölümünün, bu insan kaynaklı nedenleri değil, uçak, helikopter, arazöz gibi teknolojiler de kullanarak yangınları ortadan kaldırmaya tahsis edilmektedir. Ülkemizin en büyük yangınlarından üçünü yaşamış Gökova-Marmaris karayolunda insanları orman yangınlarına karşı daha dikkatli olmaya davet eden, davranış değişikliğini özendirecek nitelik, nicelik ve etkinlikte hazırlanmış uyarı levhalarına rastlanamaması ve insan kaynaklı orman yangınlarının genel ve özel nedenlerini, yani nedenlerin ardındaki nedenleri anlamaya ve etkili iyileştirme programlarının geliştirilmesini desteklemeye yönelik hemen hiçbir bilimsel çalışmanın yapılmamış olması da son derecede ilginç ve bir o kadar da düşündürücü bir konudur. Türk ormancılığı insan kaynaklı orman yangını nedenlerini

a) İhmal, Dikkatsizlik; anız yakma, çöplük, avcılık, çoban ateşi, sigara, piknik, diğer

 b) Kasıt; terör, kundaklama, açma

c) Kaza; enerji nakil hatları, trafik, diğer

d) Bilinmeyen başlık ve alt başlıkları altında değerlendiriyor.

Nedeni bilinmeyen orman yangınlarının oranı hayli yüksektir. Bu, konunun hangi ciddiyette ele alındığının bir ölçüsü olarak değerlendirilebilir.

Aslında konu tümüyle ciddiye alınmamaktadır.

Oysa her alt başlık ayrıntılı incelemeye alınmalı, neden olanın sosyal ve ekonomik durumu, eğitim seviyesi gibi konular mercek altına yatırılmalıdır.

Bu tür çalışma ve analizler, yangınların neredeyse tümünden sorumlu insana yönelik önleyici program ve projelerin geliştirilebilmesi için son derece de önemlidir. Bu konular anlaşılmadan helikopter ve uçak gibi göreli olarak maliyetli teknolojilerin kullanımı rasyonel olamaz.

Ne demek mi istiyorum?

İşte size iki çarpıcı örnek;

Birinci örnek:

1994 Gelibolu Yarımadası yangınına bir anız ateşinin neden olduğunun anlaşılması üzerine, sorunun ormana 4 km mesafe içinde anız yakmanın yasaklanmasıyla çözüme kavuşturulabileceği kolaycılığına kaçıldı. Oysa Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkının mastır planında bölge halkının anız yakma alışkanlığının olduğuna dikkat çekilmekteydi. Daha da önemlisi, orman/tarım alanı arakesitlerinde orman ile tarım alanı (çoğunlukla tahıl alanı) arasında yangının ormana sıçramasını engelleyebilecek hiçbir önlemin alınmamış olduğu, köylülerin hangi nedenlerle anız yakmakta ısrar ettikleri, bu konuda kendilerine eğitim verilmiş olup olmadığı, ormancıların sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdikleri, düşük enerjili anız ateşinin ormana nasıl bu kolaylıkta ulaşabildiği gibi ciddi konular sorgulanıp kayıt altına alınamamıştır. Bu olaydan on beş yıl sonra, Serik, Taşağıl’da bugüne kadar yaşadığımız en büyük orman yangını, kıvılcımın kaynağı farklı olsa da, bu tür bir anız ateşi ile başlamıştır ve benzer biçimde burada da tarım alanı ile orman arasında düşük enerjili anız ateşinin ormana sıçramasını engelleyebilecek bir önlem alınmamıştır.

Her iki yangın da istatistiklere suskun ve yalın bir “anız yangını” olarak geçmiştir. Bu anlayışla 15 yıl sonra anız ateşiyle başlaması kuvvetle muhtemel büyük bir orman yangını da aynı şekilde istatistiklerdeki yerini alacaktır. Kuşkunuz olmasın. Olaylardan ders çıkarılmazsa tarih tekerrür eder.

2009 Ağustos ayının ilk günlerinde gazetelerde Alanya Orman İşletme Müdürü’nün ezber bozan bir demeci çıktı. Talep olduğunda anız yakma konusunda ilgililere yardımcı olabileceklerini duyuruyordu kamuoyuna. Bu, dikkate alınması, üzerinde düşünülmesi gereken cesur öneri bana 2005 yılında basın aracılığıyla kamuoyuna duyurduğum bir konuyu anımsattı. O yıl Antalya Valiliğinin anız yakmanın yasaklandığını duyuran bir genelgesi gazetelerde yer almıştı. Hemen ertesi gün Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü olarak isteyen herkese hiçbir çevre sorununa neden olmadan anız yakma teknikleri konusunda ücretsiz yarım günlük eğitim verebileceğimizi basın aracılığıyla kamuoyuna duyurmuştum. Beklenildiği gibi, sorgulanmak üzere vilayete çağrıldım. Bu kararı alırken ilgili bilim insanlarına danışma gereği duymayan yöneticilere gerekli açıklamaları yaptım.

İnsanların yüzlerce yıldan beri hangi sorunlarını çözmek için anız yaktıklarını anlamaya çalışmak yerine, dayatmacı bir kolaycılıkla yasaklamanın sorunu çözmeyeceğini aksine daha da karmaşık bir hal almasına yol açacağını ön görmek için uzman olmaya gerek yok. Yasak, en basitinden insan/orman arasındaki ilişkiyi olumsuz yönde etkileyerek orman yangını riskini yükseltebilecektir. Anız yakmanın yerine getirdiği işlevi, yani insanların hangi nedenle anız yaktıklarını anlamaya çalıştıktan sonra bu sorunu, yakma dışında da, çözebilecek teknikler bulunabilir ve ilgililerin kullanımına sunulabilir. Orman/tarım alanı arakesitlerinin yoğunluğu ve karmaşıklığı dikkate alındığında, Alanya Orman İşletme Müdürü’nün de önerdiği gibi, anızın nasıl yakılacağı konusunun ilgililere öğretilmesi ya da bu talebin ormancılar tarafından karşılanması çok daha akılcı ve sorunu çözücü, ancak bilgi ve emek isteyen bir yaklaşım olarak görünüyor.

Bu arada, anız yakmanın neden olduğu ya da olabileceği ileri sürülen olumsuzluklar üzerinde bir tartışmaya girmek bu yazının amacı değil. Ancak yüzlerce yıldır dünyanın çeşitli coğrafyalarında uygulanan bu geleneksel uygulama üzerinde de yeteri ölçüde çalışılmadan, ezbere kabullenişler içinde olduğumuzun altını çizmekle yetineceğim. Sorunu yasak koyarak kolaycı ve sorumluluğu ötekine ciro eden dayatmacı yollarla çözme alışkanlığı, aradan geçen onca yıla karşın, orman/tarım alanı arakesitlerinde anız yakmayı gerektirmeyecek, bir başka ifade ile, orman yangınına neden olma riski düşük bağcılık, zeytincilik, Ayçiçek yetiştiriciliği gibi tarımsal dönüşüm çözüm önerilerini de engellemiştir.

İkinci örnek:

Yaz ayları orman yangınları için olduğu kadar piknik yapmak için de uygundur. Yangın mevsimine girilmesiyle birlikte ormanlarda piknik yapmak, hatta ormana girmek bile yasaklanıyor. Neden yine aynı, insanların orman yangınına neden olma oranının yüksek olması. Çözüm de aynı, yasak. Oysa kolaycı bir önlem olan yasak burada da orman ile insan arasındaki olumlu ilişkiyi olumsuza dönüştürerek yangın riskinin artmasına neden olabilmektedir. Yasa dışı bir iş yapmanın tedirginliğiyle kaçak piknikçilerin yangına neden olma riskleri daha yüksektir.

Ormancılar, yönetim politikalarını insanların ormanlar üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek gibi dışlayıcı ve gerginlik yaratıcı değil, aksine ormanların insanlar üzerindeki olumlu etkilerini en yüksek seviyeye çıkarmak gibi katılımcı ve barışçıl temeller üzerine oturtmanın yollarını bulmalıdırlar. İnsanların ormanda piknik yapma ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelik ve nicelikte piknik alanları geliştirmek pikniği yasaklamaktan çok daha akılcı ve etkili bir çözümdür. Birinde yasağın yarattığı kırılma ve telaş yangın riskini artırıcı bir etki yaparken, diğerinde orman ile bütünleşmenin yaratacağı olumlu hava riski düşürebilir. Üstelik bu alanlar insanların genelde ormanlar ve özelde orman yangınları konusunda bilinçlenmesini sağlayacak eğitim, davranış değişimi alanları olarak da tasarlanabilir, halkın hizmetine sunulabilirler.

 Benzeri bir durum yangın döneminde orman personelinin izin kullanımının yasaklanmasıdır. Bu ezberci ve kolaycı yasağın yangın riskinin yaratabileceği gerilim, aşırı yorgunluk ve motivasyon kaybını daha da ağırlaştırarak olumsuz sonuçlar yaratması olasıdır. Tam tersine, gerilimli ve stresli bu dönemde kısa izinler personelin motivasyon ve mücadele isteğinin yükseltilmesini sağlayabilir.

Örnekler çoğaltılabilir ancak içerdikleri, vermek istedikleri temel mesaj aşağı-yukarı aynı kalır.

Orman yangını denetim altına alınamayan, alınması güç ya da imkansız pek çok etkenin bileşkesinde ortaya çıkan son derecede karmaşık bir olaydır. Karmaşık sistemlerin yönetimi her seviyede yüksek derecede sorgulanmış ve ilişkilendirilmiş bilgi ve deneyim gerektirir. Olayın tümü anlaşılmadan parçalarının anlaşılması ve yönetilebilmesi olası değildir. Kullanılabilir yerel bilgi ve deneyim eksikliğine ek olarak kamuoyundan gelen baskıların da etkisiyle neredeyse kiralanan ya da satın alınan helikopter ve uçak sayısına indirgenen orman yangınlarıyla mücadele stratejimizi yeniden ve “sıfır” dan başlayarak gözden geçirme zamanı gelmiştir. Giderek artan maliyetler durumu acilleştirmektedir. Artık hesaplamalarımıza yangın sayısı ve yanan alan büyüklüğüne ek olarak birim başı yangınla mücadele maliyetlerini de dahil etmek zorundayız.

Yukarıda verilen örnekler, böylesine bütüncül ve ekonomik yaklaşımı gerektiren bir alanda basit ve önemsizmiş gibi görünen parçalar konusundaki durumumuzu analiz etmeye yöneliktir ve buradan yola çıkarak daha karmaşık bileşenlerin de gözden geçirilmesinin alt yapısını oluşturma amacındadır. Önemli ya da önemsiz olduğu düşünülen bileşenlerden birinin yeterince anlaşılamaması toplam sonucun başarısı ve maliyetini olumsuz yönde etkileyecektir.

Karmaşık sistemler basit bileşenlerin toplamından ibarettir…

Yangınlar ormanlardan da önce vardı. Muhtemelen insanlardan sonra da olacaklar

Orman yangınlarının neredeyse tamamı insan kaynaklı;

Doğrudur! İlk sıra ormancı bilim adamları ve orman mühendislerine ait

Peşinden politikacı ve yöneticiler geliyor

Ormanda piknik yapan sade vatandaş ve anız yakan köylü sıranın sonlarında bir yerlerde olmalı

Umarım bu yazı bunu anlamamıza yardımcı olur.

 

 

MAKALE Yorumları

PROF. DR. TUNCAY NEYİŞÇİ
HAVADAN SUDAN
mail_outline : tneyisci@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

02.09.2021

Okunma Sayısı

942

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler