Şiir Seçkilerinden Bir Demet

Hüzün

Bir azgın boran eser
Gönlümün erişilmez ufkunda
Sarhoş gibiyim yine
Çökmüş üstüme efkar bulutları
Pişer kendi kendime yanlızlığım
Ağlar için için
Sevdamla yaktığım kor yürekler
Çaresiz minik bir kuş kanadındaki çırpınış gibi
Çarpar deli deli, kalbimin sert kayalıklarına
Yine isyanlarıda dolaştım
Kuytuluklar başıboş ve sensiz
Söz dinlemez yitip giden zaman
Söz dinletemedim gözümde buğulanan hatıralarına
Hadi gel artık
Ya ellerinle gögsümü
Kopar al kalbimdeki kanlı hüznü
Ya da yitirmek istiyorsan beni
Baş başa bırak benimle beni
Bir ben, bir kendim, bir de hüznüm
Yeteriz birbirimize
Beraber karanlığın sonsuz ufkunda yitip giderken.

Bilal YILMAZ
YİNE DOSTTAN HABER GELDİ

Yine dosttan haber geldi
Dalgalandı taştı gönül
Yar elinden kevser geldi
Derya gibi coştu gönül

Kılavuzum Şah-ı Merdan
Çevresi dopdolu nurdan
Şunda bir hercayi  dosttan
Neylersin, vazgeçti gönül

Sır Ali'deki sır idi
Seyr edeni sever idi
Ben kulu da kemter idi
Pir aşkına düştü gönül

Açıldı bahçenin gülü
Öter içinde bülbülü
Dost elinden dolu dolu
Sarhoş oldu içti gönül

Pir Sultan'ım bir gün göçer
Er olan ikrarın güder
Ceset bunda seyran eder
Çün Hakk'a ulaştı gönül

Pir Sultan ABDAL
İLLERİ VAR BİZİM İLE BENZEMEZ

İndim seyran ettim Firengistan'ı
İlleri var, bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var, bizim güle benzemez

Göllerinde kuğuları yüzüşür
Meşesinde sığınları böğrüşür
Güzelleri türkü söyler, çığrışır
Dilleri var, bizim dile benzemez

Seyr edüben gelir Karadeniz'i
Kanları yok, sarı sarı benizli
Öğün etmiş, kara domuz etini
Dinleri var, bizim dine benzemez

Akılları yoktur, küfre uyarlar
İmanları yoktur, cana kıyarlar
Başlarına siyah şapka geyerler
Beyleri var, bizim beye benzemez

Karac'oğlan eydür, dosta darılmaz
Hasta oldum, hatırcığım sorulmaz
Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri var, bizim ile benzemez

KARACAOĞLAN
YALNIZ BİR OPERA

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu. 
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.

Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. 
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.
Altına saat:16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri. 
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. 
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk. 
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun 
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet. 
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır olmuş
Saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri... 
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler... 
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

Murathan Mungan
YAŞAMAYA DAİR

                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                                                     1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                      1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazım Hikmet
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

   Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ard- arda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...          
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana
   Bir bu yana...

   Seni bağırabilsem seni,
   Dipsiz kuyulara,
   Akan yıldıza,
   Bir kibrit çöpüne varana,
   Okyanusun en ıssız dalgasına
   Düşmüş bir kibrit çöpüne.

   Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
   Yitirmiş öpücükleri,
   Payı yok, apansız inen akşamlardan,
   Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
   Seni anlatabilsem seni...
   Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
   Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed ARİF
Asi Bir Küheylan

Ben sazımı kılçadırların boynuna asıpta öyle gelmişem buraya
Yavri yavri
Ölürsem iradi ölürem
Harlanmış bir kılıca alnımla dokunur gibi
Asi bir Küheylanam
Gözlerini benden ayırma
Kırılıp düşerem sonra kimse bakmaz yarama
Bana ne getirmişen Cico
Karda çürümüş sümbül soğanlarımı
Yoksa tozkaldıran taylarımı
Dargeçitlerdemi kanatmışan
O göçebe sevdamızın yamacına
Şimdi kimler konmada söyle
Yavri yavri
Söyle kınalı kuzun nerde
Onu hangi soysuzun sürüsüne katmışan
Asi bir Küheylanam
Mahmut vurma döşüme
Delerem bu duvarları delerem
Jandarma kavuşmaz peşime
Benki dipsiz uçurum boylarında
Paramparça olmuş ölmemişem
Benki huysuz nehir yataklarında
Yaralarımı çamurla sıvamışam
Nasıl sığaram düşündünmü
Şu altı adımlık tosbağa voltasına şimdi
Yavri yavri
Dağları çıldırtan öykümü
Ben bu demirlere dişlerimle yazmışam
Asi bir Küheylanam
El süremezler yeleme
Bırak yırtılayım bırak, gem vurma benim dilime
Hüznün duvarlarında
Sıvası dökülmüş bir yer vardır bilirmisen Yavri
Bilirmisen çiçekler çentik çentiksolar
Bu gevur ölüsü akşamlarda
Bırak gözyaşlarımın açtığı çukurlar öylece betonda kalsın
Donansın peşime bi metelik etmez bu sırtlan adımları.Donansın
Yavri yavri
Şapkam namusumdur
Koma buralarda koma
Tespihim dağılmasın
Asi bir Küheylanam
Kesmez beni bu acılar
Beni vursada bu puştlar
Ancak sırtımdan vururlar

Yusuf Hayaloğlu
MED-CEZİR

Yine gün batıyor bak,

Beydağları kararmaya başladı,

Yarım yamalak ışıkları ile falezler,

Sanki sensizliğe gömülüyor...

 

Her zamanki masamızda,

Aynı manzarayı seyrediyorum,

Tek fark sensizliğim,

O yüzden heryeri kapkara görüyorum.

 

Ne Rakı'nın,

Ne de Grida'nın tadı var,

Garsonlar bile gülüyor yalnızlığıma,

Kalkıp gidiyorum,umurumda mı rakı..

 

Önünden geçiyorum Talya'nın

O güzellikleri anımsıyorum,

Yakamozlarda seni görüyorum,

Gel, gel artık, bekletme, özlüyorum...

Erdoğan Kahya
KUMRALIM

Dün, çıkageldi bir kumral ansızın,

Işıl ışıl gözleri, saçları alnına düşmüş,

Yanakları al, al,

Şiirler sanki onun için yazılmış...

 

Ardı ardına yakıyor sigaraları,

Huzuru kadehlerde arıyor benim gibi,

Mutlu mu?

Değil mi belirsiz,

Elleri sevgi diliyor benim gibi...

 

Rüya aleminden çıkageldi sanki,

Sanki tanrı gönderdi o kumralı,

İçimdeki beni tanıdı sanki,

Neyleyim bir gördüm,bir kaybettim o kumralı.

Erdoğan KAHYA
FOTOĞRAF

Fotoğrafını aldım karşıma dün,

Fotoğrafınla konuştum.

Gözlerinde ayrı bir güzellik,

Gülüşün daha bir sevecen...

 

Dudakların pembe rujuyla,

Öpülmeye hazır gibi,

Karşımdaki fotoğrafın değil,

Sanki sen gibi...

 

Eğildim dudaklarına, öpmek istedim,

Kurumuş pınar gibiydi,

Sonra hatırladım sen olmadığını,

Fotoğrafını al'dım karşıma dün ,

Fotoğrafınla konuştum...

Erdoğan KAHYA
İNATÇI SEVGİLİYE

Canımsın diyorum, inanmıyorsun.

Aşığım diyorum,umut vermiyorsun,

Ey inatçı sevgili sen,

Niçin acılar içinde öldürüyorsun ?...

 

 

Nil' in yönünü değiştireyim istersen,

Yağmurlar yağdırayım,şimşekler çaktırayım.

Ufuktaki güneşi kucağına getireyim,

Rüzgarı kasırgaya çevireyim istersen...

 

Dilimi dağlayayım senin için,

Aşkını anlatamasın istersen,

Eteklerinin dibinde öleyim,

Ne olur yum gözlerini bir kere öpeyim...

Erdoğan KAHYA
HER SABAH

Her gecenin sonunda gün doğar,

Yeni umutlarla beraber,

Ve her gecenin sabahında ben,

Seni sayıklayarak uyanırım...

 

Eğil bir kere bak yüzüme,

Yılların yorgunluğu,bezginliği,

Seni hayal kırıklığına uğratmasın,

Çünki, her gecenin sabahında ben,

Seni sayıklayarak uyanırım.

 

Aldırma sen bana,ben hep böyleyim

Deli gönlüm yalnızlığı ile coşar,

Gönlümde senin yerin başka,

Çünki ben; her gecenin sabahında,

Seni sayıklayarak uyanırım...

Erdoğan KAHYA
BİR MEÇHULE

Hatırlıyor musun ilk tanıştığımız günü?

Seneler, seneler önceydi,

İpek san saçlarındaki esinti,

Yeşil gözlerindeki aşk ateşi,

O şen kahkahaların,

Hala kulaklarımda çınlıyor...

 

Hatırlıyor musun ilk elimi tuttuğun günü?

Dudaklarım titriyordu,

Dizlerimin bağı çözülmüş,dilim tutulmuştu,

Heyecandan ölüyordum...

 

Sanki bir rüyaydı tanışmamız,

Kalbimdeki kuş misali kıpırtılar,

Duygu seline kapılmış,oradan oraya sürüklenirken,

Hep, neşe dolu sesinle uyanıyordum .

 

Rüya da olsa yaşam sevinci verdin bana,

Aşkı, sevgiyi seninle tattım.

Sen olmasan ne yapardım ben?

Bu koskoca,ama yapayalnız dünyamda...

Erdoğan KAHYA
CAMBAZ

Yine geldi bugün,yanaklarımdan öptü,

Ama dostca,sanki birşey olmamış gibi,

Oysa ben beklemekte,

Bir kere olsun sevdiğini söylese.

 

Ne mümkün; o inat, ben inat,

O sevdiği halde çekinmekte,

Ben sevdiğim halde söyleyememekte,

Tıpkı, cambazlar gibi bir ipte.

 

Oysa söyleyebilsek sevgimizi,

Aşkın doruğuna ulaşsak birlikte,

Ve inat olsun diye :

Haykırsak sevgimizi...

 

Ne mümkün; o inat, ben inat,

O sevdiği halde çekinmekte,

Ben sevdiğim halde söyleyememekte,

Tıpkı, cambazlar gibi bir ipte.

 

Erdoğan KAHYA
Adı henüz konmadı

Hani iftardayken
Kulağınız ezanda
Gözünüz zeytinde
Eliniz suda olur da
Oruç açamazsınız ya
 
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
 
Hani arife gecesi bayramlıklarınızı
Başucunuza koyar
Defalarca uyanıp uyanıp bakarsınız da
Bir türlü sabah olmak bilmez ya
 
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
 
Hani“bak erkek olacaksın”
Diyerek sizi sünnete razı ederler de
Kafanızda yastığa iliştirilen takılarla
Oyuncak yatırımı yaparsınız ya
 
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
 
Hani uzun boylu bir öğrencinin
En ön sıralarda oturabilme hayali olur da
Hep öğretmence izin verilmez
Arkalardan sesini duyurmak zorunda kalır ya
 
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…

Afife DEMİRTAŞ
Denizin mavisi…

Bu gece hava puslu yine

Beydağları görünmüyor bile,

gecenin bağrından dökülüyor yıldızların gölgesi…

saklıyor seni karanlığın kaybolmuş pusları içinde

                                                          denizin mavisi…

 

Ruhumu rehin verdim o maviliklere,

Artık mavidir rengimiz bizim şimdi

Işıklar bile yetmiyor yüreğimizi aydınlatmaya

Sevgi yumağı bürümüş her yerimizi,

Fısıltı ile karışık aşk nağmeleri söylüyor

                                                           denizin mavisi…

 

Yakamozların dansıyla oynaşır yıldızlar,

Gülüşler gizlidir dolunayın ardında,

Bir tebessümdür; getirir seni bana

Sarmalar seni gecenin maviliğinde dans ederken ruhlarımız

karışır nefesler tek bedende tek ruh gibi

                                                            denizin mavisi…

 

Uyanmak bir seher vakti seninle,

Dağların yamaçlarında tan yeri ağarırken,

Huzurun doğuşuna tanık olmak sevgili

sarılsam soğuk havanın sıcağına sana olan özlemimle

                                                           denizin mavisi…

 

“Bitmeli” diyor şair bu masal; vakti geldiğinde…

Kanasa da durmadan yarası, zulüm olsa da aşkı

“Yok olmayı bilmeli” diyor… bitmeyi bilmeli perde kapandığında…

Tek bitmeyen; mavinin derinliğindeki sır kalmalı

                                                           denizin mavisi…

 

Bitti de aslında şairin dediği gibi,

Umutları, bütün sevgileri yüreğimden alıp götürdü,

Ne yıldız kaldı, ne gölgesi, ne de yakomozlar,

Hayat bitti, yaşam anlamsız, geride kalan sana özlemimdir

                                                                 denizin mavisi

OLUR MU HİÇ ?

Gül dikensiz,

Aşk sitemsiz,

Gönül sensiz,

Olur mu hiç?

 

Deniz kumsuz,

Beden ruhsuz,

Yollar sonsuz,

Olur mu hiç?

 

Biraz güneş,

Biraz bulut,

Sonra beni

Hemen unut...

 

Biraz yağmur,

Biraz dolu,

Gerçek aşkın

Sonu bu mu?

 

Yatıp kalkmak,

Yiyip içmek,

Sonra kaçmak

Olur mu hiç?

 

Bal peteksiz,

Dal çiçeksiz

Günler sensiz,

Olur mu hiç?

 

Keman telsiz,

Yağmur selsiz,

Günler sensiz

Olur mu hiç?

 

Biraz güneş,

Biraz bulut,

Sonra beni

Hemen unut...

 

Biraz yağmur,

Biraz dolu,

Gerçek aşkın

Sonu bu mu?

 

Yatıp kalkmak,

Yiyip içmek,

Sonra kaçmak

Olur mu hiç?

Erdoğan Kahya
Ölümüne Demlenen Adam/Aşk

Kırılan tüm şehirlerde yamalı kaldı adı.

Duvarlarda bakışlarından kalma izler Adam,

Söyle hangi damlada büyüttün hüznünü.

Kaçırılan zamanlara tarih yontulur şimdi

Senin gözlerinden tarih okunur.

Bir nefes varsa/kaldıysa,

İçine çektiğin kadar işte rüzgar

Doldur Kızıl topraklar gibi içtiğin hayata.

Ölüme tuzaktır/sırra kadem.

İnsan sanır ki kendi acısının adaşı yoktur.

Demlen Sevda buharı/köz dudağı/göz yanığı

Kaç mevsimi eskitti üzerinde bir zaman uğruna can taşıdığın…

Gülhan BULUT

Gülhan BULUT
YOK

El ederim imdadıma yetişmez

Bende derman nazlı yarda iman yok

Korkarım ki yaralarım bitişmez

Lokman gelse em çalacak zaman yok

Kırcı yedi yeşillerim allarım

O yüzdendir gazel döker dallarım

Yıllar yılı boşa mendil sallarım

Yar yanında sığınacak liman yok

Gün dönmeden bağlarımı bozdular

Can vermeden mezarımı kazdılar

Başucuma “Sahipsizdir” yazdılar

Okursa yar bundan iyi roman yok

Yoğu alıp var eyledim kendimden

Kendim satıp kar eyledim kendimden

Dile düştüm ar eyledim kendimden

Dağlar gâvur saklanacak duman yok

Sıyırdım hicabı ardan usandım

Feryattan figandan zardan usandım

Kocaldım küçüldüm yardan usandım

Gelsin cancı öz canıma aman yok

Yusuf ÖZCAN
UNUTTUM

Yeşilbaş ördeği allı turnayı

Unutamam derdim unuttum işte

Şeker pınarını telli kurnayı

Unutamam derdim unuttum işte

 

Dağları dolanan tozlu yolları

Çamlarla bezeli nazlı yolları

Âşıklar tepesi gizli yolları

Unutamam derdim unuttum işte

 

Dallarla sevişen serin suları

Yüreği sır dolu derin suları

Tutun yad ellere verin suları

Unutamam derdim unuttum işte

 

Suları coşturur dağların buzu

Yaylada koşturur koyunla kuzu

Çiğdemi çiçeği gülü nevruzu

Unutamam derdim unuttum işte

 

Ne yakını belli ne de ırağı

Bilmem nerde dur bilmezin durağı

Saçlarımı sarıverdi kırağı

Unutamam derdim unuttum işte

 

Gönlümün dağını yangınlar sarsa

Yanılıp Özcan’ım kapılmaz hırsa

Sevgiliyi hatırlatan ne varsa

Unutamam derdim unuttum işte

Yusuf ÖZCAN
DELİ ÇOBAN

Yanmadık ne kaldı ey deli çoban

Yüreğime suyu dök de gidelim

Dertlerim dam boyu saklar mı aban

Uzan ellerinle bük de gidelim

 

Bırakmaz yakamı kader sarılır

Gözyaşlarım toprak ile karılır

Dokunmadan kemiklerim kırılır

Topla bir tenhada yak da gidelim

 

Gezdiğim dağlardan murat almadım

Yar mı var ki kapısını çalmadım

Keder beni buldu bir gün gülmedim

Gönül penceremden bak da gidelim

 

Sanma ki “Yetimi” söyler neşeden

Bir rüyadır beni sana eş eden

Uğrun uğrun bakma öyle köşeden

Beynime çiviyi çak da gidelim

               

        

                Ahmet YETİM/YOZGAT

Ahmet YETİM
Gülerken ağlamak

Gülerken ağlamak

 

Seven nasıl bilmez ahdı amanı

Boynuna urganı atar etmişsin

Şakıyorken bülbül gonca zamanı

Bir karaçalıda öter etmişsin

 

Umudunu kesip çekip gitmeden

Vuslatını düşün ömür bitmeden

Çeker mi çekmez mi hesap etmeden

Derdi dert üstüne katar etmişsin

 

Şimdi koca dağın dumanlı başı

Kâbusa dönüşmüş hayali düşü

Dokunsan akıyor gözünün yaşı

Her ne etmişsen yeter etmişsin

 

Deli gönlü bulandırma durulmaz

Enkazın üstüne bina kurulmaz

Gönül yongasına ateş vurulmaz

Ocaksız bacasız tüter etmişsin

 

Bunca olanları siliyor musun

Hazani ağlarken gülüyor musun

Neler ettiğini biliyor musun

Özcanı Eyup’tan beter etmişsin

 

 

                         Erdoğan BEKTRAŞ/YOZGAT

Erdoğan BEKTRAŞ/YOZGAT
Güzellik Özümüzde

Güzellik Özümüzde

 

Bir alaycı göz ile bakma sokaklarıma,
Onlar huzur beşiği, onlar benim ilacım
Çamuru çiçek gibi konar şakaklarıma,
Bulvar cinayetleri, cadde benim yabancım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Benim kerpiç kokulu görkemsiz yapılarım
Her konuğa açıktır destursuz kapılarım,
Ah! Uhdeme onansa, verilse tapularım
Bir panayır ruhuyla boy verecek inancım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Her nimete hamdettim, ne soyundum, ne soydum
Her gece yorganımı kefen bilip uyudum
Kibri törpüledim, dünyaya çoktan doydum
Tefekkür; derin hülyam, başlar gönlümde sancım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Şu gördüğün arazi senin gözünde kıraç
Kaç açıdan baktın ki, bir de kalp gözünü aç
Riya bana uğramaz, fesatlık bana muhtaç
Yol bilene düz olur heybetli sarp yamacım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Şu çıplak dağlarım ki, şefkatin ana yurdu
Kendini sıka sıka hep testimi doldurdu

Kolsuz kanatsız gezen solucanı doyurdu
İster yanımda yoldaş, ister olsun davacım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Ciddiyet bende mazbut, cilveler hepten ırak
Niyazımla gülümser, karşılar beni şafak
Alnım tayyareye park, yüzüm kardan daha ak
Namusumun uğruna çıkar kından kılıcım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Burda kadın iffettir, allı morlu boyanmaz
Kelle şerefe kalkan, bizde nefis uyanmaz
Şatafat ruhu boğar, buna mümin dayanmaz
Hiçbir heves uğruna edep savurmaz sacım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.

Şu şapşal kılık ile şöyle bir silkelensem
Bir an gaflete dalıp, azıcık öfkelensem
Yırtsam mahremlerimi, kalınlaşır ki ensem
Almanya’dan yar gelir olur başımda tacım
Ayşe’min sadakati dünyaya bedel bacım.

En leziz aşım ekmek, en keskin içkim ayran
Tek koşul güdülmeden günüm yarına hayran
Nilüferler yüzüyor usaremde her bayram
Üryan plajlarında taş kesilir kulacım
Ben böyle arzuları ateşe bastım bacım.

Arz’ı yırtarak gelir, özde demetlenir Nur
Çorak topraklarımda o Nur, onur doğurur
Bizden türeyen nesil bu hamurla yoğrulur
En kudsî hadis ile mala çalar sıvacım
Çehresine aldanma; işte sılam “bu” bacım.

(Taşova, 21.02.2007)Fesih AKTAŞ/AMASYA

Fesih AKTAŞ
YAR YAR

Yadigâr ettiğin zülüf telinden
Yumak yumak sevda örmekteyim yâr
Kokundan duvaklı seher yelinden
Vuslat saatini sormaktayım yâr

Ruhun bende amma cismin ırakta
Hasretler içinde kaldım merakta
Sensizliğin savurduğu firakta
Başımı taşlara vurmaktayım yâr


Kâbuslar üstüme korku salsa da
Özlem ciğerimi söküp alsa da
Her gece kapımı elem çalsa da
Bu düşü hayra yormaktayım yâr

Bu nasıl bir yakış nar mı diyerek
Erkekler ağlarsa ar mı diyerek
Canandan bir haber var mı diyerek
Her gelip geçenden sormaktayım yâr

Selleri yükledim gözümde yaşa
Sevdamızı yazdım dağ ile taşa
Yürekte sızıyı saklaman boşa
Seni de yangında görmekteyim yâr

Hüzünlü çalıyor yine şarkımız
Derviş yasta viran oldu barkımız
Kolay dönsün diye gönül çarkımız
Yağ edip gözyaşım sürmekteyim yâr

 

Şemsettin DERVİŞOĞLU/ADIYAMAN

Şemsettin DERVİŞOĞLU
Zamanı geldi

Gönülden geçeni kaleme alıp
Gerçeği yazmanın zamanı geldi
Milli davalarda tek yumruk olup
Oyunu bozmanın zamanı geldi.

Bu toprak üstünde eğilmez başım
Uğruna can verir her vatandaşım
Yetmiş beş milyonun hepsi gardaşım
Kol kola gezmenin zamanı geldi.

Haykıralım göğsümüzü gererek
Gerekirse canımızı vererek
Hainlerin defterini dürerek
Sorunu çözmenin zamanı geldi.

Ne suçu vardı ki Şehit Okan’ın
Gel de duyarsız kal varsa vicdanın
Askere, polise kurşun sıkanın
Kökünü kazmanın zamanı geldi

Kulak verin beyler mevzu çok derin
İsterseniz beni çarmıha gerin
Bayrağa, kem gözle bakan itlerin
Başını ezmenin zamanı geldi.

Fikret kim diyorsan, Erzurumlu’yum
Ben Nine Hatun'un öz torunuyum
Mademki bu toprak vatanım yurdum
Uğrunda ölmenin zamanı geldi.

 

 

Fikret CENGİZ/ERZURUM

Fikret CENGİZ
YÜREK BUZ BAĞLAMIŞ

Nedendir bilinmez gözüm yaştadır
Derde derman bulmaz akıl başta mı
Yaşadım bir ömür yıllar boştadır

Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı

Neşeden sevinçten çektim elimi
Dünya kelamına sustum dilimi
Kime dert yanayım garip halimi

Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı

Muradım almadan geldim giderim
Yaşanan yazıdır kime ne derim
Ayrılmaz yakamdan kötü kaderim


Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı


Sancılı yarınım dertlere gebe
Nafile mutlara verdiğim çaba
Döndü tüm umutlar döndü seraba


Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı

Tek muradım tezden gitmek dünyadan
Duysun bu çağrımı duysun YARADAN
Sevdâyi'yim bıktım bahtı karadan

Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı

                             12/08/2007

 

                Sevilay ŞAHBAZ /İSTANBUL

Sevilay ŞAHBAZ
BİLMEZDİM NİCE YANDIĞIM

Bilmezdi(n) nice yandığım
Gece gündüz hep andığım
Gelir diye aldandığım
Sırra kadem uçtu(n) gitti(n) .

Astı(n) gönlüme fermanı
Göstermedi(n) dermanını
Vuslata erme zamanı
Küllerini saçtı(n) gitti(n)


Düşlerime düşen melek
Geceme göz sevdama renk
Dileğimdi(n) Tanrıdan tek
Duba yelken açtı(n) gitti(n)


Gülşenine giremeden
Bir top gülün deremeden
Mah yüzünü göremeden
Aşka ömür biçti(n) gitti(n)

Saçına güller takmadan
Bir hatıra bırakmadan
Ardına bile bakmadan
Hışım ile geçti(n) gitti(n)

Tatmadan aşk ülfetini
Yaşadım hep gurbetini
Ayrılığın şerbetini
Bir yudumla içti(n) gitti(n)

 

 

Dursun ELMAS /TOKAT

Dursun ELMAS
Aklıma Tükürdüm

Aklıma tükürdüm binlerce kere
Sevdiğim sırrına ermiyor diye
Şöyle yüzükoyun yatırdım yere
Kırk fikrin birinde durmuyor diye.

İvedi sözleri ip'den koyurdum
Başıboş bıraktım hep den koyurdum
İnan ki temelden dip'den koyurdum
Tesiri sineni yarmıyor diye.

Gözüne mil çektim kör duyguların
Seni hissetmeyen hür duyguların
Ne suçu var deme yâr duyguların
Şu bende ki seni görmüyor diye.

Düşünceler tir tir titredi durdu
Önümde diz çöküp boynunu burdu
Öfkem hepsine de kelepçe vurdu
Gülüm hayalini kurmuyor diye.

Oturaklı sözler yerinde ağır
Duyulmaz ne kadar bağırsan bağır
Şu arsız zamanı eyledim sağır
Bizi düşünürken durmuyor diye.

Almanya/Şerafettin HANSU

Şerafettin HANSU
İsyankâr Dil Yarası

Düşmeseydim dalımdan; nazla dudak bükmezdim
Sararıp solmasaydım; dalda hazan dökmezdim
Kırmasaydın kalbimi, hırsla tutup sökmezdim!
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar yıl karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!

Senli düşler kurarken; efsun oldu anılar
Sanma ki unutmuşum; yürek yakar sanılar
Belleğimde bir düğüm; yumru olur tanılar
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar kul karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!

Yağmur olmuş gözyaşım; damla damla akarken.
Ruhlar mana iklimi, maviliğe bakarken
Sevgi aşka tutunup, kıvılcımı yakarken
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar yol karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!

Yakıyor ta özümü; son veda edişlerin
Beni benden alıyor, sebepsiz gidişlerin
Darmadağınık ömür, zamansız bitişlerin
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar nil karası.

Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!  

Sitemlerim kendime; intizarım sanadır!
Ah gururun uğruna, tükettigin anadır
Ömür yitip giderken, vefasız zamanadır
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar zul karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!

O efsunlu tutkumla; ruhuna aşkla dolsam
Sonsuzluğa uzanan, canda sevgilin olsam
Yalnız senin, gönlünde! Yâr kollarında solsam
Dolsun ruhlarımıza, doyumsuz gül sefası.
Kalbe mihman olmasın, sorumsuz dil yarası!  

05.06.2008

Fatımâ Hümeyrâ Kavak- Almanya

 

Fatımâ Hümeyrâ Kavak
Bir Ben Yanan Bir Sen Yanan

Küsme bana ömür sevdam ölürüm
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Bunca sene ne çektim ben bilirim
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek

Ateş olsam yağmurlarla sönerim
Dünya olsam kuraklığa dönerim
Uç deseler toprağına konarım
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek

Dertlerimi sandıklara düreydim
Güzelliği yollarına sereydim
Ne olurdu bir sefanı süreydim
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek

Biliyorsun bakışımdan anladın
Gözlerimde son damlaydın damladın
Bilmem bana bilmem kime ağladın
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek

Son ışığı beraberce söndürdük
Sessiz sessiz başımızı döndürdük
Zorda olsa bu duyguyu öldürdük
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek

Fatma ARAS /  İstanbul

Fatma ARAS
Ağlama qerenfil

Ey, Vatan ganına boyanan çiçek,
Gör, neler getirdi başına felek.
Ey, bütün güllerden gıymetli, baha.
Seni and verirem Şehid ruhuna
Ağlama gerenfil, ağlama daha.

Feryadın yetişdi Güneşe, Aya,
Derdlerin gelmedi hesaba, saya.
Akan gözyaşların döndü deryaya.
Son goy bu naleye, son goy bu aha,
Ağlama gerenfil, ağlama daha.

Ağlama, onsuz da üreyim gandır,
Dünya gözlerimde gara dumandır.
İntigam hissiyle, çevir, amandır
Düşmanın gelbini bir nişangâha,
Ağlama gerenfil, ağlama daha.

Ağlama goy senin haglı gezebin,
Son nidası olsun geyzin, esebin.
Senin ki, böyükdür eslin, nesebin.
Bağla ümidini böyük Allaha
Ağlama gerenfil, ağlama daha.

Ağlama gerenfil, düşmeni ağlat
Ölmez şehidlerin ruhunu yaşat.
Bir gün güldürecek bizi de heyat-
Kalgımız çıkacag nurlu sabaha,
Ağlama gerenfil, ağlama daha.

 

   Elnare Shems /Bakü - Azarbaycan

Elnare SHEMS
Kumru

Bir kumru girer düşlerime

Senin kokunu taşır

Mevsim bahar

Ve ben

Sensizlik çemberindeyim

 

Belli belirsiz bir melodi

Alıp getirir seni uzaklardan

Kar düşürür içime

Bu sıcak Akdeniz kenti

Üşütür beni

 

Dalıp giderim hülyalara

Sağanak yağmur olur anılar

Gizler gözyaşlarımı

Tam ismini mırıldanacağım an

Bir kumru usulca sığınır yüreğime

 

 22.05.2008 Naim Tuncalı

Naim Tuncalı
AĞALAR BİLİR

AĞALAR BİLİR

 

Tezgâhtan anlamaz Pazar etmeyiz

Malın iyisini ağalar bilir

Çanağa tekneye nazar etmeyiz

Yalın iyisini ağalar bilir

 

Gönü gömlek diye garip soymadık

Yetimin hakkını yiyip doymadık

Kovana peteğe haciz koymadık

Balın iyisini ağalar bilir

 

Ekmek için inim inim inleriz

Hortum kılıf öğrenmedik canlarız

Kuyruklu kumaştan biz ne anlarız

Şalın iyisini ağalar bilir

 

Yıllara hükmeden üç beş dakkayı

Sahte ihaleyi gizli cukkayı

Bozuk teraziyi eksik okkayı

Alın iyisini ağalar bilir

 

Bir defa uğramaz yanına kıran

Mutlaka bulunur derdini saran

On senede on bir kocaya varan

Dulun iyisini ağalar bilir

 

Gözlerini tilki gibi süzecek

Batacak bankayı hemen sezecek

Paris’te eğlenip Nis’te gezecek

Kulun iyisini ağalar bilir

 

Son sözü söyleriz her daim başta

Bu yüzden kaldık ya Özcan’ım boşta

Avanta sunacak züppeye puşta

Yolun iyisini ağalar bilir

Yusuf ÖZCAN
Hüner

Hüner

 

Elli yıldır emekleyip yürürüm

Vah! marko paşalar inmez sırtımdan

Ocaklarda talazlanır dururum

Mangallar maşalar inmez sırtımdan

 

Vergi derler damga derler harç derler

Terimize tükenmeyen borç derler

Karşı çıksam bağışlanmaz suç derler

Gürgenler meşeler inmez sırtımdan

 

Bir ekmeği dokuz cana bölerim

Şükür eder bakanlara gülerim

Parmağımı boyar boyar silerim

Mühürler kaşeler inmez sırtımdan

 

Bakar kör elinde asa sayarlar

Çorbasız sofraya kâse sayarlar

Tökezlesem hemen masa sayarlar

Kadehler şişeler inmez sırtımdan

 

Kurtulamam çakal ile domuzdan

Zincir yerim kollarıma omuzdan

Süt isterler malak vermez camızdan

Rüşvetçi köşeler inmez sırtımdan

 

Yaktığım çıralar yarıda söner

Özcan’ım dediğim köşeyi döner

Bu vatan bizim ya yaşamak hüner

Alkışlar “yaşa” lar inmez sırtımdan

Yusuf ÖZCAN
Kâfir

Dediler ki gonca gülün derilmiş
Kar yağdı başıma kış'a bak kâfir
Dört kitap'ın hangisinde görülmüş
Şu bana ettiğin işe bak kâfir

Söyleme adımı sorma birinden
Yar yüzünden yâre aldım derinden
Değme yiğit kaldıramaz yerinden
Sineme vurduğun taşa bak kâfir


Geceleri uyku bilmez gözlerim
Seni değil sensizliği özlerim
Sığmaz oldu nerelere gizlerim
Dertlere saldığın başa bak kâfir

Bir eser kalmadı bahardan yazdan
Bülbülü şeyda'dan tatlı avazdan
Dizildi lokmalar geçmez boğazdan
Ağular kattığın aşa bak kâfir


Miskin derki azarlandım yerildim
Mesih gibi çarmıhlara gerildim
Revamıdır öldüm öldüm dirildim
Gözlerimden akan yaşa bak kâfir

Yusuf YILDIRIMER /YOZGAT
(Miskin)

Yusuf YILDIRIMER
Aşk Ayrılık Anlamaz

Bir gün bile senden ayrı kalırsam
Dökülür içime bir azgın nehir
Yâd ellerde melül mahzun olursam
Kabaran ruhumda dinmez med-cezir


Çiçeklenir ismin dudaklarımda
Gül kokulu sesin kulaklarımda
Derman olmasa da ayaklarımda
Âhımla tutuşur bu mahzun şiir

Daha başlamadan bitsin ayrılık
Bizden çok uzağa gitsin ayrılık
Tak etti canıma yetsin ayrılık
Gördüğüm rüyalar hep sana dair


Zalimdir bu gurbet beni bırakmaz
Gözümden boşalan yaşlara bakmaz
Karanlık geceme bir ışık yakmaz
Bu gurbet çiledir, bu gurbet kahır

Gönlüm pâre pâre kanadım kırık
Yüreğim perişan aklım karışık
İzin ver Allah’ım dönsün de artık
Yücelsin sılada şiirle şair

 

 

Yusuf DURSUN/İSTANBUL

Yusuf DURSUN
Kâfir

Kâfir

Dediler ki gonca gülün derilmiş
Kar yağdı başıma kış'a bak kâfir
Dört kitap'ın hangisinde görülmüş
Şu bana ettiğin işe bak kâfir

Söyleme adımı sorma birinden
Yar yüzünden yâre aldım derinden
Değme yiğit kaldıramaz yerinden
Sineme vurduğun taşa bak kâfir


Geceleri uyku bilmez gözlerim
Seni değil sensizliği özlerim
Sığmaz oldu nerelere gizlerim
Dertlere saldığın başa bak kâfir

Bir eser kalmadı bahardan yazdan
Bülbülü şeyda'dan tatlı avazdan
Dizildi lokmalar geçmez boğazdan
Ağular kattığın aşa bak kâfir


Miskin derki azarlandım yerildim
Mesih gibi çarmıhlara gerildim
Revamıdır öldüm öldüm dirildim
Gözlerimden akan yaşa bak kâfir

Yusuf YILDIRIMER /YOZGAT
(Miskin)

Yusuf YILDIRIMER
Nazlım

Nazlım
Dedin ya…
Nazlarım hep sana
Kimseye naz yapmadım
Senden başka
Baba......

 

Şule ÖZTÜRK/GÖLCÜK

Şule ÖZTÜRK
Sofi

Gel sofi düşkünle eyleme alay
Bu kaygan yollarda gezde göreyim
Dağ başında derviş görünmek kolay
Küfrün deryasında yüz de göreyim


Kusur araştırmak benlik getirir
Benlik her bir şeyi anda bitirir
Hoş görmek insanı Hakka götürür
Bu güzel hasleti öz de göreyim


Zamane mi bozuk zaman mı bozdu
İblis mi azdırdı kullar mı azdı
Bizden midir yazgı Mevla’mı yazdı
Kaderle kazayı çöz de göreyim

Her sözü beşeri kulakla duyma
Yusuf’u Kenan ol nefsine uyma
Yol göster şaşkına incitip kıyma
Hakk’ı can içinde sez de göreyim

Çare olamazsın sen aciz kulsun
Sus ki acı sözler içinde kalsın
Bir tebessüm kıl ki sadakan olsun
Manayı mantıktan süz de göreyim

Sofi aşk ehline harap mı dersin
Nefsin sağ kendine turap mı dersin
Gözler yaşarmadan Yarap mı dersin
O aşk ile yan ki toz da göreyim

Mecnun Leyla diye hayaller kurma
Başka sevdaların üstünde durma
Efsane aşklarla kafanı yorma
Aşkı sende yaşa yaz da göreyim

Hazani gör kimin yar dediğin yar
Sen Kerem değilsin etme ahu zar
Pervaneler gibi semahın mı var
Çarka gir ki canı köz de göreyim.

Erdoğan Bektaş/YOZGAT

Erdoğan Bektaş
DÜN GECE

DÜN GECE

Bir şiir okudum, dün gece
Kelime kelime, hece hece

Antika mı antika
Değerli mi değerli
Güzel mi güzel
Şirin mi şirin
Lâkin….
Adı yoktu
Şairinin

Ziya Öztürk

Ziya Öztürk
Sana Şiirler Adadım

Sensizliğin mavzerini taşımaktan
Öyle yorulmuştu ki yüreğim
Yalnızlık basmıştı tüm mevzilerimi
Acının ilmiklerinden geçip
Ne zaman başımı kaldıracak olsam
Ölümü dokuyan Azrail’le karşılaşıyordu gözlerim

Yasladıkça başımı yalnızlığın göğsüne
Duymaktan yorulmuştum çöl sessizliğini
Nice bedeviler iz bırakmış olsa da ruhumda
Ben sadece sana şiirler adadım


Cehennemleşen sessizliğine inat
Sevdanın nakkaşı lal kelimeler
Hiç yakışmamıştı bir insana bu kadar
Gözlerinin yeşiline mıhlanan hüzne isyan
Pas tutmaktaysa eğer yüreğin
Sevdamın depremleri yıksın yalnızlık mabedini

Yalnızlığın gölgesinde
Gövermiş yeşil bir sürgündü sana sevdam
Hasretimin imbiğinden damıtılmıştı umut
Şiirli bir sevdaydı seni yaşamak..
Sevdazan olup döndükçe yörüngende
Sana doğup sende batmaktaydı aşk…

Gökkuşağının huzmelerinden süzülüp geldim sana
Labirentin sonundaki ışık benim paradokslarım
Tüm yalnızlığını soyunup gel bana
Panzehirin olayım kadınlığımla…

Nurten ABA/İSTANBUL

Nurten ABA
KADINDIR

Yaratıldı Havva Âdem’in eşi
Yaratılan Hâkkın kulu kadındır
Dünyada türedi erkekle dişi
İnsanlığın doğru yolu kadındır

Dört büyük peygamber, dört büyük kitap
Dördünde, lütuftur kadına hitap
Meryem’in nuruyla İsa bir etap
Yüceden yüceye ulu kadındır

Sırrı hakikattir kadının yeri
Hatice enbiya, Muhammed eri
Zikredildi kal-u bela’dan beri
Hayatın meyvesi, dalı kadındır

Hâk yarattı devden çelimsiz cüce
Kadınla ulaştırdı sınırsız güce
Cennet-i ala’nın hurisi yüce
Sevgi yumağının tülü kadındır

Ezelden ebede kalpte var olan
Acıyla boşalıp, sevgiyle dolan
Kadir kıymet bilmez ellerde solan
Gönül bahçesinin gülü kadındır

Misk-u amber kokan yar nefesi var
Tarlada bir ırgat, evinde bir yar
Yuvanın bekçisi, namusu ar
Yaşamın, umudun hali kadındır


Helal sütü ile kaynayıp coşan
Nesilden nesle zor engeller aşan
Cepheden cepheye mermiyle koşan
Cephane taşıyan eli kadındır

Yaşanan hayatın güzel yarısı
Sultanın anası, paşa karısı
Mansur’un gönlünde petek arısı
Türlü derde derman balı kadındır

Mansur Ekmekçi 27.02.2005/ADANA

Mansur Ekmekçi
ENDİŞE (gelmezsin)

Dün akşam dağları duman bürüdü

Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin

Sis altında umutlarım çürüdü

Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin

 

Sen bilmezsin Bozoklar’ın kışını

Kurtlar tutar belenlerin başını

Çığ sürükler toprağını taşını

Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin

 

İhmal olma çabuk davran aman ha

Geçit vermez Muslubelen yaman ha

Hazan geçti kar yağacak zaman ha

Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin

 

Kar taşımaz boz ardıcın kolları

Islık çalar Beş Çamların dalları

Bulamazsın gideceğin yolları

Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin

 

Kapanır Özcan’ım geçtiğin çığır

Biterse yolların dön beni çağır

Her karın tanesi kurşundan ağır

Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin

Yusuf ÖZCAN
SÜRMELİ (1)

Sürmeli anadır, Anadolu’dur.

Gönülde duyulan hazdır sürmeli

Sürmeli çırpınan sevda gölüdür

Edadır, işvedir, nazdır sürmeli

 

Sürmeli oğuldur, sürmeli uşak,

Sürmeli buğdaydır, sürmeli başak

Sürmeli silahta bir deli fişek

Her zaman gelinlik kızdır sürmeli

 

Sürmeli yaylanın çayır çimeni

Sürmeli dağların karı dumanı

Sürmeli yağmurdur cemre zamanı

Kabına sığmayan özdür sürmeli

 

Sürmeli Çamlıktır, sürmeli Ziya

Sürmeli Çeşka’dan el eder aya

Sürmeli poşidir, sürmeli oya

Halayda bükülen dizdir sürmeli

 

Sürmeli cehridir, sürmeli lale

Sürmeli Kanak’tır, sürmeli kale

Sürmeli türküler yaslanır tele

Nida’nın elinde sazdır sürmeli

 

Sürmeli yiğittir hile bilmeyen.

Sürmeli yarendir boşa gülmeyen

Sürmeli minderde tuşa gelmeyen

Hasbek’ten yayılan hızdır sürmeli

 

Sürmeli Ağ Gelin edepli arlı

Sürmeli nakıştır mavili morlu

Sürmeli sevdadır çekmesi zorlu

Yürekte saklanan gizdir sürmeli

 

Sürmeli şahkartal en uçta duran

Sürmeli şahindir pençeyi vuran

Sürmeli yiğittir bıyığın buran

Daima tutulan sözdür sürmeli

 

Sürmeli koyundur, sürmeli kuzu

Sürmeli dağların gülü, nevruzu

Sürmeli bakışlar eritir buzu

Türküler yakılan gözdür Sürmeli

 

Sürmeli sevgidir, sürmeli saygı

Sürmeli insana güdülen kaygı

Sürmeli gönülde en ince duygu

Obadır, ocaktır, közdür sürmeli

 

Sürmeli Özcan’dır yurda adanan

Sürmeli çiçektir dalı budanan

Sürmeli bülbüldür güle dadanan

Sözün özü sizdir, bizdir sürmeli

Yusuf ÖZCAN
FARKLI OLSUN BUGÜN

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Deniz kenarında koşalım seninle,

Çıplak ayaklarımız kumlarda acısın,

Bağırıp çağıralım avamız çıktığınca,

Sevgimizi haykıralım herkese…

 

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Yalan söylemeyelim hiç,

Kovalım kederleri üzüntüleri,

Güzel olanları seçelim içlerinden,

Kalplerimiz çarpsın, “sevgi” diye…

 

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Hem ağlayalım, hem gülelim çılgınca,

Maskelerimizi atalım yüzümüzden

Onu-bunu konuşmadan,

Dedikodudan uzak yaşayalım bugün…

 

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Güneşin ışığa sevdasını yaşayalım birlikte,

Ayçiçeğinin, güneşe sevdasını ya da,

Nefes alıp verelim, ya da koklayalım birbirimizi

Yaşadığımız belli osun seninle…

 

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Buz gibi sularda yürüyelim, ayaklarımız donsun,

Masalar kuralım uzun uzun,

Üstüne çıkıp tepinelim,

Seyretsinler bizi hayran hayran, oynayalım…

 

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Bir ağaca tırmanalım, sonra düşelim yere,

Meyvelerini toplayamadan kırılsın bir yerlerimiz,

Ama sevgileri derelim birlikte,

Aşkımızın gücü acıları duyurmasın,

 

Bugün farklı olsun diğer günlerden,

Buz gibi koksun bedenlerimiz,

Yanına oturduğumuz odun sobası Isıtsın bizi,

Yıldız kaydığında gökyüzünden aynı dileği tutalım,

Gülüşelim, kahkahalar atalım, ağlayalım…

 

Haydi gel sevdiğim,

Yarın da, öbür gün de farklı olsun,

Ve öbür gün senin kollarında öleyim

Ve sen, sen….

Sakın ağlama…

Erdoğan Kahya
Sen benim rengimsin…

 

 

Yüreğim nöbette seni bekler,

Bir ışık bekler, bir mavi deniz…

Bir ben beklerim seni,

Bir de yüreğim…

 

Kırmızı rengi sevmem,

Mavidir benim rengim,

Hem deniz, hem seni anımsatır

Bir de yüreğim…

 

Beyaz düşleri severim,

Beyazı sevmem ondandır,

Hem seni, hem tenini anımsatır,

Bir de yüreğim…

 

Kırmızı hasreti anlatır,

Hep seni özlediğimi hatırlarım,

Yüreğim seni nöbette bekler,

Bir ışık bekler, bir mavi deniz…

 

Yeşili çok severim aslında,

Sen sevdiğin içindir sevmem,

Yeşil murattır, yeşil sensin,

Sen bütün renklerden güzelsin…

Erdoğan Kahya
ÖZLE BENİ

 

 

Beni özlediğin zaman

Yanağından dudağına,

Süzülüp insem,

            Damla olsam kirpiğinde,

Saatleri durdursam akşamdan sabahlara

Öpmesem şişeleri dudakların yerine,

Özlemiş, sevmiş, aç,

            Bakış olsam gözlerinde...

 

Zaman yürümese, dursa saatler,

Sen ve ben o zamanın içinde

Birer simge olsak,

         Sevgi olsam yüreğinde…

 

Koşsak birlikte sevgilere,

Birer yumak olsak, sımsıkı

Yürekten kalplere inen,

            Can olsak, canan olsak…

 

Özle beni sevdiğim, özle

İçten özle, candan özle,

Bir kalp ol benim için, bir can

            İşte o zaman yanağından dudağına süzülen benim…

            Benim sevdiğim…

Erdoğan Kahya
ACEP SAYDIN MI?

 

Gonca gülüm açmadan soldu gördün mü
Dalın yaprağın yad el yoldu gördün mü
Ah! çekmekten zülfüm ak doldu gördün mü
Kaç yıl geçti aradan, bilmem saydın mı


Gözyaşım tel tel kirpiğimde dokunur
Yardan yare gelen mektuplar okunur
Benim gözlerim yar yoluna bakınır
Hasretlik kaç yıl oldu, acep saydın mı


Gözümde kanlı yaşlar, sinemde keder
Dil lal, akıl perişan, fikir derbeder
Zaman geçti, ömür bitiyor can heder
Kaç yıl geçti aradan, bilmem saydın mı


Yardan gayrı, her şey- herkesi unuttum
Hayalle, düşlerle gönlümü uyuttum
Umuda bel bağlayıp nice avuttum
Hasretlik kaç yıl oldu, acep saydın mı


Yar ben senin ürkek yaralı Ceylanın
Sen de gönül dağımda gezen Seyrani’m
Kulun, müptelan hem özüne hayranım
Kaç yıl geçti aradan, bilmem saydın mı


“Yarin gelmiş” desinler kesem kurbanı
Obalarda aşıklar sunsun ayranı
Menekşe gül,sümbüller yapsın bayramı
Hasretlik kaç yıl oldu, acep saydın mı

 

 

Feride Bektaş/ADIYAMAN

Feride Bektaş
Hoş Ve Boş Söz

 

“Sevdâ” denen heves imiş bir anlık,
Bir atanın hoş sözüne aldandık.
İki gönül bir olunca samanlık,
Meğer seyrân olmuyormuş güzelim.

 

 

Nazım İnce/Seyhan

Nazım İnce
Ah Eder Eyvah Eder (Satranç Şiir)

Feryad ile / öter bülbül / gülü için / ah eder
Öter bülbül/ seher vakti/ dert ile /sabah eder
Gülü için / dert ile /tüm ömrünü/siyah eder
Ah eder / sabah eder/ siyah eder /eyvah eder

Gitme gülüm/ uzaklara/ sele döner/ gözyaşım
Uzaklara / ulaşamam /kesilsin / garip başım
Sele döner/ kesilsin /afet olur/ bunca hışım
Gözyaşım/ garip başım/ bunca hışım/ zehir aşım

Sevgiliye / açılır kalp /bütün ecram / lâl olur
Açılır kalp/ yüze düşen / nurlu bir / hilâl olur
Bütün ecram/ nurlu bir /âvâz ile / Bilâl olur
Lâl olur / Hilâl olur /Bilâl olur / Cemâl olur

 

 

 

Ümran Tokmak/Bağcılar-İstanbul

Ümran Tokmak
Tilkinin Dostluğu

Dere bayır demedi, bütün gece dolaştı
Birkaç ışık görmüştü geldi köye ulaştı.

Tan yeri ağarırken yıldızlar da yorgundu
Bütün köy uykudaydı, sular bile durgundu.

Çalılar arasından usul usul yürüdü
Ne bir fısıltı duydu, ne bir köpek ürüdü.

O sırada bir horoz, henüz çıkmıştı dama
Görenler zanneder ki poz verecek ressama.

Uzun uzun ünledi bakarak gökyüzüne
Biraz yaklaştı tilki, başladı ilk sözüne.

“Horoz kardeşim” dedi “Nâdân beni anlamaz
İnsen de aşağıya, birlikte kılsak namaz.”

Sesin tonunda bile riya ve hinlik vardı
Görünüşte samimi, oldukça da kibardı.

Horoz dedi; “Ah tilki kardeş acele etme,
Mutlaka ineceğim, sakın bir yere gitme.

Bak karşıdan imamla müezzin de geliyor
Daha bilmem kaç kişi, belki abdest alıyor.

Dostluklar böyle başlar birlikte saf olalım
Sevabımız çok olur, cemaatle kılalım.”

Fırladı birden tilki, dönüp bakmadı bile
Desise boşa gitti, bir şey geçmedi ele.

Her düzenbaz; birine, mutlaka kuyu eşer
Kuyu bu bilinmez ki kimler kazar kim düşer.

 

 

Ekrem Yalbuz/ARDAHAN

Ekrem Yalbuz
Doğum Günün

Karlı ve soğuk bir gündü
Hayatımın en nadide
Çiçeklerinden biri
Kardelen gibi başını uzattığında
Hayata…
Yine senden uzakta,
Yine senden ayrı…
Pastanı keserken,
Kötülükleri hayatından uzaklaştırırcasına
Mumları söndürmek için
Tek nefesinle…
Yine senden ayrı
Yine karlı ve soğuk bir hava
Ve hayatımın mecburi
Vazgeçilmezi
Ama ıtır kokulu yari ANKARA…
Doğum günün kutlu olsun,
Varlığından gurur duyduğum
PRENSESİM…
Bilirim, yalnız değilsin
Neşe katıyordur şimdi
Kuzucum güzel danslarıyla sana…
Sabah kahvaltısının
Keyifli kızartılmış patatesinin
Lezzetli tadında gülümsemenizle
Oynarken bu coşkulu güne,
Aksa da gözlerimden
İki damla yaş…
Mutluyum yine de,
Birkaç duble link lik
Ve özlemim fıstıklarımla…
Seni Seviyorum PRENSESİM,
Nice mutlu yıllara…

 

Kazım Uzun/Eskişehir

Kazım Uzun
Çek Uzun Hava

Ben kara toprağın kara çocuğu,
Ben kara sevdayla gelmişim tava.
Menşeyi dağ olsun, gırtlağı doğu
Kararmış ruhuma ek uzun hava

Diziver göçleri patika yola
Ardından diline bir barak dola
Yüreğe kor gibi düşünce sıla
Toprağın bağrından sök uzun hava

Araya ufaktan bozlak sıkıştır
Bilesin gözyaşım sessiz alkıştır
Buz tuttu iliğim her günüm kıştır
Isıtsın içimi dök uzun hava.

Şifadır diyerek, çare bilerek
Böylesi yaraya tuz basmak gerek
Notası si olsun, rotası yürek
Olası gücünle çek uzun hava.

Zayolmuş bedenin izinde zafer
Enkazın koynunda hüznüm muzaffer
Bir aşka marş gibi oku bu sefer
Bendeki dumana hak uzun hava.

 


DOST YÜREKLER, TEŞEKKÜRLER

Terennüm nasıldır kimse bilmiyor
Elin havasını gönlüm almıyor
Dinmiyor acılar sensiz olmuyor                                İlk dörtlük 
Ruhuma usulca ak uzun hava                               “Kazım Uzun”

Azalmaz başımın pusu dumanı
Kim böler benimle ahı amanı         
Sıla hasretiyle yandır zamanı                                 ikinci dörtlük
Kaç kırık edermiş bak uzun hava                 “Âşık Cînâsî (Ekrem Yalbuz)”

Kilis’te Antep’te barak emsâli
Bağırları yakar hasret timsâli
Acıdan mürekkep çivi misâli                                 üçüncü dörtlük
Beynime beynime çak uzun hava             “HİDDETÎ/FİKRET OĞUZTÜRK”

Gönlüme bu sevda yer etti çoktan
Derdime dermanı kim bulsun yoktan
Sürmeli diyarı koca Bozok'tan                                  dördüncü dörtlük
Yarın hasretiyle yak uzun hava                          “Deli Düşlerim / Yusuf Özcan”

Eli kulağında ehli seslensin
Deruna nüfuzla ruhum beslensin
Gözümün yaşından mendil ıslansın                          beşinci dörtlük
Türkünün tacını tak uzun hava                                  “Ümran TOKMAK”

Elif'in yiğidi yatar Kore'de
Mehmed'im Yemen'de, çölde, derede
Kınalı Kuzum'a Çanakkale'de                                    altıncı dörtlü
Gönül gönderine dik uzun hava                                “Nazım İNCE”

Bir de NEY'den üfle uzun havayı
Her gözde ateşler hicran davayı
O vakit gör gönülde ki kavgayı                                   yedinci dörtlük
Aşk acısıyla çek uzun havayı                             “Feride Bektaş / Bekleyiş”

 

 

 

 

 

                            Fesih Aktaş/AMASYA

Fesih Aktaş
EDEP YA HU!

Yiye yiye doymadınız
Sizin olsun yüzde iki
Tek donumu soymadınız
Sizin olsun yüzde iki

Demir olmuş iki lira
Bütçe yakar yakıt/kira
Acep neye geldi sıra
Sizin olsun yüzde iki

Kurumları hep kokutun
Biz yutalım siz okutun
Biraz daha un akıtın
Sizin olsun yüzde iki

Hep Batı’ya doğru meyil
Nuh’a diklen Bop’a eğil
Zammın bana lazım değil
Sizin olsun yüzde iki

Vergi alın kirli kepten
Vazgeçmişim puldan cepten
Başınızı yesin hepten
Sizin olsun yüzde iki

Çalışana düşman beyler
Tatlı dilli yılan şeyler
Memur böyle zammı neyler
Sizin olsun yüzde iki

Biz memuruz gönlümüz tok
Kızaracak yüzünüz yok
Sen al bunu c? ebine sok
Sizin olsun yüzde iki

HİDDETÎ yaz birkaç satır
Az batmıştık daha batır
Benden alıp Yat’a yatır
Sizin olsun yüzde iki

 

 

Fikret Oğuztürk/KİLİS

 

Fikret Oğuztürk
Sonuç

Sonuç

 

 

gün, her şeyin başlangıcı ve bitimi

bütün ümitler onun içinde yeşerir,

bütün arzular onun derinliğinde gelişir

ölüm onun eşiğinde can çekişir

velhasıl

her şey bir daire içinde değişir

Afife DEMİRTAŞ
Maske

Her insanın taktığı bir maske vardır. Hayatta ne olacağını bilemezsin. An gelir şaşırırsın, hangi maskeyi takayım ve insanları nasıl kandırayım dersin. Oysa yalnız kendini kandırırsın. Maskelerin hangisini takacağını şaşırdığın an labirent gibi bir sokağa gireceksin. Yapayalnız ve çaresiz, bir başınasın orada. Nasıl çıkacağını düşünürsün insanı şaşırtan bu yollardan. Şimdi sen labirent bir sokakta kaybolmaktasın. Daha yolun başındasın aslında. Küçük adımlar var başarıya ulaşmak için. İnsanlar çevirmesin seni yolundan. Onlar sana; “Bunu yapamaz, şunu başaramaz” dediklerinde, dönme, geri çıkma doğru bildiğin yoldan. İnanma onlara. Sadece yüreğinin ve aklının doğruladığı yolda devam et. İnsanın gülücükleri arkasında gizli kalır maskeler. Bir dost sandığın kişi ne kadar da güzel oynuyor oyunu. Sen farkında bile değilsin. Aslında, senin yüzünde de var bir maske. Gözlerinin derinliğinde saklı bir hüzün maskesi. Gözyaşların dizilmiş akmak istiyor yavaş yavaş. Ama izin vermiyor aklın, gizli kalsın, onları kimse bilmesin, görmesin. Yalnızsın aslında. Kaybolmuş martılar gibi nereye uçacağını bilmiyorsun. Saatin tik-takları hızla geçip gidiyor, zamanın sularca akıp gittiği gibi. Tadını çıkarmalısın yaşamanın. Bilmelisin ki, asla geri gelmez zaman. Bir fırsattır yaşamak. Beyindeki cevapsız sorular yönlendirir insanı. Yalan olmasın asla küçük zaman biriminde. Mutluluk oyununu oynama artık. Düşler serpiştirme artık gerçeklerin üzerine. Umut olsun yüreğinin en ücra köşesinde. O umut götürsün seni geleceğe. Öfke ve gurur yapma kendine. Gök yüzüne bakarak şuursuzca ağlayan yeni bir sen yaratma. Şimdi at yüzündeki o ağlatan maskeyi. Karşında yeni bir umut var, adı labirent sokağı. Adı üstünde, karışıklık sokağı. Sen, sen olarak gir oraya, bilinçli hareket et. Maskesiz dolaş bütün yolları, sokakları. Sadece sen varsın orada. Kendinle başbaşasın. Şimdi geçmiş zamana inat geç o yolları. “Bazen yolculuklar bile küçük adımlarla başlar”. Ne diyorsun; maskeni çıkarıp yola koyulmak varken. Aklın, yüreğin ve sadece sen olmaya hazır mısın bu labirent sokaklarda?... Sinem EKİZLER

Sinem Ekizler
Habibim / Tabibim

(Dr İrfan Yılmaz’ın “Tabibim” şiirine naziredir.)

Hangi gönül bir ömür sürgü çekmiş kapıya
Zümrüt nakışlı tahtı biri kapar tabibim
Sarsılır yakut divan gam dolanır yapıya
İmdat nidalarıyla akıl kopar habibim
Ziyan olan bedene kul ne yapar tabibim


Bülbül figan deminde; ağıt üstüne ağıt
Gözde biten sürmeyi sazın teline dağıt
Çalakalem modunda ağlasın cimri kâğıt
Belki müzmin yangına bir su serper habibim
Mora çalan geceyi umut teper tabibim.

Mermi gibi ezginin tetik basar notası,
O büyülü efsane kör medyumun hatası,
Yürek sulhla avunur yarılır kafatası,
Albenili endama; alev, çeper habibim,
Hangi sütre olmuş ki aşka siper tabibim

 

Düşsel dünyada bile, heves; kursakta kılçık
Tutku nöbetlerinde sıvar güneşi balçık
Felç eder aksonları gönüldeki kabarcık
Düşülmez bu yollara apar topar habibim
“-Vardım” dediğin anda menzil sapar tabibim

 

Masum bakış altında sinsi tılsımlı hatlar
İdrakine varmadan sille yüzünde patlar
Sihir yüklü nazarla kafes kırk yerden çatlar
Kana kanmayan yürek damar çırpar habibim
Parkurunda her lahza; ömür kırpar tabibim

 

Sabır taşı tozuyla yoğur sevgi harcını,
Şükür; yekûn devadır, zorlama aracını
Medyum malum noktaya çalsa da kırbacını
Taktı felek kancayı dönmez teker habibim
Arsız gönül yükünü mazlum çeker tabibim.

Evren arenasında dünya küçük bir nokta
Son rolünü oynuyor “Anka Kuşu Firakta”
Adres ebed hükümsüz! herkes aynı durakta
Her yol aynı güzergâh, aynı kulvar tabibim
Ne numara, ne cadde, hani bulvar habibim!
İki çubuk, dört tahta! başka ne var tabibim…

                                               Fesih  Aktaş/ Taşova         

Fesih Aktaş/ Taşova
Acı Acı Bahırem

Ben garip bir zavallı
Çarşı bazar çıhırem
Kasaplarda et sallı
Acı acı bahırem

 

Bizim elde iş yohtur
Diyorlar hırhız çohtur
Hırhızlar bizden tohtur
Hayatımdan bıhırem

 

Çoluh çocuh perişan
Açı bilir aç düşen
Yohsulluk bize nişan
Yüregimi yahırem

 

Angara duymaz beni
Yırtıh diyorlar yeni
Vekil bilmiştim seni
Daim çırah çıhırem

 

Kaderim mi bu benim
Zayıf düşmüş bedenim
Köylülük mü nedenim
Melmeket mi yıhırem

 

Bir kemigim bir deri
Dogdugum günden beri
Sıh dediler kemeri
Sıhı sıhı sıhırem

Çalan hırhız gavatı
Süs köpegi avratı
Aygır beygir bu atı
Ahırıma tıhırem

Yohtur evin azıgı
Hiç gelmiyor yazıgı
Attıkları kazıgı
Yüregime çahırem

 

                                    

Fikret Oğuztürk/GAZİANTEP

Fikret Oğuztürk/GAZİANTEP
Gülbeyaz

Namı cihan değer tabip değilsin
Açtığın yarayı sarma Gülbeyaz
Bırak gönül bir tarafa eğilsin
Perişan halimi sorma Gülbeyaz

Feleğin benimle ne ise derdi
Geçtiğim yerlere ağını gerdi
Seni benden alıp ellere verdi
Ağ yârle murada erme Gülbeyaz

Yeter yar elinden çektiğim yeter
Virane bahçemde baykuşlar öter
Şimdi halim eskisinden bin beter
Kör olsun gözlerin görme Gülbeyaz

Başın doruklarda Çeşka Kalesi
Bozok’da güzelin gözü elası
Gelin kayasından kudret lalesi
Koparıp kabrime serme Gülbeyaz

Miskin Yusuf derki bir yare dilde
Bülbülün hevesi kalmadı gülde
Çıkıp yollarıma ellerin belde
Tanrı selamını verme Gülbeyaz

Yusuf Yıldırımer /YOZGAT
(miskin)

Yusuf Yıldırımer /YOZGAT
USTA

Söyle nasıl dayanam serde şimşek çakarken
Volkandaki lav gibi kor imiş kor be usta
El ele tuttuğumda gözden öte bakarken
Gurbetini yaşamak zor imiş zor be usta

 

Bir başıma kalmışım ne ana var ne bacı
Meraktayım ne yapar başımın yetkin tacı
Adına özlem denen yürekteki bu acı
Çaresi bulunmayan çor imiş çor be usta

 

Gül mevsimi çaresiz hazan dolar kucağı
Yangın yerine dönmüş dünyamın dört bucağı
Temmuzun ortasında cehennemin sıcağı
Sineme buz düşüren kar imiş kar be usta

 

Suya hasret kaldıkça gözümle ısladığım
Aşılmaz dağ misali sırtımı yasladığım
Tükenir umuduyla koynumda beslediğim
Bu hasretlik zehirli mar imiş mar be usta

 

Kaç kez oldu unuttum yarayı dağlayışım
Ummana göz yaşartır delice çağlayışım
Dervişlerin deminde hu deyip ağlayışım
Bülbülün dilindeki zar imiş zar be usta

 

Şemsettin Dervişoğlu/ADIYAMAN

Şemsettin Dervişoğlu/ADIYAMAN
Korkuyorum

Hasretin beni bitirdi
Dön aklımdan korkuyorum
Ruhumu aldı götürdü
Dön aklımdan korkuyorum.

Ah olup canımı yoldun
Yaş olup gözüme doldun
Demezler mi sebep oldun
Dön aklımdan korkuyorum.

Öksüzüm boynumu bükme
Üzerime toprak dökme
Vicdan azabımı çekme
Dön aklımdan korkuyorum.

Kudurur dağa çıkarım
Ya da kafama sıkarım
Her an mezara bakarım
Dön aklımdan korkuyorum.

Hazanı senden ayırma
Ele salamı duyurma
Bir tek nefsini kayırma
Dön aklımdan korkuyorum.

 

Erdoğan Bektaş/YOZGAT

Erdoğan Bektaş/YOZGAT
ONSUZ KARADIR YÜZÜM

Onsuz da qaradır üzüm yanında

Ağlım hisslerimin esiri olub

Bilirem, taleyin imtihanında

Ömür qiymetimin kesiri olub

Sen meni aşkarda görmek istedin,

Men sene yuxuda penah getirdim.

Sen mene qelbini vermek istedin,

Men sene bir yığın günah getirdim.

 

Günahım arxamca yerimeseydi,

Belke öz kölgemde yata bilerdim.

Ümid qanadlarım erimeseydi,

Uçub güneşe de çata bilerdim.

 

Varlığım, yoxluğum düşüb gözümden,

Ne qeder istesen ezab ver mene.

Men niye küsmüşem özüm-özümden?

Belke sen bilirsen, cavab ver mene!

 

Sözümü eşidib qulaq assaydın,

Özümü en xoşbext adam sayardım.

Mene günahımı bağışlasaydın,

Men sene dünyanı bağışlayardım.

 

Onsuz da qaradır üzüm yanında,

Ağlım hisslerimin esiri olub.

Bilirem,taleyin imtahanında

Ömür qiymetimin kesiri olub.

 

 

ONSUZ KARADIR YÜZÜM (Türkçesi):

 

Onsuz da karadır yüzüm yanında

Aklım hislerimin esiri olup

Bilirim talihin imtihanında

Ömür kıymetimin kesiri olup

 

Sen beni aşikâr görmek istedin

Ben sana uykuda penah getirdim

Sen bana kalbini vermek istedin

Ben sana iyice günah getirdim

 

Günahım arkamca yürümeseydi

Belki öz gölgemde yata bilirdim

Ümit kanatlarım erimeseydi

Uçup güneşe de çatabilirdim

 

Varlığım, yokluğum düşüp gözümden

Ne kadar istersin azap ver bana

Ben niye küsmüşüm kendi özümden

Belki sen bilirsin cevap ver bana

 

Sözümü işitip bir dinleseydin

Kendimi en mutlu insan sanırdım

Bana günahımı bağışlasaydın

Ben sana dünyanı bağışlardım

 

Onsuz da karadır yüzüm yanında

Aklım hislerimin esiri olup

Bilirim talihin imtihanında

Ömür kıymetimin kesiri olup               

 

Elnare Shems/BAKÜ-AZARBAYCAN

Elnare Shems/BAKÜ-AZARBAYCAN
Kalem Altın Olsa

Cahil kendisini ulema bilir
Kalem altın olsa deneni yazar.
Cömerdin konuğu Fizan'dan gelir
Cimri sofrasında yeneni yazar.

Arı çabalayıp balı ayırır
Davetsiz sofraya sinek buyurur
Yoksul ekmek ile karın doyurur
Gariban sırtına bineni yazar.

Garibin acısı yürekte başlar
Peşinde dolanır yırtıcı kuşlar
Sırtına yapışır atılan taşlar
Sancısı bağrına sineni yazar

Kenarına ilişip de kilimin
Eteğine tutunamaz âlimin
Lokmasını yiyemeden zalimin
Öksüz ensesine ineni yazar.

Yetimi pervane döner peşinde
Gece sevdiğini görür düşünde
Deli gönül yanar aşk ateşinde
Acısı bağrında dineni yazar

 

 Ahmet YETİM/YOZGAT

Ahmet YETİM/YOZGAT
Yola çıkarım

Dünyaya avazımı kışımı ve yazımı
Karamı beyazımı koydum yola çıkarım
Bu dünyadan halımı yok olan tüm varımı
Gecemi sabahımı aldım yola çıkarım
Boşuna zaman verdim hiç bitmedi ki derdim

 

Kendim yalnızca kendim
Dudağımı bükerek, ahlarımı çekerek
Selamı can dostlara saldım yola çıkarım

 

Ne feleği takarım ne talihi takarım
Son kez ardım bakarım
Bitmeyen yaşlarımı cezamı suçlarımı
Gelmeyen baharımı bitmeyen hazanımı
Aldım gizli saklımı gönlümde tozanımı

 

Kendim yalnızca kendim
Dudağımı bükerek, ahlarımı çekerek
Selamı can dostlara saldım yola çıkarım

 

Hazanlarım bitmedi doydum bu karakışa
Şu dünyada gelmeyen kalmadı garip başa
Bend oldum da feleğe bezl ettim ömrüm boşa
Ne ömrüme acıdı ne de döktüğüm yaşa
Sevilay’ım Allah’ım isyan değil bu hâşâ

 

Kendim yalnızca kendim
Dudağımı bükerek, ahlarımı çekerek
Selamı can dostlara saldım yola çıkarım

 

Sevilay ŞAHBAZ/İSTANBUL

Sevilay ŞAHBAZ/İSTANBUL
Bu Aşk Beni

Bak yine halsizim hem de çaresiz
Sen görmezsen Allah görüyor beni
Gerçekler hayatta gezmez gayesiz
Vuslat uzadıkça yoruyor beni.

Hesap ettim dünü yirmi yıl olmuş
Şakaklarım yavaş yavaş ak dolmuş
Civanım gençliğim yitmiş kaybolmuş
Belki ecel şimdi arıyor beni.

Sınırını aştı verdiğin süre
Eriyoruz böyle göz göre göre
Ne zaman gönlümle çıksam mindere
Bir tokatta yere seriyor beni.

Boşlarım dolmuyor dolum almıyor
Duygularım bir araya gelmiyor
Kendime de küstüm yüzüm gülmüyor
Hasta düşünceler geriyor beni.

Her şeyim tamamda bir sen eksiksin
Hangi yöne dönsem şemalsin şeksin
Ah gülüm ilk aşkım ilkimsin teksin
Hasret on ikiden vuruyor beni.

Günler geçti aylar geçti yıl oldu
Evde kalmış kızlar bile dul oldu
Umut tezgâhımda dertler şal oldu
Zaman ilmek ilmek örüyor beni.

Daha ne söyleyim nesini deyim
Sevmiyorsan söyle artık bileyim
Bu aşkı ben nasıl tarif edeyim
Yazdıklarım ele veriyor beni.

Şerafettin HANSU/Almanya

Şerafettin HANSU/Almanya
BENİ BENDEN, BENİ SENDEN ETTİLER

Büyük bir sevdaydı nazara geldik
Beni senden seni benden ettiler
Feleğin kastından hızara geldik
Beni senden seni benden ettiler

 

Yıllarca gurbeti gezdim dolaştım
Gölgeme sen diye bakıp kol açtım
Bıktım her şehirden kaç kere kaçtım
Beni senden seni benden ettiler

 

Yüzünü görmedim bir gün yüzümde
Çekip uyutmadım seni dizimde
Yaktılar sevdiğim nâr közümde
Beni senden seni benden ettiler

 

Her gece kaç kere saate baktım
Efkârımdan bin bir sigara yaktım
Artik bu hayattan usandım bıktım
Beni senden seni benden ettiler

 

Öyle dalarım ki eski günlere
Suçumuz ne idi sorsak dünlere
Ne söylesek bizi tutmuş kinlere
Beni senden seni benden ettiler

 

 Fatma Aras/İSTANBUL

Fatma Aras/İSTANBUL
BAKIŞLARIN

Kurşun çekti gözlerin yaralı yüreğime

Muhabbette görmedim bir gün bakışlarını

Bak da öğren derdimi saralı yüreğime

Gözlerimden kaçırma sürgün bakışlarını

 

Arar dururum hala aynalarda yüzünü

Serin sular çekiyor benim için hüzünü

Yalvarırım al da  git gözlerimden gözünü

Sonra  bir gören olur kırgın bakışlarını

 

Kanatları açılmaz  gönlümdeki kuşların

Halimi anlatırdı dili olsa taşların

Kirpiklerin ok olsun gerilmiş ya kaşların

Haydi sapla sineme dargın bakışlarını

 

Sevmek bir günah ise senin için işledim

Kar yağdı gecelerde bilsen neler düşledim

Bülbülün susma vakti ahu zara başladım

Türkülere tel eyle gergin bakışlarını

 

Dokundukça sızlıyor türkü türkü tellerim

Kandan kına yakındı kalem tutan ellerim

Meğer vakitsiz açmış kan kırmızı güllerim

Özcanımdan alma yar vurgun bakışlarını

Yusuf ÖZCAN
Senin olsun

Sevdan ile Kerbela’ca yanarım

Dicle Fırat senin olsun efendim

Köroğluyum kara bahtım sınarım

Ayvaz kırat senin olsun efendim

 

Deprem yedi kırık dökük her yerim

Nesimi’yim tuza sarıldı derim

Şirinin ağıdı oldu ezberim

Külünk Ferhat senin olsun efendim

 

Can içindir ölüm ile doğuşlar

Toprağımdan göğe ağar yağışlar

Mevla’m büyük  kullarını bağışlar

Kandil berat senin olsun efendim

 

Kopup gitme hazan vakti  gelmeden

Kefen biçme seni seven ölmeden

Nasıl gülem senin yüzün gülmeden

Talih murat senin olsun efendim

 

Canım dersin özcanımı üzersin

Kurban edip diri diri yüzersin

Ceza verip ayağınla ezersin

Al bu surat senin olsun efendim

Yusuf ÖZCAN
SESSİZCE

Yüreğinden süzülerek bulutun

İrem bağlarına indim sessizce

Yelesinden tutunarak umutun

Vuslatın atına bindim sessizce

 

Süyem süyem haddelerden çekildim

Gönül bahçesine baştan ekildim

Üzüm gözlerinden çıktım döküldüm

Serpildim savruldum dindim sessizce

 

Zamansız yaşayıp saate küstüm

Bütün yıldızların fitilin kıstım

Yağmur ile yağdım yel ile estim

Sokulup koynuna sindim sessizce

 

Günlerin üstünde ne varsa soydum

Yaşanan her anda asıra doydum

Tuttum Özcan’ımı ortaya koydum

Feleği ilk defa yendim sessizce

Yusuf ÖZCAN
Yazılmamış senet oldu gözlerin

Yeşilin kahveye dönüştüğü gün

Asmalarda nimet oldu gözlerin

Yıldızlar yurdundan olunca sürgün

Şafaklara ziynet oldu gözlerin

 

Güneşin saçını yolup getirdin

Sabır ağacında meyve yetirdin

Kirpiğini yüreğime batırdın

Yazılmamış senet oldu gözlerin

 

Sevda gergefinde hasret bilinir

Gözyaşları gönül ile silinir

Nar çatlar, gül açar, koza delinir

Yaşanası cennet oldu gözlerin

 

Hiçbir adu vuslatına ermemiş

Yad bakışlar kirpiğinden girmemiş

Saklı kalmış bahçıvanlar görmemiş

Çiçeklerden demet oldu gözlerin

 

Şefkate delildir suzan vaktinde

Gizlenmiş köşeye hazan vaktinde

Yeminler olsun ki ezan vaktinde

Bülbüllere gamet oldu gözlerin

 

Ağaçlar düşerken eylülde gama

Umutlar tüllenip yaslanır cama

Çözülmez sevdiğim bu son muamma

Özcan’ıma kement oldu gözlerin

Yusuf ÖZCAN
BAHRİYELİ

Sen benim en büyük hatam

Belki de tek yanlışımsın

Bülbüllü güllü şiirler yazmam

Hasret türküleri dinleyip

“OF” çekmem

senin için.

 

Mavili yeşilli şarkılarıyla

Cıvıl cıvıl renkleri var

Sanırdım dünyadan.

Bu da benim aykırılığım işte.

 

Gönül pazarında

Ucuza gitmiş duygularım.

Ne olurdu

Bir akıldanem bir rehberim olsaydı

Yapma be gardaş etme be gardaş

Sen ucuz adam değilsin deseydi.

 

Hasret gecelerinde

Maviye türkü yakmasaydım

Dönüp dönüp gök yüzüne bakmasaydım

Yeni geliyor aklım başıma

Geleceğim der gibi

Bir ara izinsiz gitmişti ya.

 

Bundan böyle

Kan kırmızıya

Ateş dağına

Kül rengine

Kurşun moruna şiirler yazacağım

Ela gözlüm

Ay bakışlım türkülerine inat

Senin gezmediğin yerleri gezeceğim

Bulabilirsem şayet.

 

Hayatımın tek yanlışısın

Sohbet etsem sen

Yazı yazsam sen

Yesem sen içsem sen

Başımın belası mısın

Nesin sen

Dün Bahriyeli Ali ile

Şurdan burdan konuşup

İki tek atalım dedik

Deniz dedi seni

Liman dedi kollarını düşündüm

Gemi dedi

Apansız gidişin geldi aklıma

Değmezmişsin gözyaşlarıma

 

Bahriyelinin sigarası bile

Dağıtamadı efkarımı

 

Sen nefretim

Sen hasretim

Sen bu gidişle ecelim olacaksın

Yine sen mi dedim Allah kahretsin

Halbu  ki sensizliğin tadı bambaşka

 

Ne kadar daldım

Kaç kere öldüm bilmiyorum

 

Bahriyelinin kalkalım mı

Yetmez mi dolaştığımız liman liman

Bırak onlar oynaşsın yakamozlarla

Bize gönül gölümüz yeter

Demesiyle

Kendime geldim

Gittiğim yerden

 

Bahriyeli ile

Vedalaşıp ayrıldık

Yarına başka limanlarda ağlamak için

 

Belki karanlığın duvarına

İkimiz de aynı şiiri okuduk

“BAKARSIN BİR AKŞAM

YAR ÇIKA GELİR”

 

Denizden koca bir dalga

Yığıldı üzerime

Ve haykırdı

“UNUTULMAK ÖLÜMDÜR”

Yusuf Özcan
Yıllar...

Gören var mı benden akan kanları
Hayatımdan geldi geçti zor yıllar
Yıkıldı başımda sevda hanları
Dumansız ateşsiz yaktı kor yıllar

Büyükler ağamdı küçükler paşam
Söz hakkım olmadı söz ile aşam
Yirminci asırda öyle bir yaşam
Tüketti ömrümü gözü kör yıllar

Geceler baykuşlar acı seslendi
Virane gönlümde sanki beslendi
Korkudan dizime başım yaslandı
Kimseler görmesin böyle dar yıllar

Kimisi avare boş durdu gezdi
Kimisi sevdaya koşturdu gezdi
Kimi de kalbini coşturdu gezdi
Ellere Cennetken bana nar yıllar

Saldılar çöllere deli divane
Kirpikten akanın seli divane
Eserdi düzlerin yeli divane
Evirdi savurdu o nankör yıllar

Hazan oldu döktü yaprak gazeli
Ayaz vurdu soldu rengin güzeli
Aras unutamaz yaman ezeli
Erkenden saçıma döktü kar yıllar          

 

  Fatma Aras/İSTANBUL

Fatma Aras/İSTANBUL
Karanfil Kokulum

Ağlama ayrılığa sevindirme arsızı
Mutluluğu gasp eden acımasız hırsızı
İçime çöktü zaten inceden ince sızı
Daha elimiz birken bil karanfil kokulum

O elmas bakışların yüreğimi yarıyor
Gözlerim gül çehrende gülüşünü arıyor
Sol yanım dualarda her an seni sarıyor
Haydi hoşçakal derken gül karanfil kokulum

Hislerimi katlayıp derinlere sakladım
Virane görüntümü görmeni yasakladım
Süveydanın en mahrem köşesini yokladın
İçim içimi yerken hal karanfil kokulum

Güneş'te ufuklara buseyle eder veda
Ve berdevam ederek sürer gider bu sevda
Sayılı gün tez geçer bir kısacık elveda
Yine de böyle zorken kal karanfil kokulum

 

 

 

 

Ümran Tokmak/İSTANBUL

Ümran Tokmak/İSTANBUL
Cinaslı Çağrı

Bıkmadan saymadan durmaz ünlerim
Gelin de isterse yüz ünde gelin
Hallaç Üveys Yunus benim ünlerim
Nesimi'yi tenden yüzün de gelin

Yıllardır gülzara bir gül dikendi
Sonunda her yanı hep gül dikendi
Bu tuhaf haline çok güldü kendi
Gidin onun güleç yüzünde gelin

Kopup düşer gibi kaya yarından
Her can uzak kalır bir gün yârından
Umudunuz kalmaz ise yarından
Gönül ummanında yüzün de gelin

Gaflette gülemem biraz gül desen
Saydıkça nakşolur esman güldesen
Lale sen sümbül sen gonca gül de sen
Doksan dokuz saydım yüzünde gelin

Şu gönlüm sığınak istersen gel in
Her cana yerim var toplanın gelin
Talip olanlara bir hazır gelin
Gül beyaz nikabı yüzünde gelin

Talibi'den önce ben bî -karardım
Cahildim bal ile sirke karardım
Yetişin yarenler nârda karardım
Musa gibi suyun yüzünde gelin

 

İhsan Ertem/Talibi

İhsan Ertem/Talibi
Vedâ Busesi

Yüreğimde sızın senden hediye
Son bir kez hülyama dal da öyle git! ..
Acı sözlerinle üzersin niye?
Azat et gönlünden sal da öyle git! ..

Umut yollarında tutsağın oldum
Kardelen misali sevginle doldum
Ah zamansız açan çiçektim soldum
Aşkın ateşine dal da öyle git! ..

Ögütler veriyor şeyh Edebali
Sırtında taşırsın yâr bu vebali
Aşk-ı şeyda sunan en kutsi hali
Derdimin dermâni ol da öyle git! ..

Kirpiginden akan yaşına düştüm
Elâ gözlerinin ağına düştüm
Yüreginin yanan nârına düştüm
Son vedâ busesi; al da öyle git! ..

07.05.2008 00:59
Alnıma vedâ buseni, koy da öyle git! ..

Fatimâ Hümeyrâ Kavak/ALMANYA

Fatimâ Hümeyrâ Kavak/ALMANYA
Yine Sen

Düşünüyorum yine;

Nefesini,

Sesini,

Tenini…

 

Öylesine deli bir sancı ki,

Ayrı ayrı yakıyor beni..

Her birinde farklı bir hayat,

Farklı bir dünya sanki..

 

Sürüklüyor beni;

Hayallere,

Ümitlere,

Soluk soluğayım

Nefessizim…

 

Deniz Derin

deniz derin
Anlamıyor

Sen benim halimi anlamıyorsun
Gitmeni içime sindiremedim
Aşkınla yakmayı ne sanıyorsun
O yangını hala söndüremedim.

Tarife sığmazdı hayellerimiz
Hani ayrılmazdı hiç ellerimiz
Mezarım olmaz mı veda yerimiz
Hasret sancısını dindiremedim.

Hzanlar yaşadım gönül kışında
Çok şeyi unuttum senin dışında
El açtım rabbime dakka başında
Yine seni bana dönderemedim.

Yüreğime o gül soldu desemde
Seni bir kalemde sildi desemde
Farz et yaşamıyor öldü desemde
Bir türlü aklımı kandıramadım.

Hazani hastayım söyleyin gelsin
Derdime em olur yüzüme gülsün                                         
Davam yok yaradan şahidim olsun.

Asla ona kem söz konduramadım

 

Erdoğan BEKTAŞ/YOZGAT

Erdoğan BEKTAŞ/YOZGAT
Bir Avuç Gökyüzü

Ne doktor,
Ne ebe...
Bir gardiyan komutu ile çıktım
Sıcak odamdan...
Gözümü açtım ki, çelikten bir dam,
Ne kuzenim oldu, ne akrabam...
Ve çile ve hüzün ve gam...

Ben mapushane çocuğuyum,
Volta atmayı öğrendim,
Emeklemeden...
Tek bir sabah güneş vurmadı yüzüme,
Hiç bakamadım gökyüzüne,
Ne yıldız bilirim
Ne deniz...

Yastık altına saklı şişler,
Kâbus dolusu düşler gördüm.
Ne kuş cıvıltısı,
Ne yaprak hışıltısı bilirim,
Demir gıcırtısı oldu
Ninnilerim….

Ne bir ezan sesi geldi kulaklarıma,
Ne besmele değdi dudaklarıma.
Ben mapushane çocuğuyum,
Ayrı bir dünyam var,
Ne mezar bilirim,
Ne çarşı pazar.

Ne gül kokladım,
Ne menevşe sevdim.
Ne sevdam oldu,
Ne sevgilim,


Ne düğün gördüm, ne gelin...
Ama varım,
Olmasa da diyarım
Ben de varım,
Gelin,
Gelin de görün...
Ne okul gördüm, ne dernek,
Adıma 'Kader' koydular,
Bilmiyorum ne demek,
Ben mapushane çocuğuyum,
Suçum; dünyaya gelmek... 

Taşova Fesih Aktaş

Fesih Aktaş- Taşova
Aşk

Aşk!
Ne tutsaklık ne kölelik,
Kölelikten azaplığa,
Azaplıktan azatlığa,
Giden yolda,
A oğul!
Aşk özgürlüktür.

 

Bilal Özcan/YERKÖY

Bilal Özcan/YERKÖY
Atışma

Dünya, bir küçücük han imiş derler
Bu han bana, dar geliyor Abla Can
Aslını bilmezden sitem ederler
Düşündükçe ar geliyor Abla Can. -- Temel Ata

Dünya küçük değil, küçülten biziz,
İnsan doğdu idik, hani hepimiz.
Yüzümüze bulaşmakta kirimiz,
İnsan olmak zor geliyor Bala Can. --- gelin

Kara kalem yazmaz, ucu kırıldı
Kâğıt bühtan etti, silgi darıldı
Sanki gökler ortasından yarıldı
Yağmur değil, kar geliyor Abla Can. --- Temel Ata

Kaleme kâğıda, buluruz suçu,
İşler ters gidince, yolarız saçı,
Haramından yemek, doyurdu açı,
Kelepirse, kâr geliyor Bala Can. ---- gelin

Mavi değil artık, benim düşlerim
Hicranı besteler, hoş gülüşlerim
Neden doğru gitmez, artık işlerim
Sevmek bile, zar geliyor abla can.--- Temel Ata

Dost ile düşmanı, tanımaz olduk.
Her yüze güleni, kendimiz bildik.
Şaşırdık sonunda, çamura daldık.
Herkes bize yâr geliyor bala can. --- gelin

Yara aldı bedenimiz serimiz
Şehit düşer iken Mehmetlerimiz
Haramla iç içe nimetlerimiz
Kaşığıma Mar geliyor abla can. ---- Temel Ata

Canını sıkanlar, sıkar canımı
Yıllar oldu dökenler var kanımı
İç düşmanlar kaplamış her yanımı
Silah dolu tır geliyor Abla Can....... Temel Ata

Hakk`a giden bir yol vardır bilirim.
Sonu ecel olsa dönmem gelirim,
Yalnız o`na âşık o`na ölürüm.
Yüreğime kor geliyor bala can. ---- Gelin

Allah için varsın aksın gözyaşım
Vatana, millete kurban bu başım
Helaldir ekmeğim, helaldir aşım
El aleme çor geliyor Abla Can……..Temel Ata

Rahmetine balıklama daldığım,
Hiç darda koymadı kurban olduğum.
Meyletmem gayriye budur bildiğim.
Görmeyene kör geliyor bala can. ---Gelin

Temel der ki coşar coşar taşarım.
Fikrim ermez ben bu işe şaşarım
Bu âlemde neden niçin yaşarım
Aklıma hep “Bir” geliyor abla can…..Temel ATA

Hakk`a vurgun hakk`a âşık bu yürek,
Çok eğlendim burda gideyim bırak.
Tek limanım o`dur başka ne gerek.
Başka aşklar hor geliyor bala can. --- gelin

 

 Zübeyde Gökbulut/KIRŞEHİR    Temel ATA/BALIKESİR

 

Temel Ata - Zübeyde Gökbulut
Biri sensin biri benim

Gök kubbede iki yıldız,
Biri sensin,biri benim.
Dağ başında iki ceylan,
Biri sensin,biri benim.
Bir ağacın iki dalı,
Bir anaya iki yavru
Biri sensin,biri benim.

Yan-yanayız ezel baştan,
Berrak sular sızar taştan.
Göz ayrılmaz hilal kaştan.
Biri sensin,biri benim.
Coşsa ARAS kan ağlasa,
Dağlar yolumu bağlasa...
Kismetde kavuşmak varsa
Ben ırmakım,sen denizsin.

Ne farkı var...iki devlet
ne farkı var,aynı millet.
Bu sinemde var olan can,
Türkiyemle Azerbaycan.
Biri sensin,biri benim.

Kafkazlardan esen rüzgar,
Uludağa ulaşmazmı?
Bir döğünse seven kalpler,
Yüge dağlar aşılmazmı?
Bayrağımız Ay ve Yıldız,
Biri sensin,biri benim
Kör olacak düşmanımız
Ayrılmayız,ayrılmayız.

 

 

Gülnare Esgerzade/Azarbaycan

Gülnare Esgerzade/Azarbaycan
Eylül Dansı

hazin hazin iner akşamlar
yıldız kayar içime, gözlerin sanırım
öyle bıkkın
ve öyle tütün sarısıdır ellerin
ellerin her gün batımında dipsiz bir kuyu
su çıkmaz ölü gecelerin kısır rahminden
çatarım kaşlarımı yalnızlık ağır
ağır gelir adın öksüzlüğüme

bu son memedir zehir emdiğim
çatlar namusu toprağın
cehenneme cevvaldir yastığım
ses etmem, dilim dönmez
bilirim yar koynu sağırdır nicedir
ve incelmiştir

tütsü tütsü kekik iner kekremsi
oyy desem dağlar oynar yerinden
bir ceylanın son bakışına öykünür gözlerim
öyle eylül
öyle tütün
öyle asi öyle militan
ki her eylül katlime ferman

hiçbir çocuğun dudağından okuyamaz olurum adımı
etimi çiğneyen çakal sürüsüdür artık ki sesleri kısık
üstelik tüm kuşlar intihardadır
nedeni malum!

gözlerimde bin çocuk cesedi
hangi müjgan yeter bunu saklamaya
gamzene gömdüğümden beri elimi
tüm yüzler silinir belleğimden
sen giderayak aynalara küs bakma

'bebeğim saklamaya yetmedi seni hiçbir yerim'

ya Musa!
budak olayım asana
beni burada koma


FİLİZ KILINÇ /ANKARA

FİLİZ KILINÇ /ANKARA
CAN

Bu gece gözlerim açık uyku yok
Düşlerime gönül gözün düştü Can
Dün ile bugünün bende farkı çok
Dilim ifşa etti sözün düştü Can

Çok düşündüm eridim bir hoş oldum
Hayaller can buldu aşka düş oldum
Gözler coşkun pınar aktım yaş oldum
Aynada yüzüme mazin düştü Can

Bir çift söz söyledin uyku tutmadı
Kalbim durdu sanki bir an atmadı
Yürüyemez oldum gücüm çatmadı
Bastığım her yere izin düştü Can

Yeryüzü yemyeşil gökler masmavi
Nur yüzün kandırdı yıktı şu devi
Bu nasıl sevdaydı bu nasıl sevi
Ayın on dördüne, yüzün düştü Can

Bir yangın ki aha şuram yanıyor
Yanıyor da eller mecnun sanıyor
Sol yanımdan yara aldım kanıyor
Yüzüme bir damla hüzün düştü Can

Şimdi ne haldesin, nerdesin bilsem
Derdini dert etsem ortadan bölsem
Ferhat’ı kıskansam dağları delsem
İnan ki özüme özün düştü Can…..!!

 

 

 

Temel ATA/BALIKESİR
Reyhan

Geri dönmekti dileğin
Hayal oldu sıla Reyhan
İşi gücü yok feleğin
Her cefası kula Reyhan

 

Seni aldı gurbet eller
Haber vermez esen yeller
Boyun bükmüş gonca güller
Gözyaşınla sula Reyhan

Böyle yazmış levhi kalem
Gündüz keder gece elem
Gel diyorsun nasıl gelem
Muhtaç oldum pula Reyhan

Miskinim diye geleler
Vurup sinemi deleler
Benim çektiğim çileler
Sığmaz altmış yıla Reyhan

Yusuf Yıldırımer /yozgat
(Miskin)

Yusuf Yıldırımer /yozgat
KISKANIYOR

Mevsimler önünde yere diz vurmuş
Gün değil ay değil yıl kıskanıyor
Gözlerim gözünde vuslata durmuş
Seni saramayan kol kıskanıyor

Sen dağların kızı sen yürek sızım
Sen sevgi alfabem alnımda yazım
Ey cana can suyum ey iki gözüm
Seni lale sümbül gül kıskanıyor.

 

Begümsün gönlüme şah-ı perisin
Bana şah damardan daha berisin
En taze goncadan gülden dirisin
Seni kanımdaki al kıskanıyor

 

Zin ile Zühre’ye müsavi adın
Ömrümü uzatır bir anlık şadın
Gönül damağında başkadır tadın
Seni kovandaki bal kıskanıyor

 

Muzlime ziyadır kameri yüzün
Seni seven yürek yaşar mı hüzün
Yanık nağmelere yol açar sözün
Seni sazlardaki tel kıskanıyor

Dilimden düşmeyen aşka hecesin
Şafaksın akşamsın günsün gecesin
Aşılmaz yüceden daha yücesin
Seni yalman dağda bel kıskanıyor


Bir asır yanında kalamam deyip
Dünyalık muradım alamam deyip
Dergâhında Derviş olamam deyip
Seni kapındaki kul kıskanıyor

 

 

Şemsettin Dervişoğlu/ADIYAMAN

Şemsettin Dervişoğlu/ADIYAMAN
Höllük

yor beni
yor / damlığınla
açılsın yolum...

yolumdan
gelecek
tomurcuğum...

yatır tahta beşiğin
bağırdağına
üstünde kara örtü
altında höllük
el(l) enmiş toprağım...

yor beni
sor beni
aşkın alevimdir
kor beni...

'su' diye diye
ateşlerinde yandım...

 

 

 

 

Tayyibe Atay/MUDURNU

Tayyibe Atay/MUDURNU
Köylü Çocuğu

Aldanma pembe düşüne
Git dağlarda koyun otlat
Aklını devşir başına
Git dağlarda koyun otlat

 

Göstersen de bunca çaba
Ne köy oldun, ne kasaba
Al sırtına yırtık aba
Git dağlarda koyun otlat

 

Bilmezsin parti, karnaval
Bir değnek bul, bir de kaval
Başına geçmeden çuval
Git dağlarda koyun otlat

 

Yaptın adamlık şartını
Gördün ölçünü, tartını
Topla pılını pırtını
Git dağlarda koyun otlat

Tadın yoktur, tuzun yoktur
Yâr yanında hazın yoktur
Gönül çelen sözün yoktur
Git dağlarda koyun otlat.

Mecnun, Kerem, Ferhat gelmiş,
Aklın hep onlarda kalmış.
Anla! o sevdalar ölmüş,
Git dağlarda koyun otlat.

Çıkmaza girdin kaç defa,
Oğlum artık yorma kafa.
İstanbul’da semtmiş vefa,
Git dağlarda koyun otlat.

Dün gibi değil vaziyet,
Döneklik olmuş meziyet.
Kendine etme eziyet,
Git dağlarda koyun otlat.

Şahin kanadın yoldurma,
Eli kendine güldürme,
Çoban desinler, aldırma,
Git dağlarda koyun otlat.

 

 

Şahin Yılmaz/ŞARKIŞLA

Şahin Yılmaz/ŞARKIŞLA
Aşka Dair

bekle aşk, geleceğim
bir tek söz söyleyeceğim sana
amma iyi, amma kötü
amma neşeli, amma hüzünlü
amma dünlü, amma bugünlü
tek, bir tek söz söyleyeceğm sana

keyiften dört köşe olursun belki
belki de hançer gibi saplanır bağrına
belki merhem olur, belki tuz, yarana
nice şiirler söylendi, nice şarkılar bestelendi uğruna
mavi boncuktan nazarlıklar takıldı boynuna
tek, bir tek söz söyleyeceğim sana

aşk dedikleri, erişilmedik isteklerin süblimasyonu
erişenler, dolu dolu yaşarlar onu
erişemeyenlerse, öttürür dururlar borusunu
kim, nerede, nasıl belirlerse konusunu
öttürür, aşk da onun borusunu
çağırır, Kaf Dağı'nın doruklarına
Anka Kuşunu

bekle aşk, geleceğim
bir tek söz söyleyeceğim sana
ne iyi, ne kötü
ne neşeli, ne hüzünlü
ne dünlü, ne bugünlü
egzistansiyal bir söz söyleyeceğim sana
uçacak Anka Kuşu, Kaf Dağı'nın
doruklarına, doruklarına

 

 

Ziya Öztürk/SANDIKLI

Ziya Öztürk/SANDIKLI
Ağlar

Bu koca şehirden gittin gideli
Cadde ağlar, sokak ağlar, semt ağlar
Adressiz bir mektup senden teselli
Ağaç ağlar, yaprak ağlar, dal ağlar

Duysan içimdeki sessiz çığlığı
Hasrettir rüzgârın soğuk ıslığı
Kim sever bu vakit kör karanlığı
Gece ağlar, yıldız ağlar, ay ağlar...

Süt limandı deniz, mehtaptı gece
Mutluluktu her söz, söylenen hece
Bu sensiz şehirde artık gizlice
Dostum ağlar, düşman ağlar, el ağlar...

 

 

 

 

 

Ömer Faruk Karadeniz/İZMİR
İkircik

Bundan gayrı
Hayatın acı hakikatleri
Kırkikindi yağmurudur gözlerinde
Su, kezzap gibi yakacaktır
Bakıp da görmeyen gözlerini
Hayat denizini geçmen artık zehabtır
Güdük bir balık bile sökecektir dişlerini…

Bundan gayrı
Soluklanacak ne liman, ne de iskele
Gezindiğin sular zifir, kir
Umut sandığın barınakların yerle bir
Senin de bir gün rüzgârın kesilir
Senin de yelkenlerin eskir
Sığ sandığın sularda gemilerin devrilir…

Bundan gayrı
Mutluluk oyununun boş fantezileri
Doğuracaktır yalancı fecirleri
Şansa kalmıştır işin, oyna tüm ihtimalleri
Ya da kıvıracaksın, haydi tak takıştır zilleri
Haydi devam et, bu ikircik düşünceye
Maddi keyfiyet uğruna, riyanın ellerini öpmeye…

 

 

Veli Savaş/ANTALYA

Veli Savaş/ANTALYA
50-Kavgam (Öz/de Cinaslı)

Hangi yaşta olsan da; “henüz vakit çok erken,
Yaşlanınca dönersin” sözlerini duyardık
Uzak sanılan vâde üstümüze çökerken
Ey en büyük düşmanım! Sözlerimi duy artık

Akıl almaz hırsınla benliğime sığmışsın
Hayra giden her yolda adımların kararsız
Sen şeytandan da beter sığdan öte sığmışsın!
Yalanlarla yoğurup şerri; hayra kar, arsız!

Secdeye dönen ruha türlü engel, mâni sen
Kıblegâha sırt dönüp, fütursuzca esersin
İsyan notalarıyla bestelenen mani sen
Kibrin her sahnesinde alkışlanan esersin

Sefil etmek uğruna azmin sanki karınca
Dostluğuna sığınan nasıl olsun günahsız
Yalancı şafakları karanlığa karınca
Ne gecede huşû var, ne doğan bir gün, âhsız

Hayat hep bahar değil, kışları da hatırla
Sınırsız isteklerin törpülenip, körelsin
Kendimi mahvedemem kırılmanla, hatırla
Mahşerde dostum değil sağır, dilsiz, kör, elsin

Seninle seyahatler içimde bir yaradır
Kılavuzu sen yolun; tipi, tûfan, kar ardı
Kurtulmak istiyorum yönüm mutlak yâradır;
Kurtar nefisten Yâ Rab! İstikbâlim karardı

 

 

Yusuf Ziya Karahasanoğlu/ARABİSTAN

Yusuf Ziya Karahasanoğlu/ARABİ
Yüreğimin Kara Sevdası

Işık tut geceme, nurunu gönder.
Bıktım karanlıktan,var mı dahası?
Kavur ateşinle mecnuna dönder,
Yorgun yüreğimin karasevdası.

Sen ki ol Rabbim’in sevgili kulu,
Sen ki yeryüzünün ışıklı yolu,
Sen biçarelerin kanadı kolu,
Sen inanların kutlu davası.

Açılan goncada gülde olanım,
Bülbül figanında dilde olanım,
Çıkılan en doğru yolda olanım,
Sensin bedenimin suyu havası.

gelin

Zübeyde Gökbulut/KIRŞEHİR

Zübeyde Gökbulut/KIRŞEHİR
Katıksız Katkısız

Halk için hizmette boşa yatanlar
Bu cennet vatanda yaşar bilmezler
Fakir lokmasını alıp yutanlar
Nasıl kursağına düşer  bilmezler

Katıksız katkısız yoksulun aşı
Vatana hibedir eğilmez başı
Yol eder gönlünde dağları taşı
Nice engellerden aşar bilmezler

Asalak çalışmaz boştur her günü
Kazanmadan eder her gün düğünü
Bellidir hedefi bellidir yönü
Kendi kuyusunu eşer bilmezler

Kıskanır yapılan her güzel işi
Gerçeği göremez nankörse kişi
Kabuğu sert ise kıramaz dişi
Kuzu gövdesine koşar bilmezler

Tükenmez içinde nefreti kini
Acımaz masuma zayıfsa dini
Düşünür çıkarın bir ötesini
Payını bağrımdan deşer bilmezler

Yetimiyim ahım kalır mı yerde
Belalar üst üste toplanır serde
Şehitler üstüne çekmedik perde
Bir gün şanlı ordum coşar bilmezler

 

 

 

 

Ahmet Yetim/YOZGAT
KURBAN OLAYIM

Açarken gördüm sülünü.
Ay sandım beyaz tülünü.
Bahçeme gonca gülünü,
Dikene kurban olayım.

Allar inmiş gül yüzüne,
Yandı yüreğim özüne.
Aşkımı gönül gözüne,
Ekene kurban olayım.

Gönülden gönüle akış,
Sevda yolu tek bir çıkış.
Yıllar halı, aylar nakış.
Sökene kurban olayım.

Coşkun akar sevda seli.
Burcu burcu kokar yeli.
Zülfünden dökülen teli,
Bükene kurban olayım.

Göğsüme yasla başını.
Dik durda eğme kaşını.
Benim için gözyaşını,
Dökene kurban olayım.

Ramazanım gez dünyayı.
Yaş elli beş dolgun sayı.
Ömür boyu bu sevdayı,
Çekene kurban olayım.

Temmuz 2006

 

Ramazan Kurt/ANKARA

Ramazan Kurt/ANKARA
Aşk

Taptâze bir aşkın elemi sarar
Öksüz yüreğimi gece boyunca.
Hasret otağını sîneme kurar
Semâda bir garip yıldız kayınca.

Bilirim; sevdâya boyun eğmişim
Sanki göğe çıkmış, arşa değmişim
İçimden garazı, kîni koğmuşum
Sevgiyle çağıran bir ses duyunca...

Karadır gözleri, bahtımı tutar
Uzanır hayâli yanımda yatar
Kabaran hislerim zamanı yutar
Sevdâ deryâsında yüzüm yuyunca.

GAFLETÎ silinsin gönlüyün pası
Aşkta gizli ömrün zulmü, sefası
Bir kara gözlünün kara sevdası
Yakar seni, sen gönlüne uyunca.

 

 

Muttalip Taş/SORGUN

Muttalip Taş/SORGUN
İNSANDAN

Ben de bu dünyaya geldim geleli
Türlü sıkıntılar çektim insandan
Aklımı başımda bildim bileli
Gamlı gözyaşları döktüm insandan.

Adem den beridir savaşta kaldım
Ne bir fayda gördüm ne ibret aldım
Kan kusan namludan artık bunaldım
Tiksindim iğrendim ürktüm insandan.

Tırnağı söktüler eli yüzdüler
Dişleri çektiler dili yüzdüler
Oğlak niyetine kulu yüzdüler
Tüylerim ürperdi korktum insandan.

Sol elinde bomba sağında silah
Kimi beylik taslar kimisi ilah
Çakal değiştikçe aslanla külah
Dolandım çalıyı sarktım insandan.

Hayvanda çekmez bu yapılanları!
Nefsin arzusuna kapılanları
Seyrettikçe eli öpülenleri
Usandım bu yaşta bıktım insandan.

Mert ile konuştum namerde küstüm
Kahrettim kıtala kinimi kustum
İster babam olsun isterse dostum
Ayırdım yönümü aktım insandan.

ŞERAFETTİN türkü yap beste beste
Sevgiyi vurmuşlar hoş görü hasta
Şu üç günlük fani denen kafeste
Ayar tutmaz teli büktüm insandan.

 

 

Şerafettin HANSU/ALMANYA

 

Şerafettin HANSU/ALMANYA
Ocak Vakti

 

Ağla gözüm bizim eli
Görmediğim zamandayım..
Top top olmuş yayla gülü
Dermediğim zamandayım.

Hatıralar kıpır kıpır
Oynar sinemi dağlatır
Dostlarıma hal ve hatır
Sormadığım zamandayım..

Saplanmış hasret hançeri
Sızılar garip ciğeri
Dost meclisinden içeri
Girmediğim zamandayım.

Ha duvar ha da pencere
Toprağım burda incire
Bağlanmışım bir zincire
Kırmadığım zamandayım...

Sentezi buldum derdimi
Gönle doladım ardımı
Yarim diyerek yurdumu
Sarmadığım zamandayım

 

Ozan Sentezi/SİVAS

Ozan Sentezi/SİVAS
..... Perişan-

Sen böyle değildin söyle ne oldu
Niyazın perişan dilin perişan
Nazara mı geldin, avcı mı vurdu
Zülüfün perişan telin  perişan

Kirpiğin ıslanmış, nemlenmiş gözün
Dağılmış saçların, sararmış yüzün
Çıkmaza mı ermiş bayırın düzün
Yolların perişan halin perişan

Hasret yangısında sevda çağının
Dumanı tütüyor gönül dağının
Kasvete bürünmüş gülşenin bağın
Balların perişan gülün perişan

Türkoğlu söylüyor; dünya dar değil
Vuslatın faslına girmek zor değil
Unutma cefakâr sevmek ar değil
Salların perişan dalın perişan.

 

Dursun ELMAS/İSTANBUL

Dursun ELMAS/İSTANBUL
***Kir

 

Kim kurdu bu denli çarpık düzeni,
Günbegün içimde nefret BİRİKİR.
Bir pislik sarmış ki şu gezegeni,
Uzanan üç elden Eyvah! BİRİ KİR.

Bir habis ur gibi saldı necaset,
Şu çöpü nereye gömsün bu FAKİR.
Nüvemle didişen kuşağa bahset,
Talimat aldığı her bir kaFA KİR.

Sökülmüş kökünden seciyem lif lif,
Kavliyle kavmini görüyor HAKİR.
Sofrasında memnu, mübah muhtelif,
Geçiyor kursaktan, ha temiz, HA KİR.

Bir dünya ar verdik dünya malına,
Çiplendi beynimiz çürüdü FİKİR.
Kim çaldı karayı o pâk alına,
Dün ufak lekeydi bugün saFİ KİR.

Buğulu konakta süs; “körpe beden”,
Akbaba dizinde kalacak BAKİR!
Bedene yapışmış binlerce neden,
Dudakta mey izi âciz urBA KİR.

Nice entrikalar yuttu bu sütun,
Ruhumun özünde depreşti ZİKİR.
Nefiste demlenen şevki uyutun,
Ekranda serüven, sevda, diZİ KİR.

Bu müzmin yarayı pek deşen miyim,
Tutuyor notunu Münkir’le Nekir.
Teneşir tahtına tek düşen miyim,
Kirimi kirleten nice siNE KİR.

(Taşova- 28.12.2007

 

Fesih Aktaş

Fesih Aktaş
Eğildim Göğsünün Ihlamuruna

Karanlığın kırık ürpertilerinde
Döküyor külünü üzerime gece
Süzülüyorum uçurumlarından
Buruşturularak atılıyorum yere

İnancıma sürdüm acının irinini
Öfkelerimi mayaladım şanına
Çalkantılı bir deli yürek oldum
Karanlığın içinde kayboldum

Yaklaş öfkeme, bitir sancımı
Dökül düşünüşlerin rahlesine
Bir rüzgârla gönder kokunu
Dağla gözlerinin yokluğunu.

Dalda gül, yaprakta damlasın
Sevda boylarına çevrili rotasın
Bir yıldız tabakası gibi uzaksın
Özlemlerle çevrili bir tuzaksın.

Ilıman iklimlerin melteminde
Çağrılarımın iniltisi üşümelerim
Diri bedenlerin arzusunda vuslat
Gecenin ırmağında Nil ışığımsın

Eğildim göğsünün ıhlamuruna
Daldım civan ömrün sularına
Kayboldu ruhum gözlerinde
Sensizlik çarmıhına asıldım

Selahattin Yetgin
KURŞUNA DİZMİŞLERDİ BENİ

Bilseydim de söyleyemezdim

Saatin kaç olduğunu.

Zaten durmuştu zaman

Kuşuna dizilmiştim.Çırpınıp duruyordu

Orta yerde bir yürek,

Sahibini arıyordu.

 

Korktum,

Kendi yüreğim sandım bir an.

Yoksa ölmüş müydüm?

Başımda melekler vardı,

Ağlaşıyordu sirenler,

Azrailden kaçıyordu bir ambulans.

Kaçırdığı fani bendim,

Kurşuna dizmişlerdi beni…

 

26.08.2008

Naim TUNCALI/Antalya

 

Naim TUNCALI
Bekle emi

Sancısı var bulutların

Eksilmesin umutların

Ya bu gece ya da yarın

 

Aşk yükünü aldı gemi

Geleceğim bekle emi

 

Yollar yokuşu iniyor

Yolcu bahtını sınıyor

Sabır meyveye dönüyor

 

Bitecek bu hasret demi

Geleceğim bekle emi

 

Her kolayda zoru sorma

İçimdeki koru sorma

Takvimlere soru sorma

 

Topla çıkar yapma cemi

Geleceğim bekle emi

 

Yüreğine iyi bakın

Sana senden oldum yakın

Üzülme ha aman sakın

 

Gözlerinden kaldır nemi

Geleceğim bekle emi

 

Gözetensin gözlenensin

Özcan’ımla sözlenensin

Yıldız gibi izlenensin

 

Yanacak bu aşkın şemi

Geleceğim bekle emi 

 

12.08.2008

YUSUF ÖZCAN
Balımcan

Altın saçlarını geceden öte

Canımın camına gerdin Balımcan

Sıla oldun içimdeki gurbete

Ömrünü önüme serdin Balımcan

 

İçerimde eşilirken körkuyu  

Ellerinle eziverdin korkuyu

Gözlerinden azat edip uykuyu   

Düşümde düşüme girdin Balımcan

 

Muştular yağdırdın gamlı başıma

Sabır oldun gönüldeki aşıma

Göz nurumsun mühürlendin kaşıma

Kalbini sevdama verdin Balımcan

 

Cemreler sulara düşmeden önce

Süzüldün üstüme inceden ince     

Aşkın düğümünde inan ki bence

Bitimsiz yollara erdin Balımcan

        

Düşkündüm ayağa kaldırdın beni

Umut deryasına daldırdın beni

Sildin gözlerimi güldürdün beni

Sonunda Özcan’ı gördün Balımcan

 

5 ağustos 2008

YUSUF ÖZCAN
Sessizce

Yüreğinden süzülerek bulutun

İrem bağlarına indim sessizce

Yelesinden tutunarak umudun

Yağmurun atına bindim sessizce

 

Süyem süyem haddelerden çekildim

Kimse bilmez bir bahçeye ekildim       

Üzüm gözlerinden çıktım döküldüm

Serpildim savruldum dindim sessizce

 

Zamansız yaşayıp saate küstüm

Bütün yıldızların fitilin kıstım

Yağmur ile yağdım yel ile estim

Sokulup koynuna sindim sessizce

 

Günlerin üstünde ne varsa soydum

Yaşanan her anda sevgiye doydum

Tuttum Özcan’ımı ortaya koydum

Feleği ilk defa yendim sessizce

YUSUF ÖZCAN
Sevgi servettir

Aşkın hırkasını giyen dervişin

Dünya mertek dolsa mesesi yoktur

Serveti sevgidir gönlü genişin

İstenmez bahçede hissesi yoktur

 

Dert ehli seçerken aktan karayı

Yâr için yer eder sırça sarayı                

Nefsinden artırıp pulu parayı

Saklayıp koyacak kesesi yoktur

 

Sevenin çıkını umut doludur

İçinde kıvrılan sevda yoludur

Ardından deseler sanki delidir   

Yolcunun gayrıca nefesi yoktur

 

Yâr uğruna döşeseler taşı yan

Dönemez ki aşk yükünü taşıyan

Gülistanda boş dururken aşiyan

Tuzağı öksesi kafesi yoktur

 

Çaresiz Özcan’a kim olur ihvan

Çile lokmasını yutarken yavan

Gün gelir birleşir yer ile tavan

Hesapsız takvimde hevesi yoktur

 

                                   14.06.2008

YUSUF ÖZCAN
Yaktım gemileri

Dalgalar sahile veda etmeden

Yitik denizlerden çıkıp da geldim

Son gemi sessizce çekip gitmeden

Kumdan kaleleri yıkıp da geldim

 

Sakladım şebnemi inmesin diye 

Üfledim ateşi sönmesin diye

Bir daha geriye dönmesin diye

Bütün gemileri yakıp da geldim.

 

Sahiller sesimi duysun istedim

Balıklar günümü saysın istedim

Kumsallar sevgiye doysun istedim

Suların içinden akıp da geldim

 

Martıların kanadında uçarak

Sana koştum kollarımı açarak

Balıklarla yakamozlar seçerek    

Boynuma çiçekler takıp da geldim

 

Tuttum saçlarından çektim güneşi

Suların üstüne ektim güneşi

Aşkın nöbetine diktim güneşi

Karşıdan Özcan’a bakıp da geldim

YUSUF ÖZCAN
Ben sende doğdum

Âleme ruhların verildiği gün

Benim sende doğduğumu öğrendim

Sevenler başıma derildiği gün    

Benim sende doğduğumu öğrendim

 

Sende biçimlendim sen de sevildim

Çekiç çekiç aşk örsünde dövüldüm

Senin gözlerinde sence övüldüm

Benim sende doğduğumu öğrendim

 

Ömür denen bir binite dayandım

Baştan sona sevdan ile boyandım

Düşkırığı uykulardan uyandım

Benim sende doğduğumu öğrendim

 

Ne yalan söyledim ne de çark ettim

Bindim aşk atına küfrü terk ettim

Can suyumsun can evimi ark ettim

Benim sende doğduğumu öğrendim

 

Hemi ocak hemi kara kazandım

Yandım piştim sende beni kazandım

Özcan’ımla kollarına uzandım

Benim sende doğduğumu öğrendim

 

                                      5 ağustos 2008

YUSUF ÖZCAN
Sarı kız

Canım kurban misafirin şahına

Bizi deyip çıkıp gelmiş sarı kız

Minnet etmem gökyüzünün mahına

Çerağları yakıp gelmiş sarı kız

 

Altın desem kuyumcular alınır

Gök ekinler omzunda salınır

Bir teline koca Yozgat alınır

Kırmızı gül takıp gelmiş sarı kız

 

Gümüş gerdan Akdeniz’in köpüğü

Rüzgâr öper ak bilekli topuğu

Törelere basıvermiş tepiği

Tabuları yıkıp gelmiş sarı kız

 

İncitmeden boyu ile enini

Özcan’ına nakış etmiş benini

Bulutlara sürüvermiş tenini

Yıldızlarla akıp gelmiş sarı kız

YUSUF ÖZCAN
Çiçeklerden güzelsin

Gülhatmisin fesleğensin ıtırsın

Mevla’m seni vahalarda bitirsin

Canlar gelip divanına otursun

Çiçeklerden  güzelsin sen sevdiğim

 

Sümbül sensin çiğdem sensin lale sen

Kamer sensin Ayçiçeğim hale sen

Davet etsen kuşluk vakti öğle sen

Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim

 

Nilüfersin su yüzünde durursun

Yaz gülüsün gönlümü kavurursun

Sarmaşıksın saçını savurursun

Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim

 

Fal çiçeğim papatyamsın takvimsin

Manolyamsın zambağımsın zakkumsun

Kaderimsin alınyazım hakkımsın

Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim

 

Ak gül sensin kırmızı sen sarı sen

Kardelensin kahredersin karı sen

Hercaimsin bulutların moru sen

Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim

 

Açelyasın el değmeden açarsın

Sardunyasın sarılmadan kaçarsın

Gelinciksen Özcan’ımı seçersin

Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim

 

 

YUSUF ÖZCAN
Yeter bana

Sen ey imrendiğim nur

Sensin en güzel kusur

Sen bir an karşımda dur,

Dur yeter bana

 

Ne zaman nasıl derken

Kar sardı başımı erken

N’olur burdan geçerken

Kapımı bir kere vur,

Vur yeter bana

 

Tebessümle hediye  

Sunarken sorma niye

Bir gün nasılsın diye

Dön de hatırımı sor,

Sor yeter bana

 

 Aklı baştan oldu ırak 

Özcan arar durak durak

Yıllar sonra sokularak

Kollarımı yor,

Yor yeter bana

YUSUF ÖZCAN
Pencerem

sen ve ben,
benim sahtekar tozlu pencerem
kaldık mı yine yalnız...
suçun büyük, cezan ağır,
ister gücen ister kız.
gelmedi, gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.
senin macunlarını dökmek, çivilerini sökmek gerek,
deseydin ya; ' gelmeyecek.'

hani nerde göze vuran can alıcı zülüfler,
kimlere dalgalanır, hangi esinti üfler...
kaç çarşamba devirdim,be huysuz,
yine sana yöneldi nemli gözler uykusuz
kim günahkar, kim suçsuz,
sende oyun, sende yalan, bende dert,
hangi çaya döküldü gamzeden akan şerbet...
senin çerçevene tükürmek, tozlarına sümkürmek gerek,
deseydin ya ' gelmeyecek.'
sen tasasız, sen arsız,
sen hayırsız, ben akılsız,
sen ve ben,
kaldık mı yine yalnız,
gelmedi gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.

heba ettim tüm günleri,
ümit ettim, inat ettim,
zindan ettim geceleri,
hani mahmur gözlerin bahtiyar bekçileri...
sen aldatan,
ben kanan,
sen körükleyen,
ben yanan,
ben zavallı, sen insafsız,
senin menteşeni burmak, kollarını kırmak gerek,
gelmedi, gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.

sen eğlen, sen gül,
anlamıyor, dinlemiyor sarhoş gönül,
ben tüllerine hapsolmuş bir yaralı bülbül,;
kime kaçtı,
nerde açtı goncagül...
daha kaç mevsim böyle geçecek...
yaz devrildi, güz bitecek.
kaldık mı yine yalnız...
gelmedi gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.

sen ve ben,
yalnız benim pencerem,
bir dua et, bir ümit ver,
perişanım, hurdayım.
bir ışık ver,
yıkılmışım, dardayım.
gelmez deme, belki deme,
gelecek ki, burdayım.
senin kasnağını kurcalamak, camlarını parçalamak vardı,
gönül birşey hatırlattı, olmadı...

bir kıyıda belirecek,
yangınlarda, kordayım.
kırık camdan görünecek,
buram buram nardayım.
bekleyelim gül gelecek,
duraktayım, gardayım.
gül verecek,
gülüverecek
gün gelecek,
gelecek...

sen ve ben,
hayat dolu pencerem.

2002-Taşova/ Fesih Aktaş

 

Fesih Aktaş
Yurttan Haberler...

Bu ne biçim haldir, bu gidiş nere
Kemirdikçe kemiriyor kefere
Ne oluyor demiyoruz bir kere

Hırsıza arsıza rağbet çok şimdi
Helâl lokmalara kıymet yok şimdi

Ulema kesilir ham yobaz softa
Sosyetik oynaşcıl, camide safta
İmanı ihlâsı bırakır rafta

Papaz'la Davos'ta olmak hac şimdi
İslâm gömleğini giymek suç şimdi

Hakikat firari, bilim farazi
Hak dağıtan denen makam marazi
Ne adalet kaldı ne de terazi

Mazlumun tarafı, sağır lâl şimdi
Hainin cenahı, hoşçakal şimdi

Biz yanarken vatan diye aşklarda
Millet düşmanları, sırça köşklerde
Kuş tüyü yatakta, aşkta meşklerde

Pamukla yamuklar aynı saf şimdi
Türklüğe sövmenin adı gaf şimdi

Ali den görünür, Rabin’i sever
Localara iner Mavros’u över
Akıtır salyasın millete söver

Dangalağın namı başyakan şimdi
Vatandaşın adı boşbakan şimdi

Bulur bulmaz kıvamında zemini
Unuttular ettikleri yemini
Allah ile aldattılar mümini

Aç da gözlerini hele bak şimdi
Karalar nasıl da olmuş ak şimdi

Dursun ELMAS/Tokat

Dursun ELMAS/Tokat
Ben...!

Ben arıyorum beni, ben olmayan bir yerde,
Aradım bulamadım, özlediğim değerde,
Ben çaresi olmayan, müptelası bir derde,
Sürünüp gideceğim, beni arayan bend’e.

Bir yorgun savaşçıyım, zafersiz savaşlarda,
Ben başlara taç oldum, ne akılsız başlarda,
Nice yangınlar gördüm, dondurucu kışlarda,
Ben bana varacağım, aradığım öz ben de.

Ben varlıkta neyim ki, yokluğum anlaşılsın,
Nelere kadirim ki, duyulunca şaşılsın,
Ben güçsüz takatsizim, benden nasıl aşılsın,
Kime ne soracağım, cevabın gizli ben de,

Bu yollarda bitkinim, mecalsizim, yorgunum,
Ben ümitsiz bir aşka kapılmışım vurgunum,
Ben bu sevda yüzünden, düşüncesiz durgunum,
Asla ifşa edemem, sebebin gizi bende.

 

Temel Ata/Balıkesir

Temel Ata/Balıkesir
Adını Koyamadığım Sen

Sen...
Uykusuz gecelerimde
Yastığıma izinsiz düşen,
Sen o...

Yaş mısın!

Ben,
Sabır, sabır diye
Lâ havle çekerken,
Kabaran yüreğime
Bastırdığım.

Taş mısın!

Umutsuzluk yüreğimi
Dalga dalga sararken,
Penceremden haykıran.
' Yusuf çık, Yusuf çık'
Diye biteviye bağıran,
Hanemi dolduran ses,
Umuda alınan nefes,
Sen o...
Kuş musun!

Sen! ..
Mutluluğa atılan kulaç.
Büyülü gülümseyen,
Gülmeyi öğreten sihir.
Yolumu aydınlatan ışık.
Sen, huzura götüren
Yolaç...
Sen o...
Çatılmayan kaş mısın?

Sen! ...
Adını koyamadığım sen,
Yoksa her şeye
Baş mısın sen?
Sen öfkeye....
Sen kîne...
Sen nefrete...
Sen cümle belalara
Yavaş mısın?

Kırşehir /Zübeyde Gökbulut

Zübeyde Gökbulut/Kırşehir
Gidirem

Gidirem sevdiğim alıp başımı
Heybemi omuza attım gidirem
Deryalara salıp gözde yaşımı
Bir gurup vaktinde battım gidirem

Seninle gürleyip seninle estim
Yarım kaldı ey can dolmadı testim
Bilinmez bir yola bileti kestim
Eridim tükendim bittim gidirem

Bu ayrılık var ya kordan öte kor
Nasıl sine yakar gel de bana sor
Adı özlem olan aşılması zor
Çetin bir kayaya çattım gidirem

Ey sevgili yarim canda can gülüm
Gırtlak düğüm düğüm lal olur dilim
Bu derdin yanında nedir ki ölüm
Ayrılık zehrini tattım gidirem

Sevdamız müebbet kalacak diye
Saat gongu visal çalacak diye
Adımız yan yana olacak diye
Geleceğe bir fal tuttum gidirem

Dervişler deminde sözüm tükendi
Kabuğum dağıldı özüm tükendi
Yara dağlamaya tuzum tükendi
Gözyaşımı çöle sattım gidirem

 

 

Şemsettin Dervişoğlu/Adıyaman

Şemsettin Dervişoğlu/Adıyaman
Ağladın...

Dün gece rüyamda seyrettim seni
Elinde sazınla çalıp ağladın
Yitirdin ömrünce bilirsin beni
Resmimi eline alıp ağladın

Etrafın karanlık görmedim yüzün
Sesinden anladım içinde hüzün
Belliydi yürekte tazeydi közün
Mazine özlemle dalıp ağladın

Çektiğin acıyı geceler saklar
Dertlerin saçına düşürmüş aklar
Anladım yerlerde kalmıyor haklar
Feleğin hükmünü bulup ağladın

Çökerttin gönlümde o koca dağı
Virane eyledin duygusal bağı
Döküldü yapraklar sonbahar çağı
Hazanın sonuna kalıp ağladın

Baktım da beninmle bensiz haline
Yıllarca tutuldun sevda yeline
Düşmüşsün sonunda beter eline
Beyhude yaşını silip ağladın

 

Fatma Aras/İstanbul

Fatma Aras/İstanbul
Hicran kervanı

Kirpik'ler kırk lüle gözlerin pınar
Akar damla damla göl olur Sunam
Vefasız sinede üç beş gün yanar
Söner aşk ateşi kül olur Sunam

Deli gönül sever ise derinden
Varılmaz yanına ahu zarından
Hicran kervanı'nı gam diyarından
Cevahir yüklesen pul olur Sunam

Bitsin bu hasret'lik gelki yakına
El uzanıp zülfü yare dokuna
Sinem hedef olmuş gamzen okuna
Açar elvan elvan gül olur Sunam

Seherin yelleri taşı toprağı
Okşarken uykuda dalı yaprağı
Çiğ düşmüş üstüne nemli otağı
Birleşir zerre'ler sel olur Sunam

Neyler Miskin Yusuf dünyada malı
Yarinden ayrılmış perişan hali
Feryadı figanda bülmül misali
Dilerim mevladan gel olur Sunam

Yusuf Yıldırımer /Yozgat
(Miskin)

Yusuf Yıldırımer /Yozgat
Anadolum

Hayalini kurdum gurbet elinde
Hasretin bağrımda kor Anadolum
Garip kaldım şu soykanın çölünde
Hallerim perişan gör Anadolum.

Yurdumsun yuvamsın Anam atamsın
Sazımda ki türküm Hak'ka duamsın
Kaşları kemanım öz'de yatansın
Sensin şu gönlüme yar Anadolum.

Seni söylemezsem efkârım geçmez
Şu yaban elleri aynımı açmaz
Hangi yüze baksam hiç neşe saçmaz
Gurbet eller bana dar Anadolum.

Haberini aldım ağladım yeni
Cihana değişmem terketmem seni
Hasret uykusunda bekletme beni
Her gece düşüm de sar Anadolum.

Her bir yanın evliyalar yatağı
İlim irfan saygı sevgi otağı
Gördüm gurbet eli şeytan batağı
Yüzünden dökülür ar Anadolum.

Hasretinden her gün zâra düş oldum
Namerdin bağında sarardım soldum
Bu derdime derman ben sen de buldum
Yarama bir merhem sür Anadolum.

Derdinle dertlenip yanmazsam eğer
Uğruna bu canı vermezsem eğer
Düşmanı üstünden kovmazsam eğer
Çekip bir köşe de vur Anadolum.


Almanya/ Ozan Şerafettin Hansu

Ozan Şerafettin Hansu/Almanya
BANA BENZİYOR MU? SENCE...

                                                                       ''Çıplak adam karşımda

                                                                         Virgüller arası kaybetmiş kendini

                                                                         Şimdi noktayı arıyor''  (x)

 

 

kabuğumun liflerini

ayırdım tiftik

bilmeceler halinde durupdurur eşgalim. Hangi ihtilal kaçkını

 

 

kımıltısız

metruk

bir gövdenin içinde, gel zaman/git zaman yolcusuyum.Biletsiz

 

 

yaşadığımı sandığım

günlerin külleridir

arkamda savrulan.. Bir masalsı büyü. Uzun uzun baktım da

 

 

hiçbir yere

postalanmış boş

zarflar geri dönüyor yalan adreslerden. Beyaz güvercinleri

 

 

ne çok derin kanyon

çökük köprü

gözlerimin kesiştiği derede ..Kollarımın batıp çıkması hüzne

 

 

omzundan aşağı

terleyen dağların

söylediği efsaneler vardır. Yontmataş yürekleri eritir ya

 

 

öyle birşey

içimin yağmuru

basıyor dışımdaki dünya denen sahrayı. Etraf-ı alem uykulardayken

 

 

iki ayrı fotoğrafı

yapıştırıp yan yana

bir yer buldum aramızda ölmeye.. Bana benziyor mu ? Sence ...

 

 

                                                                                                   18.11.2007

                                                                                                  Yunus YAŞAR

 

(x) Esra Odman.

Yunus YAŞAR
BU ŞEHİRLE ARAM AÇIK

bu şehirle aram açık. Ruhum

çekiştirip duruyor ölümün eteğinden

evlerin içi geceyarısı derin boşluk..

 

kimim kimsem bir keder müziğinin

kuyruğunda dolu dizgin. Baktım

içime göre bir yer boştu yüzünde.

 

gövdemden söz ettim belli belirsiz

bir ihtimal aşklarımdan.. Adanmış

neşteri göğsünde nişan bağışlanmış kalbimden.

 

bebek uykusundaydınız. Dudaklarındaki

narin gülüşlerde ısıttım tenimi

sıfırladım.. Temize çektim içimi.

 

yeni bir aryanın ritmiydi nabız atışlarım

uyandırdı seni, bağışla ! Mahmur gözlerinin altı

gününden erken açmış gelincik tarlasıydı.

 

göğüs uçlarından sarkan sıcak buz

sarkıtlarına gömdüm kavruk dudaklarımı

bu denli yakın düştüm ilk kez kendime..

 

ne denli uzaktayım şimdi şehirden ? Şiirden

payıma düşen ateş karşılar mı ömrümü ?

bir daha sorulmasın Antalya'dan adresim .

 

 

                                           Yunus YAŞAR

Yunus YAŞAR
KESKİN BİR HA ... KOKUSU DAMARLARIMDA

                                       -ilk ve son dizeleri Tanrı  bahşeder

                                           ben arasını doldururum.

                                                                 Kate Clanchy (1997)

1/

roman hacminde soluyan

bir sözcüktüm

alfabesi olmayan bir dilde

kendini tersinden okuyan kekeme.

 

basınçsız bir gövdenin içinde

boşluğa tutunmuş

kıvılcımlar topluyorum ateşten...

 

siz beni

bozkırın aynasında görün

bir de ;

 

bir serçenin

nane serinliği hapşırığından

nasıl g(a)rip olurum.

 

2/

sen ey bardağı taşıran son damla (şiir)

hasarı büyük imkansızlıkların

neresinde bıraktın beni ?

 

ki

hep 'kusurlu' şairim

uyuya kalırım

bir ip gibi beynimi

diline dolarken aşk

keskin bir HA... kokusu damarlarımda..

 

                                            03.03.2007

                                           Yunus Yaşar

 

 

 

MÜDAVİMİ SAYILIRIM

 

                                       -Nehirler köprüleri

                                        gökdelenler asansörleri

                                        ve ıskalanmış dünya

                                        şiiri davet eder.

                                                        Kenneth Koch (1998)

 

1/

artık yanlızlığı çağırabilirim

yalnızlığın kuş dilinde

benim de bir ABeCe'm var.

 

çok uğraştım kendimle

bir kol boyu uzaklıktan

hep sesimi aradım.

 

dünyanın eşiği ile

kapısı arasında

bir uzun gurbet.

 

haritanın huzursuz

ıskalanmış yerinde

bir gedikli zabitim.

 

2/

sen ey mesellerin ahraz kızı

suların aylasında soyunuk güzel

yalnızlık ;

 

bu düş kurma mevsiminde

dip komşu iki kumru memelerin

gönül yakınım olur

 

dudaklarımın izi olmasa da

har-ı lâlezâr teninde

müdavimi sayılırım

 

gümüş bir aşkın aynalı gerdeğinde

koynundayım

defolu bir ömürle...

 

                                              01.12.2006

                                            Yunus Yaşar

Yunus Yaşar
SEYİR TERASLARI

1/ sen şimdi gidiyorsun ya

   turuncu bir yağmur boyamış

   seyir teraslarını

   çiçekler naylon

   saksılar kil kokuyor...

 

   acıların ezber sırasından

   parmak kaldıran bir türkü

   çalındı zerrin sarı.

 

 

   hayata sırtını dönüp

   pus içinde kendini  

   pasa çaldı akşamlar.

 

   eflatun bir yel çarptı kapıları

   yakınmalar aynasında

   kişiliksiz gölgeler...

 

2/ su lehçesi gözlerinin

   çatısında bulutlar

   nereye baksan

   kalbi ıslak görüntü

 

   birer acı göl sanki

   içinin gurbet yanı

  

   kentten kente yük taşıyan

   kamyonların kasalarında

   bir kanardağ gibisin...

 

3/ sordun mu hiç

    kalbinin üzerinde

    söndürdüğün izmarit

    kaç ömrün karşılığı?

 

4/ sen şimdi gidiyorsun ya

    kutusunda bekleyen

    bir deprem kırığı bakışlarımızda

    kırmızı bir karanlıktır aşkın gölgesi....

 

    git gide derinleşen taş aynanın önünde

    yosunlu bir dal gibi, uslu

    ve çıplak taşıdım yorgunluğumu

 

5/ bir gizil yüzdün

    uçurumun sesine

    göz kamaşması bir mesafede

    ve geceleri denizin derinliklerine

    saçılmış birer inci tanesi

 

    yareni saydı beni çulsuz hayat

    yürüdük kolu omzumda

    doldu doldu boşaldı bakışlarımız....

 

    gölgesine sarınmış bir ev

    görmüyordu ama g/özlüyordu bizi

    öyle doluyduk ki boş odalarda....

 

                                                 25.11.2005

                                                Yunus YAŞAR

 

Yunus YAŞAR
silsile

Bir bahar daha geçti bilmem kaçıncı kış üstüne

 Biliyorum yine hazan gelecek yazın ardından

Yalnızlığımı yüzüme vururcasına

Yine içime atacağım özlemi

Takılacağım kuru yaprakların ardına

Bi sürü sevgiyi hapsedeceğim yüreğime

Kimse dışarıda kalmasın

Sen de diğerleri de

Her biri bi nazar boncuğu

Bilmeyecekler bilmeyeceksin

Çiçeklerim sahipsiz bir mezara serpilecek

Bana yine sevindirmek düşecek bi çocuğu

NİZAMETTİN ÖZMEN
Bahar

Gene Bahar geldi sular çağlıyor,

Bağrımda esiyor yele ne deyim

Vefasız yüzünden gönül ağlıyor

İçimde inleyen tele ne deyim

 

Karanlık geceler oldu kafesim

Çağırmak beyhude bitti nefesim

Feryadım yürekte duyulmaz sesim

Gelmiyor hayırsız ele ne deyim

 

Yar elinden hazan oldu bağlarım

Sen gülerken ben gizlice ağlarım

Od düşürür deli gönlüm dağlarım

Gönülde zavrulan küle ne deyim

 

Geçiyor seneler gel beni ara

Yok mu yaranlarım hatırım sora

Sönmüyor bağrıma yaktığın çıra

Yetim. iden dertli kula ne deyim

Ahmet YETİM
Niyet

Sevgiler pervane döner vallahi

Gönülde tertemiz niyet oldukça

Dünyada yangınlar söner billahi

Bedenler günaha diyet oldukça

 

 Pusudan tuzaktan arınır yollar

 Mevla’yı zikreder yeşeren dallar

 Hep ondan yanadır sevdalı kullar

 Dilinde Kur-an’dan ayet oldukça

 

Yıkılmış kapıya kilit vurulmaz

Sel olanda coşan sular durulmaz

Suçu olmayana ceza verilmez

Adalet de şaşmaz heyet oldukça

 

Yetimi hoş görür eş ile dostu

 Dostun ayağına serilir postu

 Sanma ki yarından umudu kesti

 Muhabbetle süren hayat oldukça

 

Ahmet YETİM/YOZGAT

Ahmet YETİM/YOZGAT
ÖMÜR TRENİM

Seni tanıdığım gün, gözlerinden doğdum ben
Şu ömür trenimin son istasyonusun sen
Sildim senden önceyi, senden sonrası yok
Şu ömür trenimin son istasyonusun sen

Sen benim kıyamete kadar geleceğimsin
İnce, narin, edalı, küçük kelebeğimsin
Gönül bahçemde açan gonca GELİN(ciğimsin)
Şu ömür trenimin son istasyonusun sen

 

 

Şakir Alimoğlu/K.MARAŞ

Şakir Alimoğlu/K.MARAŞ
Demedim mi

Düşkün aklım sen kendince
Seçemezsin demedim mi?
Sırat denen kıldan ince
Geçemezsin demedim mi?

 

Akletmekle alakalı
Nefsin zaten sabıkalı
Bade sunsa Edebalı
İçemezsin demedim mi?

 

Gönül Nebi tapusudur
Hakkın kudret yapısıdır
Bu bir irfan kapısıdır
Açamazsın demedim mi?

 

Sura üfürür İsrafil
Müjde getirir Cebrail
İşe koyulur Azrail
Kaçamazsın demedim mi?

 

Hacı molla alıp bir ad
Uydurup ta iki kanat
Sırra ermek çok zor sanat
Uçamazsın demedim mi?


İbretle bak gör onları
Toprak oldu hep sonları
Nefsine cennet donları
Biçemezsin demedim mi?

 

Talibi her yanın tuzak
İçin kara dış yüzün ak
Vahdet yurdu sana uzak
Göçemezsin demedim mi?

 

İhsan Ertem

İhsan Ertem
Bestekâr

Besteler yapardın sürura, yasa
Kirlenmez aşkını övenler için
Biter mi ağlayan gönülde tasa
Mezedir eziyet sevenler için

Mehtaba müptela bağrı yanıklar
Metanet arzular Hak'tan âşıklar
Böyle yaşanır mı diyor tanıklar
Kederi meziyet sevenler için

 

 

Mehmet BÖKE/BALIKESİR

Mehmet BÖKE/BALIKESİR
AŞKSIZ Olamam

Bana mı sordu sanki girdi izinsiz
Gençlikte de gelmişti gitti kudümsüz
İstemem gibi sözler artık lüzumsuz
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam


Bu sefer çok tatlıymış, acı vermiyor
Sinirlerimi bozup, beni germiyor
Çok dürüst şeytanlığa aklı ermiyor
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam


Kim ne diyorsa desin onsuz olunmaz
Sevgiden vazgeçerek nefis korunmaz
Gönül coşan sel gibi asla durulmaz
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam


Ben aşkı anlatacağım bütün dostlara
İkiyüzlü olup da girmem postlara
Kapılmam ayıp, günah gibi hislere
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam


Selami Tıraşlar-ELAZIĞ

Selami Tıraşlar-ELAZIĞ
AYBALAM

Gülüşün papatya gönlüme yazsın
Gönlünü sevgiye açmış Aybalam
Tanrım güzelliği ömrüne yazsın
Kötü sözden aşka kaçmış Aybalam


Duyduğum en güzel hazsın canımsın
Damarımda aşkla akan kanımsın
Sığınacak dalım aşktan hanımsın
Masalsı hayalden saçmış Aybalam


Sözü inci güven verir elime
Aradığım onda iki kelime
Yokluğu yakar da ölüm kendime
Her an aradığım taçmış Aybalam


Dudağımda ismi ararım onu
Eşimdir ruhumun severim onu
Ömrümce yanımda isterim onu
Rüyama rüyadan uçmuş Aybalam

 Perinur Olgun/MERSİN

Perinur Olgun/MERSİN
KALEMİN İZİNE DÜŞTÜ NOTALAR...

dostun kalem izine düştü ayın şavkı,
oynaşır yakamozlar beyaz perdede
çağladı duygular, huzur buldu gönül
selamın ziyade bir tek gülüşe...

kuşaktan kuşağa geçer aşık destanı
sevda nağmesidir sazın telinde.
bvir söyler bin damlar güftelerinde
gönül birliği var tüm yüreklerde.

buselikten giriş yaparken makam,
hicazdır çok can yakan
segah yürekleri dalayadursun
acem kürdidir ruha akan

"la", "bemol" dans eder,
inlerken içli nağmeler
bir gülüş kaldı yüzün gölgesinde
hüznü yok saydı sevgi dolu şiirler...

Bir merhabayla başladı
hoşseda usumda
notalar çaldı "fa" ve "diyez" de
gönlümün titreyen nağmelerinde...

Aysun ARGUN-22.10.2008 ANTALYA

Aysun ARGUN-MAVİİ
SUSKUNUM

bir tutam gül düşer suyun üstüne
gözlerimden süzülen yaş,
tutuncasız akar gider…

gülen gözlerin ışıltısı vurur yüzüme
kora döner yürek acı sözünle
alevlenir yakar gider…

zülfün düşer güzel yüzüne
ayın şavkında oynayan yakamoz
gülüşüp bakar gider…

nedeni belirsiz acıtır, ateş düşürür yüreğe
aynada üzgün yüzün gölgesi,
küskündür yanar gider…

bir tutam suskunluk düşer tümceye
yüreğin sessizce susuşu,
suskun ağlar gider…

suskundur  sevdam
senden gelecek sesi beklercesine
bekler ama bu yürek kendini dağlar gider..

                                                   MAVİİ

AYSUN ARGUN-MAVİİ
Sen benim rengimsin…

Yüreğim nöbette seni bekler,

Bir ışık bekler, bir mavi deniz…

Bir ben beklerim seni,

Bir de yüreğim…

 

Kırmızı rengi sevmem,

Mavidir benim rengim,

Hem deniz, hem seni anımsatır

Bir de yüreğim…

 

Beyaz düşleri severim,

Beyazı sevmem ondandır,

Hem seni, hem tenini anımsatır,

Bir de yüreğim…

 

Kırmızı hasreti anlatır,

Hep seni özlediğimi hatırlarım,

Yüreğim seni nöbette bekler,

Bir ışık bekler, bir mavi deniz…

 

Yeşili çok severim aslında,

Sen sevdiğin içindir sevmem,

Yeşil murattır, yeşil sensin,

Sen bütün renklerden güzelsin…

Erdoğan Kahya
RUH KÜLLERİ

paydos sonrası

işçi yüzlerinden

fırlayan

gün çapaklarıdır

 

gözlerimi acıtan nokta. Kepenkleri ardında

 

akşamın ucundaki

yer sofrasında

bol acılı

lâf salatasıdır

 

yedirilen sesime. Bedenime giyotin

 

iki dudak arası

derin vadilerde

uyuyan nehir

arzulardır

 

en metruk köşesinde bir morgun. Dondurulmuş

 

şenlik ateşlerinde

yakılan maral

ve kalbin çınlayan sesi

har'ıdır bir annenin

 

öldürülmüş bebeğinin patiği koklarken

 

paydos sonrası

vesikalı(k)

kadınların

etiketsiz pozlarıdır

 

sinekkaydı dünyayı traşlıyan ustura

 

ince su perdesinde

seyirlik bahçe

ve aşktan bozma

bukle halkalar

 

nilüferli cesetlerin toplu gömütü

 

sema bir semaverdir

fokurdar kan içinde

sırılsıklam ruh külleri

suyun dalgın gözünde

 

birer mercan tanesi, dipleri sarsan düşler...

 

 

 

                                           28.09.2008

                                          Yunus YAŞAR

Yunus YAŞAR
EYLÜL SIKINTISI

1/ toz kentlerin mor yüzüydü EYLÜL

ayın şavkı

gölgede

kızıl

kıyamet

gittiniz ya

 

zindan çanı

boynunda;

yılankavi bir nehir yana yakıla peşinde

kaç girdap kanadı bu yüzden. çıplak dağ

silsilesi sivrilerden bıraktı kendini...

kaygan sütun başlarında ya gölgeler yalandı

ya gölgelere düşen kitaben...

 

2/ ığıl ığıl içe akan kara bir yosundu EYLÜL

 

sana doğru

yaslanmış

ağır ağır

ölüme

kayıyordu

dünya

 

3/ vahşi su haritasında batık bir beldeydi EYLÜL

 

ölü konukların

göğe doğru yükselen

sesleriyle

gittiniz ya

 

bir öbek

yıldız yürek

kaydı;

ince buz gölü gözlerimden... çıplak kadınlar

perçemine tutunmuş sallanıyordu yer ve gök

taşlanmış bir sokağa dönüktü akşamın yüzü

bitki özlü gün batımlarına koşumlu arzular

uykulardan kovulmuş. geceden çaldığı simle

ördüğü ağı, serpiyor karanlığın behrine

tek bacaklı örümcek. toz kentlerin mor sü-

varisi yunus'un dilinde ölü deniz bedenleri

 

4/ gönlün vurgun yediği son istasyondu EYLÜL

 

kırık ve

eğriydi

raylar

 

vagonlar

uyku nöbetlerinde;

düşsavar bir çayevi; 24 saat açık. bol tarçınlı

bir salebin buğusunda gülseli. bir kül yaz

bekliyor kapıda. tarlanın işliğinde aç karınca

katarı... derin uçurum arıklar. yapış yapış

yaprak biti evlerde kuş üzümü bakışlar... ayna

köşesinde gömütlük sanki. terasların yakasında

asık yüzlü suratlar, antik bedenlerin kerrat

cetveli... ince bir ayseli silmiş karanlığın camını

günseli ağırası değil.

 

 

                                                 Yunus YAŞAR

Yunus YAŞAR
YORGUN İDİ AYNALARIN SIRLARI

öyle bir gidişti seninki

sessiz ve de derinden..

acı, keder gam bıraktı geride

sızlar ve kanar

hiç dinmeden...

yaşam sundu yine acı şerbetin

sır´ı dökülmüş tepsiden...

baktıkça hüzün dökülür

yorgun aynanın sinesinden...

 

tarihin sarı yapraklarında

iç burkutan acılar kaldı

gülüş veren anılarla

bir hayal oldun sevgili

 

titrek bir mum ışığı gölgesinde

şimdi yüzün silik ve yorgun

huzurun da gitmiş

kalmamış izi

mutsuzluk baştacın

yalnızlık can yoldaşın

elinde kalan tek şey

hayal meyal anılar şimdi

 

hata dedim hep belki yanlışlık bende

ya sen neredesin

bende mi yoksa serde mi?

cevap veremedi hata,

“yok oldum dumanlı seherde “

dedi kısık sesiyle…

 

garip bir kuş uçar, o duman içinde

gönlü ataşa pervanedir..

dergâh kurmuş sevda üstüne

bir ışıktır onun gözünde...

sevilmek şimdi hatasız

o garip kuşun yüreğinde...

 

AYSUN ARGUN

AYSUN ARGUN
SAKLARIM SENİ

saklarım zamanın girdabında seni

denizin derinliğinde vurgun gibi

martıların çığlıkları değil ki yeni

yunusların dilinde saklanır sevgi

cana can katan bir nefes gibi

umutla doludur sevgi denizi

 

saklarım hayatın girdabında seni

dilim lal olur suskun gibi

dalgaların sesi değil ki yeni

kumların sıcaklığında gizlenir sevgi

çarparken yüreğim deliler gibi

gelir mi bilmem sevdamın sesi

 

saklarım güllerin yaprağında seni

kasırga kopsa da gök durgun gibi

rüzgarın uğultusu değil ki yeni

toprağın izinde saklanır sevgi

umutla büyüyen tomurcuk gibi

sarmalar yüreği aşkın nefesi

 

 

Aysun Argun

AYSUN ARGUN
RUHUMUN AKŞAMLARI

Ruhumun Akşamları

 

akşama yansıyan kızıl gölge

ruhumdaki hüzünlerim..

 

resimler silikleşti sen gittikçe

kayboldu ufuktaki çizgim..

 

bugün de akşam oldu, ruhumun kıyılarında

güneşin batışın da kayboldu gözlerin..

 

ufkumda zifiri zindanlar göründü

siliniyor gittikçe o güzelim hayalin..

 

dingin görünse de sahilim

girdaba benzer derinlikler de..

 

içine çektikçe gölgelerim

alaca görünür maviliklerin de..

 

hüzün kabarcıklarıdır yüzeye vuran

yakamozların eşliğinde kalbimden,

 

akşamlar boğsa da insanları

sen olan akşamları severim ben.

 

ılık bir sevda kıpırtısı yüreğimde,

ruhun inceliği akşamlarıma yansır

meltem esintisi güzelliğinde..

ince bir sızı duysam da kalbimde

kırıklığa dair,

dudaklarımdan sevdiğim, sözcükleri dökülür

ruhumun akşam çöken eteklerine…

 

Aysun Argun

AYSUN ARGUN
ÖMRÜMÜ ADAYACAĞIMSIN SEN!..

vakti gelmedi mi henüz,

yüreğin yeni istasyondaki molasına,

yeni gelen sesin sahibine..

aşka merhabaya vakit gelmedi mi?

 

uzak diyarların gizemlisi,

oldukça yakınımdaki sesi,

bir çırpınışın kanat gerilmesi..

aşkın ayak seslerinin sahibi, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

karanlıklarımın ışık huzmesi,

bahtımın geri kalan güzel mabedi..

aşka merhabanın gerçek ses teli, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

kanunlarda nağmelerin,

notaların güzel melodisi..

yarene atfedilen şarkı sözleri, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

ilahi gücün yürekteki izi..

sevda ateşimin kıvılcımı,

tutuşan kalbimin görünen yüzü, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

vakit geçte olsa, noktasıdır

yalnızlığın,kalemin gece vakti

öpüştüğü kağıdımsın, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

kalbin titrediği an´sın..

dudağın söylediği aşksın,

çiçeğin suya, toprağın güneşe

kalbiminse ihtiyacı olanısın, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

uzakların yakın ettiği..

gelenlerin hiç dönemediği,

bilinmeyen vatanımsın, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

bir fincan kahvenin tadısın..

iki iş arası verilen molamsın,

ömrümdeki son durağımsın, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

dudağımdaki sigaramsın,

kanımdaki canım,yüreğimin

her atışındaki varlığımsın, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

bir kapı tıkırtısının, hayalin

gelişisin, aşkı takmış göğsüne

bana tapanımsın, bilki!

ömrümü adayacağımsın sen!

 

dünlerimden bugünlerime..

yarınlarımdan tüm geleceğime...

ömrümü adayacağımsın sen!

 

Aysun Argun

 

Aysun ARGUN-MAVİİ
LEKESİ KALIR TENDE

1/

rahmi ateşli, cııırcıplak oynayan

kadınlar gibiydi şehir

gece ağzından öptükçe

küresel ısırma sonucu teni

kar/ter içinde...

 

tefrika meraklısı hayatın efendileri

ilk basım aşklarını dizmiş çoktan

çiğnenmek üzere kaldırımlara .

 

2/

bütün kenar mahallelerin hüznü

üzerime olsun ki

iki el silah sesiydi bakışları

mahçup ötekilerin.

 

arada bir bağırdıkça dağlar

karacasını yitirmiş

kırık bir ceylan sesiydi

gözsarnıçlarından sızan yüreği

 

düşlerine göre daralmış

koşu bandı caddelerde

hep yakmaz

acılar da yanar bazen...

 

yüzlerinde bir patika hüzündür

sevginin kırılgan sessizliği

yalazlanır içlerindeki zeytinlik

lekesi kalır tende...

 

3/

kar/ter içinde

gece ağzından öptükçe

küresel ısırma sonucu teni

kadınlar gibiydi şehir

rahmi ateşli, cııırcıplak oynayan...

10.02.2007

                                                                 

YUNUS YAŞAR
NE SÖYLESEM KELÂMSIZ NE AĞLASAM İÇİMDEN

                     

                                             'hepten çözüldün sineme

                                             n'oldu barbar kalbim

                                             bilmediğim birşey mi var

                                             aşktan ayrılıktan vahim'

                                                                     Hüseyin Ferhand

 

 

1/

usandım kalbim sınanmaktan

içimdeki komşu koğuştan

ne gün kalkıp sana gelsem

döksem içimi :                         

                                             yevmü'l mahşere

                                             kalır yunus'un

                                             teskeresi..

 

hangi şehre dönsem yüzümü

çekilmiş kılıç yollar

bir kibirdir ya Rab'bim

vaktin kıldan köprüsü:

                                             ne söylesem kelâmsız

                                             ne ağlasam içimden ..

 

seyrü sefer defterimin

şerh konulmuş rahmine

ıhtırılmış kervanım

ah! üryanım:

                                             hilal bir aşkın

                                             çengelinde..

 

 

2/

yoruldum kalbim ünlem/ektem

içimdeki komşu hücreden

ne vakit varsam tünelin sonuna

eteğindeki çakıl

                                             taştan höyük

                                             yontar yunus'u

                                             belleğine..

 

düşlerimi bölen hafakın

yanlışlıkla rüya tabir

kitabına girmiştir

akla ziyan kitabe :

 

                                             ne söylesem kelâmsız

                                             ne ağlasam içimden..

 

bu yüzdendir, muhacir

yunus'un beyaz atı

çekilmiştir yollardan

çoktan yükü hırkasına yamanmış

 

                                             kusura bakma kalbim..

 

 

                                                 25.03.2007

                                               

Yunus Yaşar
BİR BAHAR AKŞAMINDA

bir bahar akşamında

seni gördüm karşımda

yanındakini kıskandım,

ölüyordum aniden

bir daha böyle yapma

seviyorum seni derinden…

beni bırakıp gitme ne olursun

sevmeyi unuturum, seni sevmeyi

seni bir daha sevemem

bir bahar akşamı daha olmaz

olmaz bir daha bahar akşamı

şansın da bu kadarı

yıllar sonra aynı akşam

yine aynı yerde gördüm seni

bu sefer yanında vardı sarhoşun teki

beni özlüyorsun biliyorum

ağzın demese de gözlerin söylüyor aşkım

yine bir bahar akşamında ...  

 

 

ENVER SEDAT KURUBAŞ
TENİM ÇIRASIYDI KARANLIĞININ

bilemedin ki su yüzlüm ...

sürgitim kullanılmış gözlerimin yasaklısı

bilemezdin ki....

ay ışığımı kısardı sabah ezanlarında

arka sokağımın eskicisi

herkesin ayrılığı kendineydi

sürüncememdi ev kızı,

düşlerinin yüz görümlülüğü hüzün

sevmek can sıkıntısıydı

tebdil-i mekan sevmem

marazıydı onca sözün

herkesin ekim üşümeleri olurdu

iç yüzünü gösteren

sahipsiz aynalarda bir akrep sokardı durmadan

azı dişleri bilenmiş

yokluğun zehrini çıngıraklı kahkahalar atardı

su yılanlarının çatal dilli kesesi ve sonuncu kabuğunu değiştirirdi

sensizliğin sen hecesi siyahım

yaslanırdı reçine kokusuna

ortalık yerlerinde dolaşırken korkularım

bilemedin ki yığın yığınım, darmadağınım

nokta nokta bırakılmış satır sonlarım bilemezdin ki...

papirüs küllerinde şiirdi iç hesaplaşmalarımın

bir gün mutlaka tövbesini bozardı

gözüme tüten katran karası söze bulanırdı uzak hevesler

kulaktan kulağa evetlerde, suda yürürdü sevda

ayrılıklarım sonrasındaki bulanık gerçeklerde

gelişlerine zılgıttı çakıl taşlarının doluştuğu kekeme çığlığım

geri dönülesi şehirlerdeydi

adağını söyleyememiş utangaç gizim

eskinin hatıranaydı iç dünyamın

dip notunun pek iyisi sıra dışı gün sevinçleriydi

dantel düşlerimin çam kokulu beklentisi

bilemedin ki gelip gelip geçenim

gelip gidip bitenim

tenim çırasıydı karanlığının bilemezdin ki...

 

 

DEMİR MUTLUGİL
RAHMET KALSIN

Kimsenin yapmadığı bir iş buldum,

Pamuk tüccarı oldum.

Depom gökyüzü,

Doldurdum doldurdum.

Günler geçti, aylar bitti,

Yaz gitti, kış geldi. Pamuğu,

İplik iplik büktüm,

Yeryüzüne döktüm.

Sicim gibi yağan yağmur,

Merdiven mi kursam,

Yoksa

Kumaş mı dokusam ?

En iyisi,

Rahmet kalsın,

Doğa canlansın, Baharda çiçekler açsın.

Belki sevdiğine, Bir tane de sen koparırsın.

 

20.10.2008

Mehmet Şener

Mehmet Şener
ŞEBNEMİN DÜŞTÜĞÜ VAKİT

  - Günlük tutan delilerin dikkatine -

 

 

7 Nisan 2008, PAZARTESİ

yerinde yoktu deniz. yatağında bir çöl yürek

aşkla taşıp basıyordu meseller çanağını. yan

yatmış çöküyordu dibe düş mezatları. silindi

pedal sesler. bir harlı kapı kaldı eksik yöne

açılan. çook uzağa düşmüş o k/arlı ev bir de...

 

bir de saba kuşu. kanadında is ve alev topu

'' her durakta bir gözyaşım kaldı '' demiştiniz ya

yürüyor tutunarak. peşin sıra bir de ben. canı

bir elinde, öbüründe can evi. şebnemin düştüğü

vakit.

 

13 Mayıs 2008, SALI

yaşanılanı anlatmıyordu yazılan tarih. ölümün

ilk mucidi tanrıların kıymıklarıydı, tutuşturul-

mak üzere sürülen aşkın altına.

 

bu yüzdendir; uçmaya hazır suyu savuran kül...

 

18 Haziran 2008, ÇARŞAMBA

iyi baktınızı mı çocuğun yaptığı resme?

 

huzur arayan hayaletler gibiydi rüzgârın önünde

sürünen yaprak.

 

ağacın gövdesini sorgulayan zaman: aylak

bir ağaçkakan.

 

24 Temmuz 2008, PERŞEMBE

gözdiliyle yaptığınız o içten sunu:

 

bir kadının memesinden taşan baldıran

ve adımın geçtiği bütün sözcüklerin sonu

buzul sessizlik.

 

29 Ağustos 2008, CUMA

işi bitince sıvışıp giden kadınlar gibiydi

belediyeler:

 

yarım kalmış aşklar kurumu aracılığıyla dağıtıyordu

vaatlerini.

 

27 Eylül 2008, CUMARTESİ

ayrılığa ayrılmış zamanların tümü kamulaştırılmalı:

 

bilinmeyen bir adanın kıyısına alınmalı/ sevişmeler

müzayedesi.

 

krizi bahane etmesin hayat...

 

26 Ekim 2008, PAZAR

yüz' ölçümünden düşülmeli/ kadın eli değmemiş tüm

seramik dudaklar

 

azaltmıyorsa acıları...

 

 

                                                    ŞİİRCİ*

 

(*) Yunus Yaşar

Yunus YAŞAR
KIRMADIM Kİ BANA GÜCENSİN AŞK

- yürekli bir bestekârın dikkatine

 

ağzından dökülecek paslı

sözleri yakalı çok oldu ben

kalmam için ağlanmış yola

serdiğin özürleri de ...

 

kaçmadım ki arkamdan vursun AŞK.

 

yoğun bakımlarda kalbime

takılan baldıran sevgini

de kopardım attım. Etime

çektiğim iğde kokunu bir de...

 

ölmedim ki yakama yapışsın AŞK.

 

içim geçmiş. Çıplaklığını

dağıttım daluykularda

koynumda çekilmiş resmini

kapıştı kaldırım kedileri...

 

satmadım ki hesabını sorsun AŞK.

 

ağlayasın diye anlatmadım

bunları bu kış kıyamette

ısınsın istemiştim köhne için

buzdan yüreğin bir de...

 

kırmadım ki bana gücensin AŞK.

 

                            25.11.2008

                              

                              ŞİİRCİ*

 

 

 

(*) Yunus Yaşar 

 

Yunus YAŞAR
YARIM KOPMUŞ

Hani bazen insanın yarısı kopar ya.

Öyle oldu işte.

Yarım koptu.

Yarım Yok.

Kimbilir nerdedir şimdi yarım.

Kimbilir.

Öyle kalakaldım işte...

Dinlemek isteyip te, kulaklarımı tıkadığım şarkıları dinledim.

Durduramadım kendimi,

Dinledim.

İçim mi yanacaktı.

Bıraktım yansın diye...

Acımı çekecektim.

Bıraktım içim acısın diye...

Göz yaşımı dökecektim.

Bıraktım kendimi ağladım.

Ne olursa yaşanmalıydı bu sevda için,

Acı,hüzün,mutluluk,sevinç yada veda

Ve yaşadım da zaten...

Her şeyi yaşattı bu SEVDA.

Her şeyi öğretti bu SEVDA.

Sonunda baktım ki yarı kopmuş.

Yarım yok olmuş..

 

safiye karakuş
SEYİR TERASLARI/2

4/ Su lehçesi

ömrüm, gel, buyur

turuncu bir yağmur

bir yok hayatın

ezberini çalıyor

 

güne sırtını dönüp

bir kâbus saksıda

buruşuyor akşamlar..

 

acı, eflatun bir

ay kasırgası

çarpıyor kapıları..

 

yeşil nohut gözlerimin harman yerinde

sağanak hüzün geçişleri.. birer acı göl

sanki ruhumun gurbet yanı.. küflü dilek

uhrevi boşluk.. su lehçesi kirpiğimin

güvertesinde bulutlar.

 

5/ Düden yangını

ömrüm, gel, buyur. Kambur ve yaşlı

çam kırılganlığıyla vedalaşıp çıkar ya

boşluğundan/loş odalar kölesi insan

mezar buluntusu tablet dudaklarında

hüzün küfleri/çizer ya kaya yağmur-

larından kalma yeşil inciri.. dışarda

hemen kapıda/bedene kanla çizilmiş

amerikan yapımı bir utanç tablosu

karşılar ya bizi hane hane enstantane

dili ağzında kırk düğüm Guantanamo

tutsağı çocuklar.. sıradan bir adım önde

teniyle teması kesik.. yürekte açtığı

acı artezyan taşar ya gözlerden

Düden yangını.. başlangıç dizelerim

olur hep. yanar utancından şiir(ci)

utanmazutanmazutanmaz i n s a n l ı k...

 

6/ Düş kurma mevsiminde

ömrüm, gel, buyur

bu düş kurma mevsiminde

y a l n ı z l ı k

kırmızı, derin yakalı

 

dudaklarımın izi olmasa da

har'ı lâlezar teninde

 

dip komşu

iki kumru

memeleri

gönül yakınım olur..

 

7/ Vantuz ve zıpkın

ömrüm, gel, buyur.

açık koydum sonsuzluğa

ucu bucağımı

 

gözlerimi yokladım

düşünceden önce

orda olmayışımdan

gecikti buluşmalar.

 

hayıflı buldum yatağında/sesli okumasını

unutmuş su. içi ısınmış. çözmüş düğmelerini

içimin yaylasına çıkmış Antalya.. yakılmış

şiir yıkıntıları altında Yunus beni arıyor.

ben şairi. hayatla zaman arasındaki çatlakta

oyalanıp duruyor tuvaldeki resmim. bir guguk

kuşu azarlıyor benzimdeki at oynatan sarıyı..

30.10.2008

 

 

 

Yunus YAŞAR
TORUNUMUN ÇİZDİĞİ BİR EVDEYİM

torunumun çizdiği bir evdeyim

alı al, moru mor odalarda soluğun çarpıyor yüzüme

dil altında emilen karanfil tadında

az önce geçmişsin sanki merdivenlerde ayak izlerin

öptüm.. yüzlerce kez öptüm

kokladım...

 

 

sarmaşık örneği bir tel saçın kalmış tarağının dişinde

henüz söndürülmüş ıslak izmaritlerde lekesi dudaklarının

neşesi yerinde külün

büyümemiş hâlâ aynı yaşta duvardaki resmin

biraz kırgın çerçeve

buğulu cam..

 

 

dolaplarda

birbirine sarılmış giysilerin

uyuyor muydu? baygın mıydı yoksa beklemekten seni?

 

 

'' müsait bir aşk'ta '' durmuş saat

balkon korkuluklarında ellerinin kokusu

bir begonvil uzatmış dalını güzelliğine açıyor



körüklü

bir fotoğraf makinesinin

merceğinde unutulmuş pozun

s a v r u l m u ş   z a m a n d a

 

 

iki şarap küpü gözlerinde

bir bir kendini toplamış sonra...

 

 

ahizede eriyen öpüşlerin çalıyor telefonda

yüreğinin uğultusu sokakları dövüyor

aşk tutulmasından hemen önce

üstünü ağır ağır soyunuyor gece

oda çıkmazlarında

hıtçın bir at kişnemesi hayalin... sere serpe

gizemli bir sessizliğe uzanmış

süzülüp kapı çatlağından sarıyor her yanımı

en mahrem yerlerinde geziniyor ayışığı

ellerimde iki titrek mum ışığı bakışların..

 

eriyoruz birlikte...

 

                                                      25.05.2004

                                                      ŞİİRCİ*

 

 

 

(*) Yunus YAŞAR

Yunus YAŞAR
Yalnızlık Şiiri

Sarhoşum diye kızma bana,

zira bardaktan boşalırcasına seviyorum seni

yağmurun suçu yok, ıslaklığım asırlık

ve biliyorsun şişede durduğu gibi durmuyor yalnızlık…

                                                    

Nazmi KUTLUER
İŞTE EMEKLİ

TÜRKİYEM TÜRKİYEM DİYE ÇALIŞTIK

AÇLIĞA ÜMİTLE BÖYLE ALIŞTIK

FASULYE ÇAVUŞUMUZ NOHUT ON BAŞIMIZ

ŞEKER ŞERBETİ CAN YOLDAŞIMIZ

 

VİLAYET HABERSİZ ANKARA MÜRAYİ

AÇ SUSUZ GEÇİRDİK BİZ BU BİR AYI

MEMUR MECALSIZ İŞÇİ DERMANSIZ

ET NAMAHREM, BAMYA MEKRUH, BAL HARAM

 

SAĞ MI ÖLÜ MÜ BİLEMİYORUZ

İNSANLIK ADINA UTANIYORUZ

SOFRADA SOĞANI AZ GÖRÜYORUZ

 PATLICAN NAMAHREM, KABAK MEKRUH, SÜT HARAM

 

MEMUR CEFAKÂR İŞÇİ EMEKTAR

GÖRENLER HAYRETLE EDİYOR MERAK

HERGÜN AZRAİLLE BURUN BURUNA

OTOBÜS NAMEHRAM, MUNUBÜS MEKRUH, TAKSİ HARAM

 

NEDİR YARABBİ BİTSİN BU DRAM

VARDIR HEPİMİZİN BAĞRINDA YARA

HAKKA ŞÜKREDELİM GÖRÜNDÜ ZAMLAR

PASTA NAMAHREM, BAKLAVA MEKRUH, HELVA DA HARAM

 

ORTADİREK ZAM DEDİ

FAİZ DOĞURDU BÜTÜN MEMLEKETİ

BÖYLE KAVURDU SİNEKLER ÜLKEYİ

İSTİLA ETTİ SPREY NAMAHREM, ELEKTRİK MEKRUH, SULAR DA HARAM

 

TÜRKİYEMİN KADERİ ÇOK YÖNLÜ

İNSAN ÜMİTLE YOLLADI ANKARAYA SAL ASKERİ

ÜCRETLE HERKES HESAPKAR

SEÇMEK NAMAHREM, SEÇMEMEK MEKRUH, SEÇİLMEK HARAM

 

MERKEZİN TUTUMU BÜTÜN

SAVSATA ÇALIŞAN DEĞİL YARIYOR YATAN

VİLAYET ÖNÜNDE PALAVRA ATAN

İŞ NAMAHREM, ŞEH MEKRUH, MÜDÜR DE HARAM

 

HAYAT TECRÜBEYLE GAİMDİR

VURULAN GÜNAHKÂR VURAN HAKLIDIR

HERKEZİN İÇİNDE BİN DERT SAKLIDIR

4 DOĞRULUK NAMAHREM, DÜRÜSTLÜK MEKRUH, YAŞAMAK HARAM

 

RİYAKÂR KONUŞUR SÖZÜNDE TOKTUR

REZİL OLMAKTAN PERVASI YOKTUR

DOĞRU OLANA ÇAMURU ÇOKTUR

YALANI HELAL, HİLEYİ MÜBAH, DÜRÜSTLÜK HARAM

 

ÖMRÜNCE TÜRKİYEME NİFAK DOĞURDU

YURDUMU İÇİNDEN HUNHARÇA VURDU

 BECERİKSİZLİĞİNE TÜRBAN UYDURDU

LİMON NAMAHREM, ÇAY MEKRUH, KAHVE DE HARAM

 

TÜRKİYEM BİLMİYORSUN DOSTU

DÜŞMANI EKMEĞİNİ YİYİP SENİ SATANI

BÜRÜTÜS SEZARA VURUR MİSALİ

TEREĞYAĞ NAMAHREM, ZEYTİNYAĞI MEKRUH, YOĞURT DA HARAM

 

HAKKI DER Kİ YAZMAYLA BİTER Mİ?

BU KADAR İLHAM SİZE YETER Mİ?

BİLMEM BAŞKA ÜLKE BİZDEN BETER Mİ?

EL RIZKI TEALALLAH ELVEDA HAYAT…             

                                                                 

İSMAİL HAKKI ÖZTÜRK
YOL İŞARETLERİ

1/

'' NE ZAMAN GELDİM SANA '' DURAĞI

YOL İŞARETİ : '' Geldim mi sana, yoksa gelmedim mi ''

 

ciğeri sökülmüş kentlerde sıkış tepiş bir dünya

ve ben bu dünyadan inip sana sefere çıkıyorum...

geçtim kokuşmuş kentlerden, tadı kaçmış ne varsa

riyaya, yalana ve dolana bağlı ilişkileri.. Geçtim

karanlık bir düzlemde çürümeye yatmış ruhları ..

ışıksız. Alnının iç duvarında bir karış is.

Karınlarında çalınmış emek istifleri.. Yüzlerce

maskeleri geçtim. Geldim sana. Aaah..! Gelmedim

                                                           mi yoksa?

 

2/

'' ŞU DURAĞI ''

YOL İŞARETİ : '' Geçmişe gideceğim. Bırakın beni

yıldızlara, çok uzaklaşıp kendime gideceğim. ''

 

usul usul ' sanki bir kayalığın içine durmadan

kendini oyan ' bir inatla sana geliyorum. Huzur-u

mahşer'e bırakmadan AŞK'ı . köklerini ölüme batırmış

bir hüzün çiçeği gibi.. Tüm renklerini değiştirip

çileli bir yürekle. Karşılıklı uzayıp giden iki

şeridin ortasında.. Katladıkça kanardı yollar..

dağlar elenirdi sabrımla. Her bekleyişin otağından

örselenip de çıktım. Geldim sana. Aaah..! Gelmedim

                                                             mi yoksa?

 

3/

'' ZORBA VE OZAN '' DURAĞI

YOL İŞARETİ : '' Yoluna toprak olsam, dedi, yol olsam

ölümün kıskandığı biri olurdum..''

 

sesin nereden geliyorsa döndüm yüzümü. Öptüm

zakkum teninden. Oradan başladım AŞK'a. Seyir

defterime. Yolculuklara.. Oradan girdim seni

saklayan kentlere. Parklara. Yol üstü uğradığım...

Hangi çiçeğe dokunsam, baksam hangi pencereye

uyuyan bir ayışığı ürperir, gözlerin düşer ufkuma

farklı iki ülke gözlerin, geldiğimi sanırım. Aaah..! Gelmedim

                                                                      mi yoksa?

 

4/

'' VAZODA TOZLU GÜNLER '' DURAĞI

YOL İŞARETİ : '' Eski fotoğraflarda buluştuğumuz yer

oraya nereden gidilir şimdi? ''

 

göğüs dekoltali bir gecenin vesikalı(k) zamanı

tek kıl bir fırça ile, yangın yeri bir tuvalin

içinden geçiyorum. dozu yüksek bir aşkla...

iki amfora dudaklarından sızan sevda şırası

yakıyor yüreğimi. Şiirci geldi kızlar diyor

hayat acemisi ' çöplükte açan bir nilüfer '

tüm zamanları işgal etmiş bir şarkı alıp sana

götürüyor beni. Geldim diyorum. Aaah..! Gelmedim

                                                          mi yoksa?

 

 

 

                                                             ŞİİRCİ*

Yunus YAŞAR
Düşünce

düşünce düşününce düşüncen

düşünde de düşün düşündüğünce

düşündüğünü düşün,

düşüncen düşünce düşüncene

 

Akın Önen
yalnızlığın kuş dilinde

benim de bir

ABeCe'm var.

 

çok uğraştım kendimle

bir kol boyu uzaklıktan

hep sesimi aradım.

 

dünyanın eşiği ile kapısı arasında bir uzun gurbet

haritanın huzursuz, ıskalanmış yerinde bir gedikli zabitim.

 

·                      

 

sen ey mesellerin ahraz kızı

suların aylasında soyunuk güzel

yanlızlık ;

 

bu düş kurma mevsiminde

dip komşu iki kumru

memelerin gönül yakınım olur

 

dudaklarımın izi olmasada har-ı lâlezar teninde

müdavimi sayılırım. Gümüş bir aşkın aynalı bir çengelinde

 

koynundayım

defolu bir ömürle...

 

                                       01.02.2006

                                      Yunus YAŞAR

Yunus YAŞAR
Sen Hep

Sen hep uykularda mı kendini anlatacaksın
Çitlere takılırken uçurtmanın mavi yüzü
Hep sayıklayacak mısın
Geçitlerde düşürdüğün
bir çocuğun öpülesi gülüşünü

Sen hep fısıldayacak mısın
Söylemeden suya ulaşan şarkıları
Sürgülenip sürgünlüğüne
Eskimiş fotografların silüetlerini mi giyineceksin
Sen hep yalnız adreslerde mi yaşayacaksın.

Sen hep duruşlarınla mı kendini anlatacaksın
Dudaklarının kıvrımında uzayıp giden destanı
Bir yanı uzunçalar yüreğinin geri sarar bir yanı
Bir yanın gün sağarken gecenin memesinden
Sen hep böyle koca sevdaları mı taşıyacaksın.

Sen hep pekmez tadında bıraktığın
Ondokuz akşamlarını
Sedef kakmaly saksılarda mı saklayacaksın
Belki bir gün bir alay turaç sesine
Takılır da gelirsin ellerim bekleyedursun...

 

 

Yunus YAŞAR
alanlar

toplanılan haykırılan alanlar

şiirlerle, türkülerle, halaylarla coşulan, yankılanan alanlar

toplanmalarıyla anılan, adlarıyla ünlenen alanlar

adları alanlarla anılanlar

ala bulanmış al alanlar

allandırılan alanlar

alanlar birlikteliğin kavraştığı

sevgilerin yoğunlaştığı

özgürlüğün dalgalandığı

albayraklarla allanmış alanlar

adlandırdıkları kentleri anlamlandıranlar

alanlar korkulanlar

yasaklananlar

ıssızlaştırılanlar

anıtsızlaştırılanlar

alkanlaştırılanlar

yaşamsızlaştırılanlar

insansızlaştırılan alanlar

alansızlaştırılan insanlar

alanlar, karanlıkların korkuluğuna dönüştürülüyorlar

bir gün alanlar insanlarını, insanlar, alanlarını alanlardan geri alacaklar

o gün kentler alanlarında, alanlarıyla al anlarıyla yankılanacaklar

                                                                            

 

Akın Önen
ANTALYA

Masmavi denizin ile güneşin

Altın sarısı kum ile birleşsin

Kucaklaşır dalga ile sahilin

Tatil şehrisin sen ANTALYA

 

Görülmeye değer şelalen

Şarıl şarıl akıyor düden

Fabrikasın bacasız tüten

Cennet kadar hoşsun ANTALYA

 

Oteller pansiyonlar tatilköyleri

Kaplamışlar bütün yerleri

Vatandaşıma en güzel işyerleri

Dünya sana hayran ANTALYA

 

Yabancılara mesken olmuş

Almanlar peşi sıra dolmuş

Alanya’yı anavatanı yapmış

Yaşıyorlar bağrında ANTALYA

 

Yüce ALLAH özenmiş yaratmış

Toprağına bereket bağışlamış

Meyveni sebzeni yiyen doymamış

Beslersin Türkiye mi sen ANTALYA

 

Cadde sokakların kardelen kokar

Muhteşem kalen denize bakar

Demre’de kutsal Noel Baba yatar

Tarih medeniyetler şehrisin ANTALYA

 

Uçakların biri iner biri kalkar,

Gökyüzünde hayran hayran bakar

İşler kalplerinde birçok hatıralar

Unutulmaz nadidesin ANTALYA

 

Gez Alanya Elmalı Akseki’yi

Unutma Finike Kaş Kemer Korkuteli’ni

Kumluca Serik Manavgat’ı da görmeli

Hayran kalınır ilçelerin var ANTALYA

 

Ye kulaklıçorba hibeşi piyazı

Arapaşı çökelekli biber dolması

Ardından gelsin saç kavurması

Tadı damaklarda hala ANTALYA

 

Gezdim yedim içtim doyamadığım

Uzun yıllar geçti hala unutmadığım

Beşir Demir’im uğruna şiir yazdığım

Rüyalar şehrisin gözümde ANTALYA

 

Beşir Demir Mardin Kayatepe İskenderun Bremen harisi li mınayzil

21.11.2008 Gönderen: beşir demir Mardin İSKENDERUN Bremen (besir-demir@web.de)

Beşir Demir
USTA

Bilemezsin halimi darmadağınık aklım

Aşktır bu ölümüne sana telli duvaklım

Vurgun yemiş dalgıcım yüreğim iki büklüm

Tam kalbimden nasıl da böyle vurdun be usta

 

Geldiğim bu son radde sende bitecek evre

Söz ise adın olsun gerisi gayri mavra

Çin Seddi gibi beni kuşattın çepeçevre

Bu sevdayı nasılda tel tel ördün be usta

 

Yaşadığım zamanda vurulduğum tek ansın

Sana dert uğramasın isterse dünya yansın

Sensiz cümle kuramam noktam sen bendim sensin

Bilincimi nasılda içten sardın be usta

 

Doktorundan bihaber derman bekleyen candım

Feryadım duyulmadı gamdan yandıkça yandım

Ilgım olmuş çöllerde kaybolmuş kervandım

Yüreğimi nasılda bulup vardın be usta

 

Özlem resimleriyle doldurmaya albümü

Acımadan mecnuna felek mi çeker pimi

Ağlamayı unutup senle gülen kalbimi

Hasretinle nasıl da böyle yardın be usta

 

(Eskişehir – 26.07.2007 – 00:21) Kazim UZUN Milli Egemenlik Cad. Osman Akın Apt. No:43/2 ANTALYA Tlf: 0 242 243 11 53 Faks: 0 242 243 84 35

Kazım Uzun
Gel Gör

Karşımda Beydağları karlı,

Üstü karabulutlarla kaplı,

Yaşanan karakış,

Ben yatakta üşüyorum.

Dünya dönüyor,

Rüzgarda bulutlar bölünüyor,

Toprak heyela durmuş,

Yavaş yavaş göçüyorum.

Baharda doğa dallara yaprak konduruyor,

Ağaçlar otlar çiçeğe duruyor,

Dostlar iyisin iyisin diyor,

Ben için için çöküyorum.

Sabah erken kalkarım,

Güneş nereden doğacak bakarım,

Kıyamet günü batıdan doğacakmış,

Dert değil üzülmüyorum.

Yaşam sunulmuş bir nimet,

Ne zaman isterse kopsun kıyamet,

Güzellere güzelliklere bakıyorum,

Bülbül oldum dalda ötüyorum.

Dün geçmiş, geri gelmez,

Bugün benimle olsa da yetmez,

Diktim gözümü uzattım ellerimi,

Yarınların düğümünü çözüyorum.

Gel gör…

 

01.02.2009

Mehmet Şener

Mehmet Şener
Değerse

Dönüşe bilet kesilir,

Kesen görülmez.

Ecel, yaşanan yeri bilir,

Gelmesi istenmez.

Gemi yola çıkar,

Su almaz,

Motor arıza yapmaz,

Fırtınalar,

Yolundan alıkoymaz,

Yükünü toprağa taşır.

Orada,

Beden,

Güneşe, yıldızlara hasret,

Ruh denen ulviyet,

Giymez kıyafet,

Kimbilir,

Nereye ziyaret.

Doğum uzun,

Ölüm bir anda,

Akıp giden zamanda.

Can bedene yük olmaz,

Kalıcı değil, o handa.

Gelen

Göçer,

Acılar kalır,

Bu yanda,

Değerse.

 

20.04.2009

Mehmet Şener

Mehmet Şener
Yöneten

Benim gibiyse zikrin,

Demokrasi çok.

Ayrıysa fikrin,

Aradığın yok.

İstersen.

Gündüz, gece bir günün iki yarısı,

Doğum aydınlık,

Ölüm gece karası,

Yerin üstü canlı,

Altı, ölüme açılan kapısı.

Bilirsen.

Alın yazısı silinmez,

Can nasıl gider bilinmez,

Evde, yolda, belde kabul,

Urganda istenmez.

Dinlersen.

Onbeş yüzyıl öncesine takılmak,

Gideceğin yer kara toprak,

Giysin, yirmibirinci yüzyıl,

Neye cep telefonu kullanmak ?

Düşünsen.

Allah, para, erk üç sözcük,

İkinci, üçüncü atmaca,

Birinci aldatmaca.

Sinersen.

Saldırı, yıllarca sürdü büstüne,

Karalar bastı ülkenin üstüne,

“Ey Türk Gençliği” sahiplen,

Cumhuriyetine, Atatürk’üne.

İzindeysen

 

Mehmet Şener

19.05.2009

Mehmet Şener
BULUTLAR

Kıyıdayım

Alabildiğine uzanıp gidiyor

Yanı başım

Ve üstüm mavi

Mavinin içinde masmaviyim

 

 

Bulutlar

Ak pak bulutlar sökün ediyor ansızın

Kimi mızrağa benziyor

Kimi perçemi ak küheylan

 

 

Sanki kayıyor altımdaki kumlar

Doludizgin paramparça bulutlar

Bulutlar bulutlar

Alev alev yanıyorlar

 

 Haziran 2006 Antalya

ŞAHİN AKÇAP
GEÇİP GİDERKEN HAYAT

Gümüş bir kerhiz akardı çocukluğumuzun üzerine

Yararken gün Erek dağının lacivert göğsünü

Yükseklerde uşkun,sırmo

Aşağılara dolandığında

Yarpuz kokardı

 

Hayal meyal bir kır akşamında

Dalıp gitmişken

Ahmet Arif’in Otuz Üç Kurşun destanına

Şaplorenz teypte Kemal Burkay’ın Hadi Gülümse dizeleri

Sezen’in sesinden

Bölerdi sessizliğimizi

 

 

İşte o akşamların

Tutsaklığıydı içimizde

Kimimiz yok yere zindanlarda

Kimimiz amansız takiplerin gözaltında

Kimimiz de sözde hürriyetlerin kilidi altında

 

 

 

Laldık

Dolanmazdı ağzımızda dilimiz

Coşsa da damarlarımız Kızılırmak gibi

Şavkı göklere vursa da ışık taşıyıcılarının alın teri

Kördük,görmezdeydik

Ta ki silkelenince üstümüzden ölü toprağı

 

 

Bir bilge öğretmenle tutuştu belleğimiz

Yasakçı kütüphane memurları inadına

Bir bir belledik Nazım’ı,Yaşar Kemal’i

Ahmet Arif’i,Hasan Hüseyin’i

Kaçakçı Şahan çığlığında Bekir Yıldız’ı

Ve ötekilerini

 

 

Tırpanlansak da kimi zaman

Toprağın altında pusuya durmuş tohum gibi

Bir iken bin olduk çoğaldık

Yediveren çiçekler gibi

Kara gevenler inadına

Güneşin ışığında boy verdik

 

HAZİRAN-2006-antalya

ŞAHİN AKÇAP
KİRSETİ

Dönüyor göğün içinde

Gün ortasında bulut gibi ay

Ve sayısız tepelerde yeşil yağmur kirseti

Eyvah duydun mu?

Değişiyormuş yeryüzü iklimi sevdiğim

 

 

 

O bildiğimiz tat yok biliyorum

Ne kiraz da,  ne nar da,

Ne de yarin al yanağında

Toprakta yanıltılıyormuş meğerse sevdiğim

Karbonmonoksit yüklü ölüm bulutları gibi…

 

 

 

Haziran 2009 Antalya

ŞAHİN AKÇAP
NAZIM GİBİ

Bırakırsak umursamazlığı

Silkinirsek aymazlığın tembelliğinden

Sıyrılırsak yoz yönlendirilmelerden

Koyun olmaktan kurtulursak

Eleştirmekten çok üretirsek

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli güzel günler

 

 

Uzaklaşırsak düşlerinden ekranların

Anımsarsak kitapları

Anlarsak tek düşmanın bilinçsizlik olduğunu

Unutursak yorgunluğumuzu yurtsever söyleşilerinde

Ah bir anlarsak lafla peynir gemisi yüzdürülemeyeceğini

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler

 

 

Uzak durursak iki kere iki beş eder saçmalığından

Bırakırsak gelen ağam giden paşam safsatasını

Eritirsek karanlığın örümceklerini bilimin potasında

Taşırırsak emeğin bereketini güneşin sofrasından

Yırtarsak ufuklar üzerine serilen kara perdeleri

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli güzel günler

 

Biz ki devamıyız koca çınarların yem yeşil köklerinin

Dünü rehber,bugünü yaşam,yarını gelecek kılanların

Bağımsızlık türkülerinin  ta yüreğinde beslenmiş

Kimi zaman Köroğlu, kimi zaman Şeyh Bedrettin

Ve kimi zaman Yunus, kimi zaman Mevlana  olmuş

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler

 

                                                                       

Ey gönlümüzün bahçesini yaratan halkım

Muştularında hürriyet destanı yazan

Kanımızda barışın hücrelerini çoğaltan

Umudumuza dağları yıksa da ışığın düşmanları

Kızılırmak,Yeşilırmak gibi  gürül gürül akacağız

Ve inanın inanın

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli güzel günler                     

 

Haziran 2006/antalya

ŞAHİN AKÇAP
Gedik

Gedik, yarık, yırtık, delik,

Bazen atılan çentik,

Gedik yükseklik.

Çık Eren gediği’ne,

Yaylayı sahili görürsün,

Yürütmenin kapısını açma,

Yalanı, talanı ürkütürsün.

Derler,

Evin eksiği gediği bitmez,

Ülkede sorunlar,

Artar eksilmez.

Terör akrep olmuş,

Huyudur sokar.

Yürütme,

Kuruluşları satar,

Borçlar arttıkça artar.

Demokrasi diyorlar,

Konuşan ağızlar,

Egemenlik çalanlara,

Zor yaşam yoksullara.

Onlar gidiyor kasaya,

Millet düşüyor tasaya.

Herkesin freni patlamış,

Çarpmak üzere kayaya,

ABD taş koy arabaya.

Nefsi bozan zenginliğin

Ahlakı tüketen yokluğun

Yaşandığı bir ülke.

 

02.05.2009

Mehmet Şener

Mehmet Şener
DERİN SESSİZLİK

                         Rüzgar yaprağı

                         Yaprak dalı

                         Dal ağacı kımıldatır

                         Uzar gider hayatın kökleri

                         İp ince yüzlerce kıvrımında toprağın

                         Sessizlik sesini yeşertir

                         Kalabalıkların en derin yalnızlığında

                         Birikir sabrın çarkına vurulmuş umut

                         Erirken karanlık,ışırken seher

                         Kındaki suskun kılıç

                         An gelir ki

                         Çekilir binlercesi

                         Bir bayrak gibi 

                         Gayri bilenir zül umun kağıttan kalelerinde

                         Ve o yitti sanılan ses

                         Sessizce

                         Sessizliğin sesidir artık

                         Gürül gürül akan bir ırmak olur

                         Akar isyan günlerinin yüreğine   

                         Ne bent dinler       

                         Ne de bentler.               

ŞAHİN AKÇAP
TÜTÜN

Biz sigara kağıdıyız

Umutlarımız tütün

Sarıp sarıp yakarlar acımasız

Dudaklarında keyif

Dumanlarında hiçiz

 

 

 

ŞAHİN AKÇAP(Temmuz 2009-Antalya)

ŞAHİN AKÇAP
MEMLEKETİME YOLCULUK

Su yürüyor sanki ayaklarıma

Kalk diyor bir ses

Vakit köklere uzanmak vakti

Avuçlarımda dağ kokusu

Nane,kekik kokuyorum

Anlıyorum ki yolculuk vakti

 

 

Anadolu’nun bağrına bir ok gibi saplanacak

Nice sıla özlemli yürek gibi yüreğim

Dağları,ovaları aşacak,kıyılardan geçeceğim

Sarp yamaçlarda gül yüzlü çoban çocukların selamında

Belki bir konaklama yerinde asırlık yurdumun sularında kanacağım

 

 

Memleketim

Acıyla,ağuyla yoğrulmuş memleketim

İhanet hançerleriyle kanamış

Çiğnenmiş,satılmış,paylaştırılmış

Ama tek bir karışı çiçeksiz,dölsüz durmamış

Yediveren özgürlük çiçekleriyle bezenmiş

 

 

Bizim oraları yok mu bizim oraları

Mavinin ikizleştiği yüksek denizin yurdu

Güneyinde Artos dağı,boz bulanık Şamran suyu

Doğuda Acem yurduna sırtını dayamış lacivert Erek

Süphan,Tandürek hey gülüm

Ve karıncanın su içtiği Van Gölü

 

 

Bekle, leçeği mavi boncuk işlenmiş yaşlı anam

Dorukları usulca erimeye yüz tutmuş dağlarım

Yoksul,yalnız toprak damlı evlerin köyleri

Kenarı  yarpuz,tere tutmuş dereler

Hasretim motorların yakıtı gibi tutuşup

Pistonlarını çalıştıracak  uzun yol otobüslerinin

 

Bekle,barışın,sevginin,hoşgörünün bilge kadını anam

Gün batımından

Gün doğumuna yolculuk vaktim

Anadolu’yu bir baştan bir başa kat edip

Ellerinden öpmeye geliyorum

Bilesin,yolculuğum hasrete yolculuk

 

                                                         ŞAHİN AKÇAP

                                                     (Temmuz 2009 Uşak)

ŞAHİN AKÇAP
İnsanlar

Biz kimiz
Kaç kişiyiz
Siz kimsiniz
Onlar kim
Kim onlar
Kim bunlar
Hepsi insanlar
Birbirini beğenmeyen
Hep tenkit eden
Kusur arayanlar
Sarışını, esmeri
Çalışkanı, tembeli
Dinlisi, dinsizi
Hepsi birer varlık
Dünyadan gelip gecenler
Ne geldikleri yer
Ne gidecekleri yer beli
Gözlerini açarlar
Gözlerini kaparlar
Birbirlerini yemekten
Yaşam biter
Farkına bile varamazlar

Gülçin Kaçar

Gülçin Kaçar
Bu karanlık

Ve ötesi görülmeyen gecede
Tan yeri kıpkırmızı görüldüğünde
Tüm acılar
Ve Sevinçler gün yüzüne çıkacaktır.
Üzülmeyin can çekişen çiçekler için.
Gözlerimizi, tüm gerçeğin gerisinde kalarak
Yarının, güzellikleri için 'gözlerimizi kapatalım geceye
Ve
Tüm sokakta kalanları düşünerek iyi geceler dileyelim,
Kendimize…
Yıldızlardan salıncak yapalım
En mutlu biz olalım gözlerimizi kapatırken geceye
Yok olan meşe ağaçları için
Pekte üzüntü  yaşamadan
Ve iyi geceler dileyelim kendimize
Beton yığınları arsında yaşadığımızı ,
Yasal olmayan yasal ortamların yartıldıgını unutarak
En güzel gece için,
İyi geceler dileyelim kendimize
Hatta ve hatta
Birde eskilerden bir şarkı mırıldanalım sessizce
Ahh eski İstanbul diyerek
Gözlerimizi
Bebekler gibi, masumca kapatalım
Deniz de ki yakamozları anımsayarak
 iyi gecelerde kalalım.
Kediler koşturuyor sokakta
Nedir istekleri 
Mır mır ediyorlar
Gecenin sessizlıgnde canhıraş bir  bağırtı
çöp bidonlarıyla savaşıyorlar
Bir yanda kedi diğer yanda aç insan
Elinde poşet
Kediyle paylaşıyor zengin sofradan arta kalan ekmeğini
Çöpten çıkan bir parça peyniri
Hadi kapatalım gözlerimizi
Ve kendimize
 Okkalı bir iyi geceler dileyelim.
İyi geceler ulusum
İyi geceler karnını tıka basa doyuranlar
Ve, ve iyi geceler sizlere yalancılığı başarı sayanlar.
Sapkınlar. Vatan diyerek, ulus diyerek  kıs kıs gülenler.
 kendini aldatanlar. Ve uyuyanlar!!!
Hadi kendimize tüm  riyakarlıktan arınmış iyi bir gece dileyelim.
iyi geceler yüreğimde sakladığım  isimler.
hamdolsun benim le kalan sadık geceye,
benden alamadıkları tek  geceme
iyi geceler...iyi geceler...
27.11.2008
Zenep aydınlıoglu

Zeynep Aydınlıoğlu
DARA DÜŞÜNCE YÜREĞİM

Ne zaman bir sıkıntı sarsa ülkemin maviliklerini

Çapraz ateşe tutulsa umutlarım

Ve ne zaman hain bir elin hançeri yırtsa yüreğimi

Kurusa damağım

Subaşındaki bir çift güvercin ürkekliğini yaşasam

Elim ayağım tutmaz olsa

Düşüncelerim ilmik gibi sarılsa nefesime

Nazım’ı,

Ahmet Arif’i çağırırım imdadıma.

Cesaret olurlar yüreğime, Yaralarıma merhem umutlarıma türkü.

İşte o zaman şahdamarımda dolaşır kanım

Ve yaşadığımı anlarım.

 

 

                                                        ŞAHİN AKÇAP

                                                      Antalya Ağustos 2009

ŞAHİN AKÇAP
OLSAYDI

Yaratılmışların yaratanı Odur,

Alemde o kurucu koruyucudur,

Ona inanmak ahiretin yoludur,

Öyle öğrettiler bize önce gelenler.

 

Ne yerde ne gökte mekanı bulunmaz,

Doğmamıştır doğurmaz,

Nesilden nesile geçmez,

İlkellik böyle sürmeseydi,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Gönderdiklerinden öğreniyoruz,

Adem ile Havva çıplak indi,

Dişileri şimdi biz örtüyoruz,

O giydirip gönderseydi

Tansık (mucize) olurdu.

 

Söylerler önce ruhları yarattı,koydu saldı,

Onca vücut bir kaptı,

Sırası geleni koydu saldı,

Kalıp kullansaydı

Tansık (mucize) olurdu.

 

Vücut ruh bulur,

Uzun, kısa, zayıf, şişman olur,

Bazen da sakat, hastalıklı,

Bu haksızlık sorulsaydı,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Adı can verdim oluyor,

Dünya doluyor boşalıyor,

Cennette huri kızlarından önce,

Deseler ki arafta meyhane kuruyor,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Nemrut İbrahim’i ateşe attı,

O gül bahçesi yaptı,

Mısır’ın yolunu açtı,

Karısı cariye, kendisi köle olmasaydı,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Musa Nil’den tutuldu,

Saraylarda uyutuldu,

Gerçek saklanamadı duyuldu,

Kızıl denizi geçmek için asası bir gemi olsaydı,

Tansık (mucize) olurdu.

 

İsa’yı oğlu bildirmişti,

İncil’de öyle dillendirilmişti,

Çarmıhta çiviler ateş olsaydı

Tansık (mucize) olurdu.

 

Muhammet benim ruhum dedi,

Yeryüzünü aydınlatsın istedi,

Övdü, görevlendirdi,

Elektriği ona buldursaydı,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Sondan sonra öne çıkanlar,

Pir oldu, derviş oldu, şeyh oldu,

Toplumları yakanlar bunlar,

Bir bilebilseydi neler soldu,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Olmuşların gerçek yapısını,

Bildik sözcüklerle açtım kapısını,

Elim kağıt, kaleme ulaştı,

Silebilseydim yaşamın pasını,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Ahirete tek kapıdan geçilir,

Cennet cehennem var bilinir,

İnanmayana kafir denir,

Sırat köprüsü ölçü konmasaydı,

Tansık (mucize) olurdu.

 

Mehmet Şener

 

Mehmet Şener
AKAN ZAMANDIR

                Nasılda değişirmiş zaman

                Aynanın içine yansıyan yüz

                Taş da değişirmiş

                Akan ırmağın yatağı da

 

 

                Sanki uçan bir kuş gibiymiş ömür

                Mekansız ,uçarı

                İzi kalırmış yüzlerde yılların

                Keder ki ,kanayan yürekte çentik

 

 

 

               Bir toz bulutu içinde sanki yüzler

               Ya da kalın bir sis altında

               Seçilmez ışığı gözlerin

               Sesler anlaşılmaz

 

 

 

               Zamanın içindeyim

               Akıp gidiyorum

               Bent dinlemez bir ırmak misali

               İzim, tozuma karışmış 

 

 

 

                                                             ŞAHİN AKÇAP

                                                           Van- Temmuz 2009

 

ŞAHİN AKÇAP
YILDIZ

                Bir yıldızım vardı göğün içinde

                 Göz kırpınca

                 “Aha seviyor beni, işte işareti.” derdim.

                 Bulutsa gökyüzü

                Yağıyorsa yağmur,kar

                Görünmez olurdu

                Bilemezdim sevip,sevmediğini

 

 

 

                 Bir yıldızım vardı gölün üstünde

                 Ay kadar parlak ışığı vardı

                 Bakardım melül melül

                 Yüzünü görürdüm sevdiğimin

                 Bütün yıldızlar kayar giderdi

                 Bir o kalırdı sanki

                 Etrafında binlerce yılduz

 

 

 

 

                                                      ŞAHİN AKÇAP

                                                      Van- Temmuz 2009

                                                                               

ŞAHİN AKÇAP
YOLCU

           Bir köy yolundan geçiyoruz

           Yarpuz kokuyor ince akan suyu

           Çocuklar selam veriyor

           Geride toz bulutu bırakan arabamıza

 

 

           Harman yerinde duruyor,selamlıyoruz alı terini

           Elini yüreğinin üstüne koyuyor

           Gün yanığı yüzlü yorgun köylü

           “Hoş gelmişsiniz,sefa getirmişsiniz.” diyor.

 

 

           Bir köy ki yaslamış sırtını

           Bulutları doruklarına siper etmiş Erek Dağına

           Ceviz ağaçlarının dalları seyrediyor  yücelerden

           Van Gölü denen  yüksek denizi

 

 

            Alıcı kuşlar harman yeri yağmasında

            Kişeliyor elindeki sopasıyla kargaları yaşlı kadın

            “Rızkımızı almadan, rızk vermeyiz!” diyor

            Aldırmadan gülüşmelerimize

 

             

             Türküsüz  geçilir mi  hiç köy yolu

             Selamsız geçilmediği gibi  gül yüzlü canlardan

             Türkümüzü söylüyoruz hep bir ağızdan

             Sanki kulak kesilmiş gibi duran dilsiz dağlara

 

 

 

 

                                                                ŞAHİN AKÇAP -2009 Temmuz-Van

 

ŞAHİN AKÇAP
FULU

Kararıyor

Giderek bilincimdeki ayna

Aydınlık yüzlere gölgelere dönüşüyor

Renkler

Yitip giden dün gibiler

 

 

Kararıyor sanki ışığı

Zalim bir sis perdesi çekilmişçesine

Yüreğimde son kalan resimlerin

Hani gelip geçtiğim sokaklardaki o eski yüzler

Azalan nedir söyle ey gönlüm,  eksilen ne?

 

 

 ŞAHİN AKÇAP 

ŞAHİN AKÇAP
UNUTMAK

Seni düşündüm

İlk sevda heyecanı gibi

Ne avuç içlerim terledi

Ne de yüreğim

Yavru bir kuş gibi çırpındı

Anladım ki

Yoksun

 

 

ŞAHİN AKÇAP 

ŞAHİN AKÇAP
NEVŞEHİR SEVDASI

NEVŞEHİR SEVDASI

Hacıbektaş özge serden geçilse,
Gülşehir’den gelir gülen Nevşehir.
Şairden, şiirden konu açılsa..
Nedim, Nedim Uçar. bilen Nevşehir.

Damat İbrahim’i misal gösterip,
Pekmezi kaynatıp, pestili serip,
Derinkuyu’larda erkekçe durup..
Sevdayı yaşarken alan Nevşehir.

Dört mevsim taptaze gülü, çimeni,
Kapadokya söyler tozu dumanı.
Rüyalardan kalan yaşanaın anı..
Yeniden doğdun der dolan Nevşehir.

Acıgöl sevdayı alıp gizlerken,
Paslanmaz umutlar özü közlerken
’Okuyar’ şiiri aşka sözlerken..
Şenlensin, yaşını silen Nevşehir.

Sıla sevdasının köşkü, sarayı,
Uzak kalan çok açmasın arayı,
Hizmet için alsın pulu parayı..
Sevdalarla meşhur olan Nevşehir.

Kozaklı’ım, Avanos bir türkü derken,
Seher vakti Ürgüp sürüp giderken,
Dost bağında canlar semah ederken..
Hikmet’in aşkına bulan Nevşehir.
Sevdalarla meşhur olan Nevşehir...

16 Ekim 2009
Hikmet OKUYAR
Şüsiyad Başkanı

Hikmet OKUYAR
Sızlıyor Nefesim Seni Anlatırken

Eskiden bir liman kentinde yaşardım
Akşamüstleri inerdim sahile
Aniden bir rüzgâr eser
Devirirdi saçlarımı…
Gözüm uzaklarda kızıllığı seyrederken
Birden kucağıma pervane gibi inen
Yapraklara takılırdı…

Gözlerim sonra…
Açılırdı birer birer geçmişe
Söz geçiremediği ne var ne yoksa gelirdi aklına
Bir çırpıda korkak kuş olur
Kaçardı ardına bakmadan
Sayfalar yeniden son halini alırdı

Sen öyle sakin/ sessiz durduğuma aldırma
Kolay değil alışmak sensizliğe yeniden
Elimden düşüremediğim bir romandın eskiden
Saklayıp bir köşeye koyduğum…
Bir resim çerçevesinden bakan gözlerinin
Maviliğine daldım yalnız kaldığımda…

BANU KALYONCU
ŞEBNEMİN DÜŞTÜĞÜ VAKİT

- Günlük tutan delilerin

   dikkatine -

 

 

7 Nisan 2008, PAZARTESİ

yerinde yoktu deniz. yatağında bir çöl yürek

aşkla taşıp basıyordu meseller çanağını. yan

yatmış çöküyordu dibe düş mezatları. silindi

pedal sesler. bir harlı kapı kaldı eksik yöne

açılan. çook uzağa düşmüş o k/arlı ev bir de...

 

bir de saba kuşu. kanadında is ve alev topu

'' her durakta bir gözyaşım kaldı '' demiştiniz ya

yürüyor tutunarak. peşin sıra bir de ben. canı

bir elinde, öbüründe can evi. şebnemin düştüğü

vakit.

 

13 Mayıs 2008, SALI

yaşanılanı anlatmıyordu yazılan tarih. ölümün

ilk mucidi tanrıların kıymıklarıydı, tutuşturul-

mak üzere sürülen aşkın altına.

 

bu yüzdendir; uçmaya hazır suyu savuran kül...

 

18 Haziran 2008, ÇARŞAMBA

iyi baktınızı mı çocuğun yaptığı resme?

 

huzur arayan hayaletler gibiydi rüzgârın önünde

sürünen yaprak.

 

ağacın gövdesini sorgulayan zaman: aylak

bir ağaçkakan.

 

24 Temmuz 2008, PERŞEMBE

gözdiliyle yaptığınız o içten sunu:

 

bir kadının memesinden taşan baldıran

ve adımın geçtiği bütün sözcüklerin sonu

buzul sessizlik.

 

29 Ağustos 2008, CUMA

işi bitince sıvışıp giden kadınlar gibiydi

belediyeler:

 

yarım kalmış aşklar kurumu aracılığıyla dağıtıyordu

vaatlerini.

 

27 Eylül 2008, CUMARTESİ

ayrılığa ayrılmış zamanların tümü kamulaştırılmalı:

 

bilinmeyen bir adanın kıyısına alınmalı/ sevişmeler

müzayedesi.

 

krizi bahane etmesin hayat...

 

26 Ekim 2008, PAZAR

yüz' ölçümünden düşülmeli/ kadın eli değmemiş tüm

seramik dudaklar

 

azaltmıyorsa acıları...

 

                                           Yunus Yaşar

Yunus YAŞAR
ANTALYALI

Aşkın çiçek açsın git baharlarda,
Sevdam tutukludur benim Hüda da
Bir anı olarak kalsın bu aşk ta
Kusuruma bakma sen Antalyalı

Uysal değil bu kalp çıldırır bazen
Sana yer veremem deli kalbimden
Seni koklar iken üzerim birden
Kusuruma bakma sen Antalyalı

Beş parasız ömür deli kimliğimle
Mutlu olamazsın inan benimle
Git diyorsam işte sözümü dinle
Kusuruma bakma sen Antalyalı

Yıldızım ol benim yüce göklerde
Seni seyredeyim gecelerimde
Kırma beni hadi kabul et sende
Deli benim adım can Antalyalı

Ey gül dudaklı can, zeytün benli kız
Ahu gözlü dilber hilal kaşlı kız
Anlasana kalbim kelepçeli kız
Deliyim ben deli Antalyalı kız…

                                      

BÜNYAMİN KAYA
Güzel sehir Antalya

Ahlen, 25.12.2009 

Yazı kışı bir arada,

Zenginiyle fakiri orada,

Niceleri kral gibi yaşar Antalya’da,

Kimi çöpten, kimi havadan kazanır,

Kimi gururlu minnet etmez eşe, dosta,

Belki anası, belki bacısı hasta,

Giyinir insanlar eşe dosta,

Birçok insan var hasta mı hasta,

Bilmem kaçı gider eşe ve dosta,

Bir yüzü açık dünyaya,

Yaşar yaz ili kışı orada,

Komşu ölmüş birçok insan yasta,

Sorunlar büyük birçoğu Kaş’ta,

Suları çok, akar hep boşta,

Kültür Şehri Antalya, bazan yasta,

Nice değerler yatar, boşlukta,

Herşeyi bol ekmek aslanın ağzında,

Çoğu gezer susuz,

Sulu deresi ile bollukta,

Sığmaz şehir kabına, yolları daraldıkça,

Yurdun her köşesinden insanlar gelmiş,

Çokları boşlukta,

Güzele gerek yok, istemez giyim,

Antalya’da herşey var,

Yeter ki kıymet bilelim.

Mustafa Dumlu
Ana Dili

Dil açanda ilk dəfə , " ANA " söyləyirik biz ,
"Ana dili" adlanır bizim ilk dərsliyimiz .
İlk mahnımız laylanı anamız öz südüylə
İçirir ruhumuza bu dildə gilə - gilə .


***
Bu dil - bizim ruhumuz , eşqimiz , canımızdır ,
Bu dil - bir - birimizlə əhdi peymanımızdır .
Bu dil - tanıtmış bizə bu dünyada hər şeyi ,
Bu dil - əcdadımızın bizə miras verdiyi
Qiymətli xəzinədir ... onu gözlərimiz tək
Qoruyub , nəsillərə biz də hədiyyə verək .


***
Bizim uca dağların sonsuz əzəmətindən ,
Yatağına sığmayan çayların hiddətindən ,
Bu torpaqdan , bu yerdən ,
Elin bağrından qopan yanıqlı nəğmələrdən ,
Güllərin rənglərindən , çiçəklərin iyindən ,
Mil düzünün , Muğanın sonsuz genişliyindən ,
Ağsaçlı babaların ,əqlindən , kamalından
Düşmən üstünə cuman o Qıratın nalından
Qopan səsdən yarandın .
Sən xalqımın aldığı ilk nəfəsdən yarandın .


***
Ana dilim , səndədir xalqın əqli , hikməti ,
Ərəb oğlu Məcnunun dərdi səndə dil açmış .
Ürəklərə yol tapan Fizulinin sənəti ,
Ey dilim , qüdrətinlə dünyalara yol açmış .


***
Səndə mənim xalqımın qəhrəmanlıqla dolu
Tarixi varaqlanır ,
Səndə neçə min illik mənim mədəniyyətim ,
Şan - şöhrətim saxlanır .
Mənim adım - sanımsan ,
Namusum , vicdanımsan !


***
Bu dil - tanıtmış bizə bu dünyada hər şeyi ,
Bu dil - əcdadımızın bizə qoyub getdiyi
Ən qiymətli mirasdır , onu gözlərimiztək
Qoruyub nəsillərə biz də hədiyyə verək !
Ey öz doğma dilində danışmağı ar bilən ,
fasonlu ədəbazlar ,
Qəlbinizi oxşamır qoşmalar , telli sazlar .
Bunlar qoy mənim olsun ,
Ancaq Vətən çörəyi sizlərə qənim olsun .

Bəxtiyar Vahabzadə



Dr. Eldeniz Abbaslı
Ararim Bir Dost Eli

Ararım Bir Dost Eli

Ararım bir dost eli dost olmak için,
Kalmadı zaman bir dost bulmaya,
Bir orada bir burada,
Çerçici, gezginci misali,
Bazan dağlarda, bazan bağlarda,
Berrak düşünürüm yıldızlı gecelerde,
Duru gelir çoğunluk yalnızlık,
Kimbilir, vardır benim gibi de.

Alışmıştım yaz ile kışa,
Baharla sonbahar iki ayrı mevsim,
Yaşar oldum gündelik dört mevsimi,
İster sev, ister söv,
Mevsimler gibi oldu insanlar da,
Bir gün yaz, aynı gün boz,
Bozulur oldu nesiller,
Kalmadı ortada mertlik,
Dostluğu hiç sorma,
Belki bir kenarda garip mi garip,
Çoktur dostum diyen,
Verirsen postu,
Var imiş sayısız dost,
Taşırsın kırk gün,
Sandalyayei omuzunda,
Sakın of deme,
Of diyenler çok olur, kalmaz sıra sana,
Alırsan altına sandalyeyi,
Yoktur iyisi senden,
Hayat böyle herhalde,
Oturmak varken sandalyeye,
Alma sakın omuzuna.

Mustafa Dumlu

Mustafa Dumlu
Cöpten nafakasini temin etmeye calisanlar

Ahlen, 16.01.2010

 

 Çöpten   Nafakasını  Temin  Etmeye  Çalışanlar

 

Dünya bu,

Kimi terler ekmek parası kazanır,

Kimileri kabadayıdır geçinir,

Kimileri masa başında sineklenir,

Kimileri pinekler dolaşırlar etraflarında,

Kimileri dilenir sokak başlarında,

Kimileri dolanır ;

O çöp benim, bu çöp benim,

O gurur ve mağrurlu başlarıyla.

 

Bakmak lazım,

Bakarken görmek ve düşünmek,

Bunlar da bizim insanlarımız,

Onlar da Allah’ın kulu,

Dünyamız ortak evlerimiz ayrı,

Düşer binlercesinin yolları ayrı,

Bir son vermek gerek bu işe gayrı,

Ekmek çoook, açımız ona keza.

 

Bakarım hep bir ayrı gururla,

Hayranıyım o gururlarına,

Alın teri, emek, uğraşı,

Kimileri bakar tiksinti ile,

Bilmem kimlerdir tiksinilecekler,

Yok ki dayıları, emmileri,

Sevmezler yalakalıkları,

Harman tozunda kalmışlar misali,

Hep ararlar birşeyler çöplerden,

Ekmek parası, nafaka.

 

Mağrur ve gururludurlar,

Tenezzül etmezler dilenmeye,

Hele hele hiç çalıp çarpmaya,

Hep görürüm onları,

Oralarda buralarda,

İçimde bir burukluk,

Seyrederken balkonda,

Gencini, yaşlısını, kadını ve kızını,

Bir burukluk sarar içimi,

Yoktur cesaretim vereyim eline,

Korkarım kırılacak gururu diye

Uğraşırım içlerini okumaya,

Zordur anlamak insanları,

Kimbilir neleri düşünürler,

Her gördükleri yerlerden,

Çoğu anurlu ve kibirli insanlardan,

Bilirim bakar bir çokları nahoş,

Çokları zaten onlardan birhoş,

Kimisi öyle sarhoş,

Kimisi varlıktan meyhoş.

 

Ülke büyük, sınırsız olanaklarla

Yoksulu ve fakiri on binlercesince,

Gerek her bir insana bir dam,

Sıcak bir yuva çocuklarıyla,

Yetmez sadece demek , dua etmek,

Yer-yurt sağlamak bu insanlara,

Yol yordam göstermek,

Öğrenmek gerek beraberce paylaşmasını.

 

Mustafa Dumlu

Mustafa Dumlu
GUYRUKLU (Alanya Şivesiyle)

“Ulan bilader sorma dün başıma geleni:
Canın çekmesin, “öküz helvası” yapmış avrat.
Tereyaayıla da doldurmuş mu göbeeni,
Ööle bi gözel olmuş, yeme de yanında yat…
* * *
Curk curk deyi helvayı indirike mideye,
Dememişin avrada “eline saalık” deye…”
“Zıkımın kökünü ye! Canalıcı ye emi! ”
“Deme mi onca yıllık avradım İrebiye? ”

Bi hoş oldum bilader, helva bunnumdan geldi.
Bi hışımla tepsiyi sofradan çekdi, aldı:
“Çocuklar alın bunu, siz içerde yen.” Dedi.
Ben de çekildim emme aklım helvada galdı.

Dadına doyamadan dedim “Elhamdürüllah.”
Evde durulmaz gaari, gediyom ben eyvallah…
Deep gakdım ayaa, tam kapıya vardıımda:
Bi şey oldu bacaama, “Yetiş avrat, Bismillah! ”

“Ay adı batasıca, ödüm sıddı neyin var? ”
“Şalvarın hu cebinde sanki bişey gımılar…
Avrat möömsemeden, bunnunu gıvırarak:”
“Büre getirmissindir o gavelerden hazaar…”

“Çabık ol İrebiye, guyruklu bu heralda…
Sık bakaan hu cebimi, galın bi çabıt al da…
Bön bön bakınıp durma, tokadı goocaan şindi.
Dün birin öldürdüüdüm, arka odada çulda…”

O gorkuula çıkdııdı, almış goca bi peşgir,
Dedim, olur o işda, hadi bekleme, getir.
Boyuna gımıldaayor, cebimin hurasında
Eyi dut da sokmasın bi yerimi hu kafir…”

“Dutdum emme nasıl den, buna “guyruklu” deyi
Bu taa böyük bi şey guyruklu olsa eyi…
Titireeyor ölücek heral, can çekişiyor,
Öldürürsem garışman, hak etdim bi küpeyi…”
* * *
“Bi düşündüm bu yaşda yakışmaacak heç ölmek,
Taa golay gibi geldi, avrada küpe almak…
Soona, ulan bilader, “guyruklu sokdu, öldü”
Dedirtmekten kötü mü bi küpeye fit olmak? “
* * *
“Öldürdüm, gorkma gaari, galmasın sende şüpe,
Yarın en eyisinden isderin emme küpe…
Gandırırsan affetmen, annadırın herkeze;
Söz verdin bak bi kere, un serme sakın ipe…”

“Söz işda, tamam avrat, boş ver de ipi, unu,
Çıkar da bi görelim şunun ne olduunu…
Yoosa görüceksin sen ııcık soona gocanın
Guyrukludan gurtulup, marakdan öldüünü…”

“Gorkundan ıslatdın bak şalvarını,donunu,
İnsan bi iş yapdıında hesab eder sonunu,
Neden sakladın benden çenesi çıkasıca,
Söyle ne zaman aldın, bu cep telefonunu? ”
* * *
“Ne bileen ben bilader, indirimin sonuumuş,
Bakdım hoşuma getdi, hem de gampanyalıımış,
Aldıım çocuk, ayarı meğer “sessiz”e almış
Gorkudan işeddiren o cep telefonuumuş…”

(24.01.2009 – Alanya)

 

İhsan Gürbüz

 

İhsan Gürbüz
ALANYA SEVDASI

Hey gözünü sevdiğimin Alanya'sı,
Hey başımın belası...
Ne senden geçebildim,
Ne bıraktın yakamı...
Ne eski senden eser kaldı,
Ne benden.
Ama seni yaşadım,
Seninle yaşadım...
Beyaz badanalı, mor begonvilli evlerini
Unutamadım,
Unutmadım...
Zakkumlara boyandığında başka güzel,
Mimozalar açtığında başka güzeldin...

Yasemin kokulu sokaklardan
İskeleye akşam turuna çıktığımızı,
Yakamoz'da denize karşı muhabbet ateşini yaktığımızı,
Sohbetini özlediğimiz dostlardan
Gelen olur umuduyla
Yollara baktığımızı
Unutamadım,
Unutmadım...

Cüce Gazozu'nu,
Bamyacı Dondurması'nı;
Zengin oğlan-fakir kız
Aşklarına ağladığımız
Kadağan Sineması'nı
Unutamadım,
Unutmadım...

Neydi o günler..
Bir dostun eline diken batsa
Acısını duyardık;
Dinek'te biri ölse,
Hasbahçe'den koşardık.

Ne lüks arabalarımız vardı,
Ne halk otobüsleri.
Sefer tasları gibi
Kat kat olmasalar da
Şimdikinden yakındı
Eşin-dostun evleri,,,

Migroslar, Afralar, Metrolar yoktu, ama,
Bakkal Hasanlar vardı.
Paramız olmasa da
Halden anlardı.
Ne kefil isterdi, ne kart sorardı...

Çok candan davranırdı,
İçi-dışı bir idi...
Namaza gittiğinde,
Bir tahta sandalyeydi
Kapısının kilidi...

Zenginimiz hatırlı,
Yoksulumuz da toktu.
Pazardan artık sebze-meyve
Toplayanımız yoktu...

Hamburger'i, Pizza'yı belki duymamıştık bile;
İçli Bazlama yerdik,Tuluk Ayranı ile...
Labada Sarması,
Kabak Çiçeği Dolması,
Isırgan Otlu Börek,
Çağla Cacığı...
Canın çekti değil mi,
Hey Alanya çocuğu? ...
Kış gecelerinde yenen tatlıların en hası:
Nasıl unutulur Öküz Helvası.....

Gözümüz Karagedik Muzu'ndan başkasını görmezdi.
Hormonlu yiyecekler kapımızdan girmezdi..
Bir başkaydı kokusu limonun, potakalın,
Daha canlıydı rengi yaprağın, dalın...

Dolaşırken çarşıda
Süslü faytonların nal sesleri gelirdi.
Bir de Demircilik'te
Karazor'un demirci dükkanından,
Çeliğe su verirken söylenen
Türküler yükselirdi...

Gürültüsü duyulmazdı barların, diskoların,
Alkol su gibi akmazdı.
Değeri her gün yükselmezdi, Mark'ın, Dolar'ın,
Kiralar canımızı yakmazdı...

Senlik-benlik uğruna
Kimse kimseyi kırmazdı.
Rant kavgası yüzünden
Mafya adam vurmazdı...

Geçmişimin üstüne çöktü betondan devler...
İtildi,
Yıkıldı,
Yakıldı canım evler...

Yakışmadığı kesin
Alanya'ya bu devlerin...
Sıcaklığı yok çünkü, hiçbirinde,
Cumbalı, sedirli, dantel perdeli
Eski evlerin...

Hey gözünü sevdiğimin Alanya'sı,
Hey başımın belası...
Ne senden geçebildim,
Ne bıraktın yakamı...
Seni yaşadım,
Ve sende yaşıyorum.
Her şeye rağmen
Adını, adımla birlikte taşıyorum...

İhsan Gürbüz

(02 Ocak 2003 - Alanya) ('SİTEM' İsimli Şiir Kitabımdan)Ağustos 2006 - Alanya

 

İhsan Gürbüz
BİR SICAK ÇAYIN BUHARI GİBİDİR BAKIŞLARIN

Bir sıcak çayın buharı gibidir bakışların...
Baktıkça içim ısınır...
Aşkın cemresi düşer
Gönlümün buğulu yapraklarına.
Baharın gelme vaktidir bilirim...
Bakışlarında filizlenir tüm güzellikler...
Bakışlarında aşkı bulurum...
Gözlerin için ölecek birini arama gülüm,
Ben varım,
Gönüllüyüm...
Ölecekse gözlerin için biri
Ben ölürüm! ...

Bir sıcak çayın buharı gibidir bakışların...
Eritir duygularımı örten karamsarlığın
Kardan yorganlarını...
Ve gözlerim gözlerinle barışır...
Tomurcuklanır nar çiçeği umutlarım yeniden;
Sesim sesine,
Nefesim nefesine karışır...

Bir sıcak çayın buharı gibidir bakışların...
Maziyi hatırlatır hayal-meyal...
Göz göze gelince
Yüzümün kızardığı günleri...
Elini tutamadığımı yan yana yürürken...
Düşünmeden yatamadığımı,
Bir türlü içimden çıkarıp atamadığımı,
Unutmadığımı,
Unutamadığımı...

Bir sıcak çayın buharı gibidir bakışların...
İçimin derinliklerine iner...
Bir çiğ tanesi düşer gözbebeklerime gözlerinden...
Gözlerin gözlerime siner...

Bir sıcak çayın buharı gibidir bakışların...
Tarif edilemez,
Edilmez...
O bakışların
Neler anlattığını,
Sıcaklığını,
Ne kadar yaktığını...
Bir ben bilirim yalnız,
Benden başkası bilemez,
Bilmez...

Bir sıcak çayın buharı gibidir bakışların,
Beni sana tutsak bırakır...
Sanki gözlerimin prangaları vardır...
Gözlerine bağlıdır zincirlerle üç-beş yerinden...
Öylesine içten,
Öylesine derinden...
Çevirsem bir başka yöne bakışlarımı
Kan akacak gözlerinden...

(11.05.2008 - Alanya)  

 

İhsan Gürbüz
KUSASIM VAR

Şeref şöhret için olmuştur uşak

Namus iffetsizce dolaşır kucak

Çıkarın elinde mertlik oyuncak

Midem bulanıyor of! kusasım var.

 

 

Dini maske yapmış utanmaz surat

Siyaset çıkara olmuştur fırsat.

Yalana dolana saklanmış murat

Midem bulanıyor of! kusasım var.

 

 

Baktıkca kızarım ben bu âleme

Öfkemi gömemem derin gönlüme

Şikâyetim vardır arif halkıma

Midem bulanıyor of! kusasım var.

BÜNYAMİN KAYA
GERİ VER

Çok şeyler beklemiştik, çok şey ummuştuk senden,
Vazgeçtik, bize eski halimizi geri ver.
Çok çektik kendisini zeki sanan insandan,
Akıllıdan faydalı delimizi geri ver.

Makinan ve fabrikan sattı bizi yarına,
Çalışmayı özleyen elimizi geri ver.
Gökkuşağını aldın, gri verdin yerine.
Bıktık; yeşilimizi, alımızı geri ver.

Televizyonu aştık, radyoya karnımız tok,
Muhabbetimizi ve dilimizi geri ver.
Mösyöden, madamlardan, bize hiçbir fayda yok
Fatma, Osman, Hüseyin, Ali'mizi geri ver.

Ciğerimiz çürüdü, gripten, öksürükten,
Klima istemeyiz yelimizi geri ver.
Düşmüyor üstümüze bir damla yağmur gökten,
Barajları dolduran selimizi geri ver.

Denizleri taşıran gemilerin gelmesin,
Nazlı sandalımızı, salımızı geri ver.
Varsın yüksek olmasın, varsın göğü delmesin,
Kervansarayımızı, yalımızı geri ver.

Ruhsuz, kokusuz, yapay çiçekler istemeyiz.
Kelebekli, arılı, gülümüzü geri ver.
Çikolata, krema, kola, jöle sevmeyiz,
Mis kokan çayımızı, balımızı geri ver.

Döküm heykeller gibi ağaçları izledik;
Budaklı, kozalaklı dalımızı geri ver.
Kurt-kuş, yuvalarını, biz, gölgeyi özledik;
Ulu çınarımızı, çalımızı geri ver.

Kredi kartlarınla yaktın milletimizi,
Sen bize bitirdiğin pilimizi geri ver.
Çözemedi bir türlü dostlar iletimizi,
Postayı, zarfımızı, pulumuzu geri ver.

Kanser etti boşuna şu deterjanlar bizi,
Ninemin kullandığı külümüzü geri ver.
Şampuanlar bitirdi yıllardır saçımızı,
Defne sabunumuzu, kilimizi geri ver.

Sevemedik bir türlü konçertoyu, aryayı
Bağlamayı, mızrabı, telimizi geri ver.
Yok oldu Kuş Cenneti, kirlettin Marmara'yı,
Masmavi denizleri, gölümüzü geri ver.

Bize gösterdiğin yol barut ve kan nihayet,
Barış diye tuttuğun kolumuzu geri ver...
Ey tek dişli canavar, ey zalim medeniyet (!)
Yunuslu, Atatürklü yolumuzu geri ver...

(12.10.2008 - Alanya)

 

 

     

İhsan Gürbüz
Sessiz Gemi

Ahlen, 11.07.2009



Bir rüya gibidir pencereden bakarsın,
Bazen bulut, bazen yağmur,
Gün olur bir tufan gibi,
Gökten iner yağarsın.
Bazen de bir sessiz gemi,
Bulutsuz bir havada,
Bir kelebek gibi sessizce,
Bazen ümitli, bazen de ümitsiz,
Giderken sakin düşüncelerinle,
Dalmış giderken,
Bazen bir selam, bazen de bir kuş sesi,
İrkilirsin bir anda,
Uzaklaşırsın kendinden,
Gördüğün, düşlediğin,
Hayal dünyan bile bulutlanır,
Hissederken yalnızlığın,
O sessiz geminin içinde.

Yaşamak güzel, her şey güzel,
Sakinliğini korurken,
Bazen huzur, bazen de huzursuzluk,
Giden o sessiz geminin,
Çekince kafayı,
Bazen ağlar, bazen de gülersin.

Yaşanmaz sade duygularla,
Direksiyon başında sen,
Gerçek bir yanda, sen bir yanda,
İster denize sür, ister dağa,
Dedim ya, direksiyon sende,
İster selamete, ister necasete.

Biz insanoğulları,
Hem yapar, hem yıkarız.
Yıkmak kolay, yapması zor,
Harcaması kolay, kazanması zor,
Ömür kısa, hayat tatlı,
Olur bile bazı bazı bal acı,
Pişirilmiş koca bir kazanda,
Tatlı mı yemek tatlı,
Attın mı bir kaşık fazla tuzu,
Acı mı acı.

Sinek küçük mide bulandırır,
Mideler var onu kaldırır,
Mideler var açlıktan dolandırır.

Estin, gürledin, yağdın,
İyi kötü günlerini yaşadın,
Bir devir gelir geçer,
Yaşar herkes gününü.
Yağarken yağmur,
Sel suya karışır,
Durulur sular, bir sessizdir ortalık,
Bir de bakmışsın,
Yolun sonundasın,
Sessiz geminin içindeki SEN.

 

 

Mustafa Dumlu
Tipi


Ahlen, 15.02.2010

Tipi

Özler oldum eski kışları
Temiz mi temiz bembeyaz
Uğultusunu unutamam
Karları bir o yana bir bu yana
Kuytu yerler buluşma yerleri
Bembeyaz kar yığınları
Geçit vermezdi bazı yerleri
Kapanan yolları
Kar fırtınası
Kum fırtınası
Odun sobaları bir ayrı gürülderdi
Çıkarken bacalardan
Kıvılcımlar, cıngılar
Beraber gitmek istercesine
Tipiyle yarışırcasına.

Korkardık tipi çıkınca
Birçok damlar kapanırdı
Kimi yerler çırılçıplak
Kimi yerlerde yerle bir
Kabusu olurdu ava gidenlerin
Kaybolurdu yol sokak
Hayvanlar bile bir yer arardı
Kendini koruyacak ve sığınacak.

Bembeyaz bağ-bahçeler
Damların saçakları
Uzaklardan birer kara görüntü
Selvileri, cevizleri
Farkedilmez dağları tepeleri
Gün onlarındır günü
Bulanık bir hava
Bulmak için bir aş
Çıkar bütün kurtlar dağdan ovaya.

Çatısı yok hep damı olan evleri
Kışı ayrı güzel yazı bir ayrı
Başlar sonbaharda tütmeye
Her bacadan nazlı nazlı dumanlar
Hissetirir yavaş yavaş kış kendini
Bembeyaza bürünmüş bütün evleri
Yoktur tütmeyen bacaları
Eksik etmesin Allah
Tüten o bacalardan dumanları
Bu uğurda kesilen ağaçları
Kalmamış artık dağlarda
Ne çamları ne de ardıçları.

Aynı yerler aynı evler
Yazın ayrı kışın ayrı
Güzün ve ilkbaharını hiç sorma
Tipi işte
Gelişi de gidişi de tipi gibi
Hiç eser kalmamış
Esen o rüzgarlardan
Yağan karlardan
Şimdilerde gayrı.

Mustafa Dumlu
Bu Mezarda Sevdiklerim Var

Ahlen, 17.01.2010

 

Bu  Mezarda  Sevdiklerim  Var

 

Göçüyorlar birer birer

kimileri bakar bakar geçer

kimileri dualar ederler

kimler geldi geçti bu köyden

kimileri iyiyi, kimileri kötülüğü seçti,

bir köprüdür yoktur kaçamağı

ister zengin ister fakir

ister zalim ister mezalim

ister bakan ister yere bakan

çokları vardı yürekler yakan

gittiler birer birer..

 

Türküler söylediler yanık yanık

anlattılar hayatlarını

hem ağladılar hem de ağlattılar

kına yaktılar askere saldılar

kınalı kızlar arkalarından bıraktılar

türküler söyledi aşıklar

meşk eylediler türküleriyle

düğünler dernekler kurdular

kazanlarla yemekler

yemeklerle gelen mezeler

arasıra „ah ulan“ demeler

ertesi gün özür dilemeler

vah ulan vah….

 

Anam yatar orada

Daha dünyasını tanımamışken

kırk altısında veda etmiş dünyasına

dört analık açlık bir yanda

sefaletini hiç sorma

unutamam hakkını babamın

o kıtlık yıllarını anlatırken….

 

Daha yaşamamışken genç kızlığını,

endam lı mı endamlı

bütün gözler üstünde

destandı güzelliği civar köylere

yeterdi güzelliği kem gözlere

gerek yoktu sözlere

yeterdi artardı da adı

adı Hatice yaş yirmi bir

elveda bu dünya elveda, elveda

yürek gerekirdi bunlara dayanmaya.

 

Ah dünya ahh,

ah derim hep ah

dayanamazken dağlar taşlar

dayanmış insanoğlu bu acılara

yaş on dört

gençliğinin baharında

kimbilir hangi hülyalarla

acı bir son elveda dünya.

 

Yetmez kelimeler cümleler

tahammül gerek sabretmekle beraber

herbiri bir insan

insani düşünceleriyle

bilinmez kimler hangi düşünceleriyle

sayısız yetenek ve hünerleriyle

göçtüler birer birer

saymakla başolmaz

hepsini birer birer

Sevdiklerimle saydıklarımla….

 

 

Mustafa Dumlu

 

Mustafa Dumlu
Bir Okul Bilirim

İvriz İlköğretmen OkuluAhlen, 20.08.2008

Bir Okul Bilirim Adı...

Bir okul bilirim dağın eteğinde,
Cıvıl cıvıl öğrencileriyle,
Kır çiçekleri eşlik eder baharlarında,
Güneş gibi pırıl pırıl öğretmenleriyle,
İçtimaları hep pazartesi günleri,
Bayrak törenleri bir merasimle,
Okul müdürü,
Hasan Demiroğlu küçücük boyuyla,
Büyük başarılarıyla ilk tanıdığım,
Mustafa Karataş ilk bakışta,
Eğitim şefliği onun işi,
ve
Diğer bütün eğitim emekçileriyle,
Bir okul bilirim muhteşem mi, muhteşem.

Bir okul bilirim, okul değil sanki bir köy,
Konmamış isimleri caddelerinin ama,
Yeterlidir küçücük bir tarif,
Nerededir o caddeler,
İster yukarıda ister aşağı tarafta.

Bir okul bilirim barakasıyla, öğrenci lokalıyla,
Karşısındadaydı öğretmenler lokali,
Güleç yüzüyle Galiba'sıyla hep okul kantininde,
Çok lüks gibiydi bana göre,
Gurup gurup gezen öğrencileriyle.

Bir okul bilirim kuzeyde müzikhanesi,güneyde II B sınıfı,
Asphalt yolu dar gelirdi Nihat Gündüz'e motoruyla,
Tam ortada idare binasıyla yemekhanesi,
Koca koca kazanları tenceresiyle,
Et ve Balık Kurumu Konya'da,
Çok gördüm damgasını on yıllık etlerinin.

Bir okul bilirim ustaların ustası Salih Usta'sıyla,
Çok şey görüp yaşamış Salih Bey'iyle,
Kemanist müzik hocasıyla Zeki Çubuk,
Bir ayrı olurdu spor dersleri,
ve
19 Mayıs Kutlamaları,
Hocaların hocası Nihat Gündüz ile.

Bir okul bilirim yasaktı sigara ve alkol,
Bir aile gibi öğretmen-öğrenci ve işçisiyle,
Bahçeleri, tarlalarıyla,
Sanki bir çiftlikti okuldan ziyade,
Şamatasıyla akşamları,
Bir okul bilirim geceleri karanlıkta,
Yok idi bir bayan, öğretmenler hariç,
Gezerdi bazı bazı gecelerde,
Tipili günlerede kurt ve köpekleriyle,
Yetmişer kişilik yatakhaneleriyle,
Görmedim daha hiç kapandığını,
Ne pencerelerin, ne de kapıların.

Bir okul bilirim arkadaşım Akif Karaman'lı,
Samsunli Mehmet Çelik,
Çelik mi çelikti bizim Mehmet,
Korkusuz kurt gibi o bakışlarıyla,
ve
Sevgi dolu candan samimi canıyla,
Pek sever ve anlaşırdık güzel de.

Bir okul bilirim adı İvriz, canım İvriz,
Çook hizmetler vermiş şanlı adıyla,
Almış adını köy olan İvriz'den,
Kimler geldi, kimler geçti,

Adı var kendisi yalan olmuş İvriz'in.

Mustafa Dumlu
saygınım

ben saygın bir insanım,

anneme annecim,babama babacım,

iş yapana kolay gelsin,bir yerden birşey aldıgım yere kolaygelsin derim,

ben saygınım.

 

ben saygınım,

bir yerden ayrıldığım zaman görüşürüz,biri bize gelince hoşgeldiniz,

biri bana birşey verince teşekkür ederim derim,

ben saygınım.

 

sude nur kalafat
Bahar Gelirken

Ahlen, 24.02.2010

 

Bahar  Gelirken…..

 

Yavaş yavaş silkinirim

Uzun kış gecelerinin rehavetliğinden,

Yer yer karla kaplı kara toprak,

Süslenir kışın son karlarıyla,

Sabırsızdır artık çıplak ağaçlar,

Fırsat kollar

Son karların da erimesini,

Özgürlük istercesine,

Göklere fışkırmak için

Kollar günleri.

 

Bellidir kışın rengi,

Sayılıdır renkler belli,

Çoğunluk beyazı, mavisi ve karası,

Biter yavaş yavaş sobaların havası,

Bitmek üzeredir sapı samanı, nevalesi,

Boy atmaya başlar kardelenleri,

Müjdecisidir, baharın habercisi,

Sesleri bir ayrı gelmeye başlar,

Koyun ve kuzuların sesileri.

 

İnat eder kalan son karlar da,

Beyazlığını korumak için,

Köşe, bucak goyaklarda,

Isınmaya başlamıştır bile toprak,

Parça parça kalan karlar,

Bir süsüdür adeta,

O kara toprağın bir kenarında,

Ayrı bir sertlik kazanır,

Yer yer sular ince ince uzanır,

Doğa yavaş yavaş canlanırken.

 

Baharın ilk yeşillikleri,

Yemlikler, karamuklar,

Ayrı bir tadı olurdu,

Çiğdem ve burçalıklar.

Böreklik, çöreklik otlar,

Kapkara görünür uzaktan,

Bağlar ve bahçeler,

Fazla değil,

Yeşilliğe bürünür, bürcü bürcü kokar,

Dağlar, bağlar ve bahçeler.

 

Mustafa Dumlu

Mustafa Dumlu
SONUNDA

                  Bir  ağacım, saldım  dal  budak,

 

                  Sevgim,dosta  açılan  yaprak,

 

                 Gerçekler,  bu  zaman  boyunda.

                

                                       Çiçeklerde,  renkler  sayılmaz,

                                           

                                        Papatyanın,  karası  olmaz,

 

                                        Arı  uçtu,  çiçek  yolunda.

 

               Kimi  gözler,  bakarsın güler,

 

              Kimi  sözler,  duyarsın  üzer,

 

              İyi  kötü,  insan  soyundan.

 

                                     Doğan  güneş,  canlılar  için,

 

                                     Hayat  kısa,  yol  biçim  biçim,

 

                                     Seçmek,  onun  bunun  huyunda.

 

           Ademoğlu,  Havva  söylenmez,

 

          Erkek  dişi,  ayrı  bilinmez,

 

         Ayrılık  yok,  birdir  oyunda.

 

                                   Şunu  toprak tutmuş,  bırakmaz,

 

                                  Kuşlar  uçar,bulutlar  konmaz,

 

                                 Vakti  gelen  gider,  sonunda.

 

 

                                                                                                   3O.O3.2O1O

                                                                                          

         

 

Mehmet Şener
ATATÜRK VE CUMHURİYET

1/

 

Hah hah hah hah haaaa

Hah hah hah hah hah haaaa

Hah hah..!!

 

Bir gün düşümde bir yabancı

‘’ ATATÜRK KİMDİR ? ‘’ diye sordu

Bende bir kalp çizdim

İçine:

 

Ay’ı

Yıldız’ı

Bayrağı yerleştirip

‘’ İŞTE BU ATATÜRK ‘’ dedim

Anlayamadı

 

Sonra bir Türkiye çizdim

İçine:

Ekmeği

Suyu

Toprağı yerleştirip

‘’ İŞTE BU ATATÜRK ‘’ dedim

Gene anlayamadı

 

Ve nihayet;

O denizlerden derin

Kılıçlardan keskin bakan

Özgürlük

Cumhuriyet kokan

Resmini çıkarıp

‘’ İŞTE BU ATATÜRK ‘’ dedim

 

 

2/

 

Hah hah hah hah haaaa

Hah hah hah hah hah haaaa

Hah hah..!!

 

Bir gün düşümde bir yabancı

‘’ CUMHURİYET NEDİR ? ‘’ diye sordu

Bende bir damla suya

Bir okyanusu yerleştirip

‘’ İŞTE BU CUMHURİYET ‘’ dedim

Çözemedi.

 

Sonra bir ‘’ ANADOLU ‘’ yazdım önüne

Ve içinden kocaman bir ulus çıkardım

Bir evrene sığmayan.

Bir ulus ki

Aynı kanda yoğrulmuş

Özgürlüğe savaşan

Bilimin ışığında

Hızla pervasız koşan..

 

 

3/

Hah hah hah hah haaaa

Hah hah hah hah hah haaaa

Hah hah..!!

 

Bir gün düşümde bir yabancı

‘’ YA ÜLKÜNÜZ ‘’ diye sordu.

Ben de bir dünya getirdim önüne

Ortasında Türkiye

‘ Yurtta barış, cihanda barış’ / haykıran

 

Bir vatan ki

Taşıyla, toprağıyla

Özgürlüğü anlatan

Bir vatan ki

Daha güçlü

Daha genç

Yarınlara ulaşan….

 

 

(!) 1973, Cumhuriyet’in 50. yılı nedeniyle; M.E.B tarafından düzenlenen ulusal şiir yarışmasında 1.lik ödülü

Yunus YAŞAR
CUMHURİYET ÇOK YAŞA...

Ağır aksak sürerken

Osmanlı Yönetimi,

Alıcı kuşlar dönüp

Durdu üzerimizde.

 

İngiliz, Fransız, Rus

Göz dikti de vatana,

Ülkeyi üleştiler,

Sinsice gerimizde.

 

Sanki babalarının

Malı gibi geldiler,

Dolaştı pis elleri,

Gözü heryerimizde.

 

Koptu kızıl kıyamet,

Vatan işgal edildi,

Üstümüzde bombalar,

Süngüler derimizde.

 

Yok iken umut, ekmek,

Çaresizken memleket,

Bir ilahi aydınlık,

Belirdi birimizde.

 

Saltanat tahtı için

Yok sayarken halkını,

Bir güneş gibi doğdu,

ATAM üzerimizde.

 

Güzel aklı, bilgisi,

Sevgisiyle gösterdi;

“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM”

Gördük en körümüz de.

 

O, hiçbir karanlığa,

Eğdirmedi başını.

“TÜRK ÖĞÜN, ÇALIŞ” dedi,

Derman ellerimizde.

 

Savaşa anlam kattı,

Ezber bozdu inancı,

“NE MUTLU TÜRKÜM” diyen

Sesi ciğerimizde.

 

Meydanlarda bitmedi

Savaşı memleketin,

Yeni savaşlar için,

 Işık her birimiz de.

 

Eğitimdi temeli,

Cehaletle savaşın.

İlk yarayı kapattı

Atatürk dilimizde.

 

Sonra kadın hakları,

Giyim-kuşam, maarif,

Birey ve yurttaş olma

Ruhu bilincimizde.

 

Devrim mucizesini

Yaşadı ve yaşattı,

İnsanüstü ruhunun,

Şavkı belleğimizde.

 

Nice insan can verdi,

Bu topraklar uğruna,

Bugün özgür, tok isek

Vebal üzerimizde.

 

Kurduğu Cumhuriyet,

En hakça yönetimdir,

Seksen altı senedir

Yaşadık ülkemizde.

 

CUMHURİYET çok yaşa!

Daim olsun varlığın.

Böldürmeyiz, satmayız,

Vatan yüreğimizde.

 

Öznur TANAL
ÇEKİLMEZ

Konuşmam, yazmam insanlık namına,

İyilik söyler, güzellik ekersin,

Bilmem ne düşünürler.

Yüzsüzler çıkar zamanla karşına,

Canın sıkılır, ya sabır çekersin.

Nasıl girerler insanın kanına,

Dayanmaz sabır taşı, sen beklersin.

Bakmazsın gitmez, ezadır başına.

Evde, sokakta bazen kahvedesin,

Görmezsin, gelip konmuştur yanına,

Gündüzün yetmez geceyi beklersin.

Umudun söndürürler.

Sinirler hazır , nefretin marşına,

Bitmez gecede, sabahı edersin.

Neden görmezler, eyilen kaşını.                    

Söylesen olmaz,’yeter çekilmezsin’,       

Anlamaz gözden, bakmazlar yaşına.

İçi dışı bir olmazsa herkesin,

Ekilmez çiçek, şu mermer taşına.

Zamanı öldürürler.

 

 

                                          15O42O1O

 

                                     

Mehmet ŞENER
NERDESİN AY

seni kaç kez topladım masmavi aydan

iri siyah gözlerin vardı ellerimde

çilingir sofrasında akşam

en ucunda ay

 

gel yeni bir sayfa açalım

ılısınbal rngi duvarlar

bu son yolumuz sanki

karşımızda ay

 

yağmur lirik bir senfoninin göğsüne düşüyor

incecik

telleriyanıyor yaylı çalgıların

yanımızda Korsakov

sesler sesler ay

 

Şehrazat

içimdeki dilber

"binbir gece" kızıl gerdek

hiç bitmese ay

 

şu dar gelen düğmelerinde kıvrılıyor

kırmızı dudağın

içim ısınıyor göremiyorum

karşımda sonsuz karanlık

nerdesin ay

süleyman sırrı
SORMA UY

                                       Adem yokluk anlatır,

                                       Hüda insan yaratır,

                                       Yokla varı anlatır,

                                       Ad koymayı başlatır,

                                       Sorma uy.                                             

                                                        O hikmetli bellenir,

                                                        Adem böyle dillenir,

                                                        Durağanlar küflenir,

                                                        Olan ondan bilinir,

                                                        Sorma uy.

                                       Adı usa gem olur,

                                       Akla harım kurulur,

                                       Çiçek açmaz burulur,

                                       Ne de gerçek bulunur,

                                       Sorma uy.

                                                         Yağmur yağar toprağa,

                                                         Yaşam gelir yaprağa,

                                                         Ekin durur orağa,

                                                         Gelir konur tabağa,

                                                         Sorma uy.

                                       Sevgi gelir gönülden,

                                       Sesin hası bülbülden,

                                       Sazlar çalar üç telden,

                                       Türkü olur her dilden,

                                       Sorma uy.         

                

30      06  2010

                                                            Mehmet ŞENER                    

Mehmet ŞENER
NE DENİR

 

                                                      Yıldız kaysa, dilek tutsam,

                                                      Ne denir,

                                                      Yağmur yağan bulutsam?

                                           

                                                      Çiçekler açsa,arılar konsa,

                                                      Ne denir,

                                                      İki sevgili bir olsa?

 

                                                      Kucak dolusu,gönül dolusu ölçüsüne,

                                                      Ne denir,

                                                      Şiirine,türküsüne?

 

                                                      Tatlı dile,gülen yüze,

                                                      Ne denir,

                                                      Söylenmedik söze?

 

                                                     Bir güzele gözüm kaysa,

                                                     Ne denir,

                                                     Dilim tutulsa?

 

                                                     Hoşsa yaşam,

                                                     Ne denir,

                                                     Gelse bu akşam?

 

                                                                                            

                                                                                     18  05  2010

                                                                                Mehmet  ŞENER

Mehmet ŞENER
GÖRDÜM

                                               

 

                           Yaz, kış arası

                            Baharların sırası.

                            Hepsinde ayrı açar çicek,

                            Dört mevsim geçecek,

                            Bir yıl, zamanı ölçecek.

                                                

                                            Yağmurda çamurda, yalın ayağım,

                                             Hiç kopmadı toprakla bağım.

                                             Gündüz gece demez yürürdüm,

                                              Giysim yalınkat üşürdüm,

                                             Umudu yarınlarda düşündüm.

 

                          Ağacın güzelliği yaprakta,

                          Kavgam ayağıma batan pıtrakta.

                          Öküzlerin ardında çobanlık,

                          Yoklukta yarınlar karanlık,

                           Gün güzel hayat bir anlık.

 

                                            Kara bulutlar havada,

                                            Çobandık dağda,

                                            Bir kız ateşi yaktı,

                                            Döndü bana baktı,

                                            Gözleri aklımı taktı.

                        

                         Yıllar, yerler değişti,

                          Yollar başka kesişti,

                           Güneş ayrı ufuktan doğdu,

                           Dala başka kuş kondu,

                           Ayrı iplikten kumaş dokundu.

 

                                             Sandım sevgi silinmez,

                                             Gelecek, ne işler bilinmez.

                                             Gençlikte başın yazgısı,

                                             Altmış yıl öncenin anısı,

                                             Nasıl oluşurmuş yaşamın yapısı?

                                             Gördüm.

 

 

 

                                                                                            

 

                                                                                         

       

Mehmet ŞENER
Bulutlarla Sürüklenirim

Ahlen, 21.02.2010

 

Bulutlarla  Sürüklenirim……

 

Bitmek bilmez esintiler

Esen rüzgarlarda

Ben

Ve bitmeyen düşüncelerim

Hayallerim

Gerçekler bir yanda

Öbür tarafta gerçeklerim

Ve ben

Benler, bizler, sizler

Bu gerçeğin her bir acısı-tatlısı

Bazan kor bir ateşin küllenmesi gibi

İçerim bazıları bir şarap misali suları

Bazan da suları bir şarap gibi

Gönül çeşmesi bu

Sonsuzluk sevgilerle

Bazan da bitmeyen acılarla

Küstahlığı bitmeyen sözümona insanlarla

Bir bir geçer düşüncelerimde

Zayıfları, güçsüzleri

Güçlü olduğunu zanneden küstahları

Acizliğinden bihaber

Sözümona fetvacıları

İnsanoğlu

Acizliğinin hıçınlığını yaşayanlar

Geçmeye görsün bir kez fırsat

Zaten dolu içi hep fesat

İşi gücü hesap-kitap

Ve bu insan, insancık, mahluklar

Yaşarken imkanını fırsatçılığın

Olmuştur çoooktan sarhoş, meyhoş

Bilmem meyhanediki sarhoş

Yoksa bu mahluk mu ?

Adına insan derler

İnsan diye peşinden koşarlar

Ahmakça çatar birilerine

Sıfatı insan, aslında bir mahluk

Atar birilerine hep taş

İşi zaten sataşmak

Sıfatı insan, aslında bir mahluk

Yaşarken insanlar hayalleriyle

Bizim mahluk doldurmuş çuvallarıyla

Ben yaşarım hala hayallerimle

Şirk koşanların cennet vaatleriyle.

 

Mustafa Dumlu

Mustafa Dumlu
Güzel Ülkem Türkiyem

Ahlen, 19 Mayıs  2010

 

Güzel  Ülkem  Türkiyem

 

Dağlarıyla ovalarıyla

lrmaklarıyla ve denizleriyle

Doğusuyla batısıyla

Güneyiyle ve kuzeyiyle

Bir başka güzeldir Türkiyem.

 

Elvan çeşit yiyecekleriyle

Dört mevsimi bir anda yaşar

Türlü türlü insanlarıyla

Öğrenmek gerek paylaşmasını

Benim güzel ülkem Türkiyem.

 

Çeşit çeşit dilleriyle

Her türlü yemekleriyle

Sıra sıra dağları var yörükleriyle

Köyleri var Osmanlı Analarıyla

Yanın yanık yaşanmış türküleriyle

Orta Asyadan göç etmiş atalarımızla

Nice nice adı yazılmamış bahadırlarıyla

Binlercesi haksızlığa uğramış garibanlarıyla

Binlerce anaları var yalnızca doğurmuşluklarıyla

Sonsuz duygusallıkları gelenekleriyle

Bir başkadır güzel Türkiyem.

 

Mustafa Dumlu

Mustafa Dumlu
Harman Tozu

Ahlen, 12.01.2010

Harman Tozu

esti yine yeller her yönden
savururken yaba ile harmanı
bazan durur rüzgar rüzgarla yaba da
devam eder kafamda esen rüzgar
beklerken saman icin rüzgarı
yalvarır insan bazan
es, ess es be rüzgar
ki
devam edeyim savurmaya
uçuşur kuşlar civarda, etrafta
bir tanecik buğday kapmaya
es rüzgar artık
devam edeyim yoluma
işim var çoook daha
sıcak
alaf alaf görüyorum
iliklerime kadar işliyor
harman tozu, harman tozu
pek yakar
yakar ki ciğerlerinde hissedersin
aranırsın birilerini
belki bir cigara sarmak
belki de konuşmak için
hafif bir esinti beraberinde umut
umutla beraber bir hareketlilik
ümit denelerde
her savurmada bir yana düşen deneler
denelerle biriken ümitler
toz yakıcı
güneş yakıcı ve kavurucu
hep aynıdır harman tozu.

Mustafa Dumlu

Mustafa Dumlu
Akarsular’a…

Uyku sersemler gece, kâbuslara gün doğar,

Fesleğen kokusunu kara toprağa sağar,

Gökyüzünden sevdalar çiğle umuda yağar,

Pir Sultan’lar üstüne aydınlık düşler yığar.

 

Sürmeli gözleriyle hüzün kokar Menekşe,

Can bedenden uçmadan umut bitmez, can dişte,

Yeşim ciğer paresi, sevenler yalvarışta,

Bezircimin ışığı kara geceyi boğar.

 

Bir acayip uğultu coşkuya çöreklenir,

Ateşte semah dönen turnalar yüreklenir,

Umut, çare birlenir, bahane ıraklanır,

Yasemin’im kuruma, coşkun evrene sığar.

 

Muhlis’im, Akarsu’yum çağladı gümbür gümbür,

"Kula kul olma" dedi, “bilim aydınlık yoldur”,

Ey yobaz bizi değil, önce nefsini öldür!

Karababam ışık ol, kör yüreklerde ağar.

 

Nesimi Baba şifa istemezdi balından,

Halkı için geçmişti çoktan kendi halından,

Bin güvercin büyüdü, uçtu gönül dalından

Mazlum’a aşk-ı niyaz et, kara yasına çağır!

 

Bu acı yüreklerde sızılar da sızılar,

Yobaz cehennem oldu, yandı emlik kuzular,

"Allah için öldürdük!" bile dedi bazılar,

Can Koray’ım inanma, Hak sana nasıl kıyar?

 

Cehaletin gözü kör, paslı yüreği sağır,

Canlar Od'a yanarken gafil ciğeri soğur,

Can özün dara çeker, karanlık candan ağır,

Bütün Sularileri felek kendinden sayar.

 

Bu ne İslamiyet'tir, ne sığar insanlığa,

Allah vergisi, her kul yaraşmaz ozanlığa,

Hasret, Yasemin, Serpil yol vermez karanlığa

Akarsulara rahmet, softaya lanet yağar.

 

Öznur TANAL

 

Temmuz 2007 - 2009 ANTALYA

 

ÖZNUR TANAL
Beyin Bostanı

Sanma sözler imbikte,

Cambazdır, yürür ipte,

Gördüm, düzenbaz sirkte,

Çıktı, aldı alkışlar.

                      Anlaşılmaz bir iştir,

                      Ateşsiz et pişirtir,

                      Ne hıyarlar yetişir,

                      Beyin denen bostanda.

Millet büyük, yazanda,

Düşer yaprak hazanda,

Böyle açar yozanda,

Sanma gülecek yüzün.

                       Zorbalar başta buluşur,

                       Soygun vurgun oluşur, 

                       Doğru gibi konuşur,

                        Yalan gerçekayrılmaz.

Beyin denilen tasta,

Kim iyi, kimi hasta,

Konuşmada en usta,

Bir bilsen güven nerde

                       Yer etmiş, usta efkar,

                       Yalandan, doğru korkar,

                       Yakalarsan hayrı,

                       Farkı yarat, biki kar.

 

                                                             

 

Mehmet ŞENER

Mehmet ŞENER
..ÂLEMLERİN SERVERi (S A V)

İnce uçlu parmağın bir sabır abidesi!
Bir başına İslâm’ın özetidir, simgesi…

Doğar doğmaz, bu parmak: ''Tektir! '' demiş, ''Allah tek! .. ''
Secdeye kapanarak; ilk örneksin, ilk örnek!

Bu parmaklar okşamış süt kokan bebeleri
Bu parmaklar sulamış binlerce cengâveri!

Bu eller, eller tutmuş, söz almış Akabe'de
Bu eller kılıç tutmuş, can almış her darbede!

Bu parmaklar uzanıp ayı bölmüş ikiye!
Bu parmaklar kazanıp dağıtmış ahaliye.

Bu avuçlar açılmış, yağmur boşanmış yere!
Nice gözler açılmış, dokununca bir kere!

Kapanmış yara bere, okşayınca bu eller
Göz nakli yapmış köre, derde deva bu eller!

Nasıl bu kadar güzel olabilir, bir insan? !
Sen seçilmiş, sen özel, bedeninden nur akan…

İri kirpikli gözler; yumuşak, sevgi dolu...
Şefkatle bakan gözler, bu bakış İslam yolu!

Bir damar uzanıyor iki kaş arasından
Yavaş yavaş akıyor içinde mübarek kan...

Dudaklarında Kur'an, yakınlık, gülümseyiş…
Dudaklarından çıkan, en anlamlı özdeyiş!

Görür görmez sevdiğim, sonsuz saygı duyduğum!
Önünde eğildiğim, yoluna baş koyduğum!

Hiç kimse bana öyle sevgiyle bakmamıştı
Konuşan gözleriyle kalbimi yakmamıştı.

Milyarlar, kadın erkek; bir kez görmek isterken
Sen bana lütfederek göründün, kimim ki ben?

Ben, kendini bilmeyen, ümmetinin hakiri
Önünü göremeyen, dini bilgi fakiri...

Sen, İslam Peygamberi, İns-ü Canın Önderi
Kâinat Efendisi, Âlemlerin Serveri! ..

Ben gafil, ben uykuda; ben günahkâr, ben asi…
Bir karanlık kuyuda ışık arayan, aksi…

Sen en merhametlisin, Merhûm'dur diğer adın
Çok ağladım; acıdın, hatamı bağışladın.

Affetmesen gülmezdi herkesten güzel yüzün
Pişmanlığım bitmezdi, yerdi beni bu hüzün!

Anlamlı bir bakışla bambaşka bir tebessüm...
Sonsuz bir anlayışla bir müjde oldu düşüm!

Yirmi yıldır beynimde, gözlerimde nakışsın
İçimdesin, kalbimde sımsıcak bir bakışsın!

Beynim çekmiş resmini, ruhuma işlemişsin
Necip Fazıl'ca beni yazmışsın, fişlemişsin.

Her ne kadar ben lâyık değilsem de Resul'üm
Lütfet, görün bir anlık, bedelse gelsin ölüm!  
  

 

Onur Bilge
anam babam diyarbakır

Dört tarafın surla dolu                                                                                                            
Tarih kokar sağı solu
Burdan geçer ipek yolu 
Anam babam Diyarbekir

 Hatun kastal Mardin kapı
Gazi Köşkü Kırklar dağı
İnan hasret içim yahi
Anam babam Diyarbekir

Haram sudan atlardık biz                                                                                                                 
Ne muratlar tutardık biz
Anzelede çimerdik biz
Anam babam Diyarbekir

Şarkıların türkülerin
Halayların lorkelerin
O mis gibi yemeklerin                                                              
Çok özledim Diyarbekir

Ofis istasyon bağlar
Alipar içimi dağlar
Hasta olur gören sağlar                                                                                                                          
Anam babam Diyarbekir

Dingil havayla küpeli
Leylek bahçanla merhali
Kore mahlen çok neşeli
Anam babam Diyarbekir

 
Evli beden yedi kardaş
Ali paşayla arbedaş
Hançepekli has arkadaş
İki gözüm Diyarbekir

Döner akar Dicle nehri
Yemyeşil dir  hep cin ali
Unutmadım ben Hevseli
Canım benim Diyarbekir

Edebiyat kültür şehri
Nazif, Gökalp,Tarancı, Emiri
Celal, İzzet, Recep, Bedri
Sanat dolu Diyarbekir

 

Ahmet Arif, Mahsun, Emrah,
Kenan Temiz Kadri Göral
Tahir  Müjde ,Tarık, Celal
Güzel sesli Diyarbekir


Ne Şairler ne Yazarlar
Ne  Alimler ne Ozanlar
Ne  Edipler    Bestekarlar
Yetiştiren  Diyarbekir

Cemal derki bu memleket
Allahın verdiği nimet
Emeği  geçene  rahmet
Anam babam Diyarbekir

M.     Cemalettin AKBAŞ 

MARMARİS   06.12.2008

m cemalettin akbaş
AZ ÖZ SÖZ

Toroslar sıradan değil, sıra dağlar,

Düzünde yamacında bahçeler bağlar,

Çok zengin faunası, florası,

Yükseğinde Elmalı, Korkuteli yaylalar.

                        Toroslar nimetimiz.

Bir burun Kemer, Kumluca arasında,

Abdülhamid söyletmez adını karşısında,

Adrasan’ın yücesi tanrılar yurdu,

Söylencelere konu yanartaş doğasında,

                       Söylemler de tarihimiz. 

Antalya’da Toroslarla deniz arası,

Alanya’dan Beydağlarına uzanır ovası,

Yüksekleri örter sedir ormanları,

Gök deniz mavi, yeşille kaplı karası.

                       Yaşamı bulmuşuz.

Antalya Torosların gülen yüzü,

İşleyene bereket sunar, yamacı düzü,

Kıyısı uzundur Gazipaşa’dan Kaş’a kadar,

Aman dikkat bozulmasın özü.

                       Akdeniz’e minnetimiz.

Dünya tanıdı muzla Alanya adını,

Bilirler Finike portakalının adını,

Tarlada, bağda, bahçede nasılsa,

Turizme hizmet verir erkeği kadını.

                       Duyulur ünümüz.

Bir turisti bin turist bildik,

Çok yanlışımız çıktı, hepsini yendik,

Doğamızı, tarihimizi gördüler,

Antalya’yı dünya kenti ettik.

                       Çalışma zevkimiz.

Tarih diyor, Pamfilya kavimler yurdu,

Likya mitolojiyi kurdu,

Noel Baba Demre’de, Abdal Musa Tekke’de.

Silemedi zaman akıllarda yer buldu.

                   Bizim gururumuz.

Küçük coğrafyada, çok tarih yaşanmış,

Antalya geleni bağrına basmış,

Ünlüdür Patara, Lara kumsalları,

Deniz usta, orada taşı kum yapmış.

                   Görülür yaşamımız.

Sözcüklere çekiç vurmadım,

Ölçü koymadım,

Olmaz demedim,

Nasıl buldum, öyle yazdım.

                   Doğayla bütünlüğümüz.

 

                

Mehmet ŞENER

                                      

 

Mehmet ŞENER
VE BİR GÜN...

VE BİR GÜN...

Yaralıydık

Kanıyorduk

Ve bir gün...

Yüreklerimizi yaralarımıza sardık

Tutsaktık sanki düne

Zamanın  acımasızlığına

Ve bir gün

Anahtarı olduk yüreklerimizin

Açıldık ışığına sevginin

Kör bir bıçakla kesilmişti sevdalarımız

İhanetlerin en büyüğüyle

Ve bir gün...

Çivi çiviyi söker inadıyla

Kapatıp dünü

Sevdaya açtık yüreklerimizi

Demem o ki

Yasını tutmaktansa vefasızlığın

Ve bir gün çalınırsa gönlümüzün kapısı aşkla

Çözmeliyiz yüreğimizdeki buzulları

Kalın çizgiler çekerek geçmişin acıtan anılarına

ŞAHİN AKÇAP-03.01.2011 ANTALYA

 

 

ŞAHİN AKÇAP
SENİ KAYBETMEK

ESARET BUYMUŞ DEMEKKİ
BİR ZAMANDA KALAKALMAK.
BİR RENGE HAPSOLMAK.
UNUTMAK TÜM SÖZCÜKLERİ
LAL OLMAK, DİLSİZ OLMAK.
SENİ SEVMEK;
BUYMUŞ DEMEKKİ...

TAKILMAK BİR TÜRKÜYE
BAŞI OLMAYAN SONU OLMAYAN.
DİLİMDE KIRIK DÖKÜK BİR ŞİİR
KİM YAZMIŞ BİLİNMEYEN.
SENİ ANLATAN;SENİ BULDUĞUM
HER HECESİ SENLE DOLU SEN OLAN.
SENİ YAŞAMAK;
BUYMUŞ DEMEKKİ...

HER SABAH SOL YANIMDA BİR ACI
BİR İNCE SIZIYMIŞ MEĞER.
İKİ DAMLA GÖZYAŞI
YARIM BİR GÜLÜŞMÜŞ MEĞER.
ADINI KOYAMADIĞIM BİR BEKLEYİŞ
YANMAK;TUTUŞMAK,SUSAMAKMIŞ MEĞER.
SENİ KAYBETMEK;
BUYMUŞ DEMEKKİ...

29.07.2010

Yadigar MALKOÇ
“ Yüreğimin Fırtınaları“

“ Yüreğimin Fırtınaları“
17.03.2012

 

 

Yüreğime düşen hüzün tanelerinde, ıslanmakta düşüncelerim.

Hasretin sağanak yağmurlarında,

Ayrılığın gök gürültüleri…

Gam dökerken her damla içime,

Kalbin dehlizlerinde sana ait izler aramaya çalışmak!

Sürgündeyim!

Biçareyim!

Çaresizim…

Uzağında olmak kahrediyor.

Kahroluyorum…

Sensizlik,

Nasıl ağır geliyor bilemezsin.

Nefes aldığım her an; tükenmişliğe adım adım.

Umutsuzluğu geçtim artık.

Şimdi çaresizlikle savaşmayı öğretiyorum yüreğime.

Beşer bir aşk benimkisi;

Lakin ilahi aşktan geçer gibi çetin bir sınavdayım.

 

Ey sevgili!

Sen yüreğimin fırtınalarından habersiz,

Kendi evrenin de dönerken.

Ben sensizliğe kaç devri alem de bulunacağım.

Varlığın artık teşrif etmez mi varlığımın mekanına?

 

Söylesene!

Ben daha kaç sensizliğe, yokluğunun kadehini kaldıracağım.

Kaç sensizlikte böyle hasretine çarpıp çarpıp kırılacağım.

GÜLHAN CEYLAN
Varlığına Yar…

Varlığına Yar…
01.03.2012

 

 

Bugün bir başka garip bu şehir!
Yıllardır alıştığım her şey artık öyle yabancı ki.
Kendime kızgınlıklarımın içerisinde sensizliğin savaşını vermekteyim.
Çaresizliğime bir isim aramıyorum.
Ya da bir neden!
İlle de bir nedene sığınmamalı yüreğim.
Acizliği yakıştıramıyorum acıma.
Sensizliği giydiremedim henüz umudumun üzerine.
Şimdi bütün verileri incelemekte hücrelerim.
Bir ümit daha olmalı, bir yol daha olmalı.
Bir ihtimal daha!
Varlığına varabilmek için.
Bir ihtimal daha olmalı!
Benim menzilim Varlığın.
Yokluğun değil, değil!
Hele sensizlik hiç değil!...
Yokluğun karanlık gökyüzüm!
Yolumda sensizliğin karanlığı!
Sen benim en uzaklardaki yıldızımsın.
Bir ışık yak,
Varlığına varabilmenin umuduna.
Görebileyim sana gelen yolu.
Varabileyim varlığına…
Sensizlik ağır gelir,
Acının beni yaraladığı noktada dirayetli olmalı,
gözü kara olmalı, kararlı olmalı yürek.
Yalnızlığın abasına bürünüp de suskunluğun içine gömemem cümlelerimi, 
gömemem.
Yokluğunun önünde eğilmek yakışır mı yüreğime.
Yakışır mı hiç!
Ben sensizliğe tahammül edemem ki.
Varlığına uzaklarda olmak, cehennemi bilir misin?
Ama cehennem ne ki!
Ne ki!
Sensizliğin yanında ne ki!
Şimdi sabrım en tehlikeli uçurumlar gibi.
Tam kıyısındayım.
Ben yokluğuna değil,
Varlığına doğru düşmek istiyorum!
Varlığına yar…
Varlığına!.....

 

Yazan: GÜLHAN CEYLAN

GÜLHAN CEYLAN
Ay Üşümesi

 

                        AY ÜŞÜMESİ

 

         Savrulur dokunmuş ipeklerce

Hüznümün limanlarında

Güz yapraklarından yelkenlerim

Düşlerimde  sıyrık  dizlerimin acısı?

 

İçimde izbe dağların ay üşümeleri?

Salınımsız ağaçlar misali

Dökülür güneşlerimin  üstüne.

Buzlu bir dalda kışlar, yurt edinir

Ürkek serçe kanadı ellerimin sıcaklığı?

 

Acısını sağaltır dikenin koynunda  gül.

Safran yüzlü çocukların kavruk hayalleri

Bulutlu gözlerinde ebemkuşağı.

Ve içinizde ne varsa yitirdiğiniz

Deniz yüzlü martıların çığlığı şimdi?.

 

                                     Nadire Sönmez

           

Nadire Sönmez
Bir Ömür Geçti Gitti

bir Ömür Geçti Gitti
Bir ömür geçti gitti
Maslağın suyu gibi boşuna
Dönüpte geriye ne kaldı diye baktım da
Hüzün elem ve yitilmişlik
Hepsi de orada
Mutluluğu aradım
Göremedim aralarında
Sorguladım geçmişimi
Hiç mi mutlu olmadım diye
Geçmişim yanıtladı
Mutluluk senin neyine
Sen acıların insanıydın
Her olumsuzluğa yanan
Sen acı duyardın
Yoksulluğu yaşayanlardan
Ve hastanelerden kovulan zavallılardan
Hep koştun olumsuzlukların kapılarını kırmak için
Bir, bir
Kıramadıklarınla kırıldın,
Umarsızlığına ağladın
Yoksulluğu yaşadın, yoksullardan beter
Şiirler yazdın yokluklar ve yolsuzluklar üstüne
Anlayan çıkmadı,
Bir de deli dediler üstüne
Mutluluğu kendin yok ettin
Yıkma benim üstüme
Doğruyu söyler geçmişim,
Alınmam niye
Bankalar hortumlanmış,
Yatağan dumandan boğuluyor
Bergama?da siyanür kavgası
Silivri?de beş yıldızlı cezaevi yüzünden
Bin dönüm arazi elden çıkacakmış
Sana ne
Hava alanlarında yok edilmiş en verimli topraklar
Arsa diye betonlaşan bahçeler kan ağlar
Dersin ki gelecektekiler bizi
Lanetleyerek anacaklar
Sen değilsin bunca olumsuzlukların sorumlusu
Hani başka isyan edenler nerede
Boşuna dememişler
Bu dünya iki kulplu bir kazan
Tut bir sapından ki sen de kazan
Tutan tutmuş, kazanan kazanmış
Sen ve senin gibiler yaya kalmış
Hani derler ya sen bu kafayla gidersen askere
Nah! ! ! ! Alırsın teskere
Varsıllar sömürmüş ülkeyi
Hani yoksulların isyanı nerede
Kader demişler yoksulluğa
Yoksulunki kaderse
Varsılınki ne
Yorma kafanı bu düzen böyle kurulmuş
Böyle gider
Çırpınma boşuna
Günü gelip son nefesini verdiğinde
Tüm çileler biter iz bile kalmaz geride
Bu dünya düzensizlikler
Ve düzeysizlikler üstüne kurulmuşsa
Sana ne be adam, hadi söyle sana ne
Doğruydu geçmişimin tüm söyledikleri
Yanlışmış tuttuğum yol bilemedim
Doğruları defterimden silemedim
Defterim doğrularla dolmuş,
Yanlışa yer veremedim
Böyle gelmiş bu dünya,
Böyle gidermiş bilemedim
Özcan Nevres 10 - 07 - 2001
Özcan Nevres

Özcan Nevres

Özcan Nevres
Yine Gelmedin

Dün on yedi nisandı Çok büyük aşkımızı O gün gömmüştük maziye Yine de dostça ayrılalım demiştik Ve her on yedi nisanda Yaşadığımız büyük aşkın anısına Hep aynı yerde buluşacaktık Her on yedi nisan günü Söz verdiğim gibi Dün yine oradaydım Ruhumdaki fırtınayı anlatacak Bir demet çiçek vardı kucağımda Gözlerim yollarda Ve içimde derin bir sızı Yine gelmeyeceksin korkusu Kucağımdaki çiçekler ne tez soldu Tıpkı ölümsüz olacak dediğimiz Büyük aşkımız gibi Kucağımdaki çiçekleri Her zaman oturduğumuz Kara taşın üstüne bıraktım Surların üstüne çıktım İzmir?i seyrettim uzun uzun Aklımdan neler geçti bilemezsin Ölüm her şeyin sonuydu Hem de öylesine yakın Atlasaydım biterdi bu ömür Geri döndüm boynum bükük Son kez baktım kara taşa Çiçeklerim iyice solmuş Sanki onlar da küsmüş hayata

Özcan Nevres
Haykır Adımı Anne

Haykır Adımı Anne

Yediğim şaplakla başladım ağlamaya
Her insanın yediği ilk dayaktı hayatta
Şefkati sevgiyi duyduğum ilk günde, o gündür aslında
O günden kaldı ruhumda.

Altımı ıslattığım an hiç çıkmaz hep aklımda.
Bir hoş sıcaklık sarmıştı o anda.
Sadece annemim gülücükleri ve sevgisi var
O günden tek aklımda.

Dizlerimi kanatıp ta canımın yandığı anda
Yine annem ve yara bandım vardı yanımda.
Gözlerimdeki yaş dizimdeki acı kaldı
O günden tek aklımda.

Diz yarasının yoğurdun kaymağı gibi olduğunu.
Göğüs kafesimin mengene olduğu gün anladım
Aşk yarasının ne kadar acı verdiğini taa buramda
O günden tek aklımda.

20 yıl kokladım bu havayı
Otların kokusu hiç bu kadar güzel gelmemişti burnuma.
Güneşin sıcaklığı hiç bu kadar sarmamıştı beni.
Hiçbir şey hissetmiyordum sırtımdaki o sıcaklıktan başka.

Sırtüstü gökyüzü ne de muhteşem bir duygu şu anda.
Ölmek bu kadar güzel miydi, Ne hoş duyguymuş aslında.
Ben mahallede askercilik oynarken de vurulmuştum.
Yatmıştım otlara sere serpe, tüfeğim bir yanda ben bir yanda

Çok kızardı annem ismimi haykırırdı Mehmet kalk, Oğlum kalk
Sakın bir daha yapma, bende dikilirdim ayağa bir anda.
O zaman anlamamıştım gözünden delice akan yaşları.
O zaman anlamamıştım ölmek ne demek geride kalmak ne demek.

Durma haykır gene ismimi, bak yine yerdeyim anne.

Erdener Duru
27.05.2012 - 15:54
twitter @edbumerang

Erdener DURU
Ruj

Ruj

Evdeki çay bardaklarını
Göremeyeceksin hiçbir zaman
Yüzlerce oldular
Sen ne zaman ruj sürmeyi bıraktın
Bende bardakları çalmayı...

Erdener Duru
28.05.2012 - 16:50
edbumerang

Erdener DURU
Harabe

Harabe

Geçmeseydin sokaklarımdan
İnletmeseydi o topukların kaldırımları
Yaslanıp dokunmasaydın duvarlarıma
Çoktan yıkılmıştım kalmazdım bunca sene ayakta.


Erdener Duru
28.05.2012 - 16:50
twitter @edbumerang

Erdener DURU
Terzilerimiz


Ne çabuk unuttunuz.
Bu millet bunları ne çabuk unuttu.
Şimdi neyin kan davası bu
Bir damla kan damlatmadığınız bu topraklarda
Vatan için savaşan yürekleri
Vatan için arkadaşlarının kanında yatan
Çocukları ne çabuk unuttunuz.

Mermiyi Bebeğinin kundağıyla örten kadınımızı
 İki yüz kiloluk top mermisini düşmanın
Ciğerine tek başına çakan Seyit onbaşıyı
Ne çabuk unuttunuz.

Bu millet şunu biliyor mu? Bu millet bunu unuttu mu?
Binlerce yuvada tek yürek atan bir milletin
Şimdi pervasızca yere düşen şehitlerin
Sadece kendi yuvasında ağıt, bir günlük haber
Olduğunu unuttu mu?

Şehitliklerde kahramanların isimlerini
Çanakkale de pabuçlarınızla bastığınız
Toprakların kandan nehir olduğunu,
Soluduğunuz havanın barut kokusu
Olduğunu ne çabuk unuttunuz.

Tepeden üzerinize uçan kuşların
Yüzünüze esen ılık meltemin
şarapnel parçaları olduğunu  
unuttunuz mu?

Kimdi bizim terzilerimiz.
Üstümüzdeki elbiseler kimin.
Gardırobumuzu ne kadar tanıyoruz.
O güzel terzilerin özgürlük ve bağımsızlıkla diktiği
O güzel aydınlık elbiselerle bile yürüyemiyoruz.

                                                      Erdener Duru
                                                  31.05.2012 - 23:57
                                                      @edbumerang

Erdener DURU
Dayak

Dayak

Babamın pazar günkü kahvaltı keyfi
son çayını çatı balkonunda
ılık güneşe karşı yudumlamaktı.
Kaptanın yelkenleri açtığı an kadar
keyifliydi hep bu anları.
Darağacına gidecekte olsa
tek dileği saatlerce okumaktı
o günkü gazeteyi 

Bu gün ilk ben okumuştum
okumak derken bakmıştım sadece
sayfa sayfa o renkli resimlerine.
En süslüsü ve en kötüsüydü
o kocaman ilk sayfa.

Yine duramamıştım
yine bağrına sokmuştum makası
babamın Pazar keyfine.
Bu günde uçmuştu çatımızdan
gazete kâğıdından bir uçak daha.

Şimdi ben baba, oğlum da bendi.
Hiç kızmazdım ona, isteseydi gazeteden
onlarca uçak yapmasına.
Ben çocuk ölümlerinin
olduğu gazete sayfalarını.
Uçak yapıp atardım çatımızdan.
Babamdan yediğim dayaklar bundandır.

                                           Erdener Duru
                                     28.05.2012 - 16:40  
                                         @eddeklansor

Erdener DURU
Günahkar

Günahkar

Kendimle geceleri ne kadar savaşsam da
Saat yine 01:00 oldu yine yatmam gerekiyor o boş yatağa
Ne yastığını ne de yastıkta bıraktığın çukuru ellemedim hala
Açmadım aylardır o pencereyi.
Oda hala buram buram sen kokuyorsun.
Her seferinde benimde bu yatağa son yatışım diye yatıyorum.
Tanrı her gün her sabah alıyor intikamını benden.
Bana biçilen bu acılar işlediğim bir günah mıydı?
Sana olan aşkım mı?
Eğer yaşadıklarım Aşkın günahıysa.
Ben günahların en büyüğünü yaşıyorum.
Galiba Tanrı beni sonsuza kadar yaşatacak........

Erdener Duru
Saat : 01:00
18.07.2012

Erdener DURU
Yuva

Yuva

Ne çok sevinmiştim
Rüzgârda savrulup duran
Küçük bir dal parçasıyken
Kuşun beni yuvasına taşımasını.

Erdener Duru
26.05.2012 - 11:00
edbumerang

Erdener DURU
Elveda

Elveda

Son kez yürüyorum bu sokakta
Bir yeleğin son düğmesi
Bardaktaki son damla

Bu dokunsan yıkılacak ahşap bina.
Ne yürekler ne aşkları yıktı zamanında,
Şurası üzüm salkımlarıyla donanmış  
kasabanın kahvesi,
İşte yine burada tüm dostlar.

Balıkçı Ziya?yla yapılan tavla maçlarında
Sokağın başından duyardınız zarın çıngıraklı yılan zillerini
Nasılda ezmiş yıllar yüreklerimizi,
Nerede aynadaki genç taze tenlerimiz
Çöl toprakları gibi çatlamasını seyrettik yıllarca.

Binlerce kez güneşi yolcu ederken,
Geceleri tokuşturduk bardakları yakamoz ışığında.
Bu sokaktan her geçtiğim gün gibi
Martılar yine dönüyor başımda,
Boncuğun her sabah günaydın miyavlaması,
neden yok bu gün kulaklarımda.
Karabaş hiç bir gün havlamazken.
Bu çılgınca yırtınış niye.
Son kez yürüyorum bu sokakta,
Bir yeleğin son düğmesi,
Bardaktaki son damla,
2 yaşında gelmiştim bu sokağa kucakta                                                     
Şimdi ağıtlar ve eller üstün de.
Dostlar Elveda.                      

 

erdener@ed-bumerang.com

@edbumerang

Erdener DURU
ÇOCUKSUN

ÇOCUKSUN BÜYÜYECEKSİN

YAŞLANACAKSIN

BAZEN SEVİNİP BAZEN ÜZÜLECEKSİN

ECELİN GELİNCE ÖLECEĞİN KESİN

USLU HEP ÇOÇUK RUHLU KALSAN

HEP TEMİZ KALPLİ OLSAN

ZAMAN İNAN ÇOK ÇABUK GEÇMEKTE

HERKES İŞİNİ EŞİNİ SEÇMEKTE

GELECEK SENİN İÇİN MEÇHUL

DİLERİM OLURSUN SALİH BİR KUL

SEN ŞİMDİ BÜYÜMEYE BAK

ZAMAN SANKİ SÜREKLİ DÖNEN BİR ÇARK

NURİ HAKAN TATAROĞLU
Torunum Can'a

Torunum Can`aSen şimdi uykudasın sevgili Can Başımıza örülmek istenen çoraptan habersiz Atalarımızdan emanet aldığımız bu vatanı Korkarım sizlere bırakamayacağız Daha çok küçüksün Can?ım benim Yediğin önünde yemediğin ardında Her şeyi öğrenmek istiyorsun ama Vatan sevgisinin kutsallığını Öğrenmene henüz gelmedi sıra Dedem Nevres Cafer ağa Anlatırdı tekrar tekrar savaş anılarını Tam on iki yıl savaşmış yılmadan Biz sizin için akıttık kanlarımızı derdi Ah o kahpe Yunan yok mu Girit?i elimizden alıp bizi vatansız koyan Neyse ki Kemal paşa başlattı kurtuluş savaşımızı Koyduk yine ortaya can dedikleri malımızı Konak?a çekince şanlı bayrağımızı Unuttuk çektiğimiz onca acılarımızı Devir değişti sevgili Can Hepimiz tele voleci pop starcı olduk Güya globalleştik Tüm dünya sanki ortak malımız oldu Aymazlıktan bir gün kurtulamazsak eğer Ne devlet kalır ayakta Ne de elimizde kalır Uğruna kan döktüğümüz bu topraklar Esaret nedir sen bilemezsin sevgili Can Daha küçüksün öğrenmene çok zaman var Ben de esareti yaşamadım ama Onursuzca hayvanca yaşamak olduğunu Yaşayanlardan çok dinledim Asker bir ulusun onurlu savaşçılarıydık biz Ne oldu bize böyle Tutturmuşuz Avrupalı olacağız diye Bizi istemeyen Avrupalıların önünde El pençe durmuşuz ne olur bizi de alın diye Almayacaklar işte bu onursuzluk niye Ey! ! Kuvayı-Milliye ruhu neredesin Şahlanmak için daha ne beklersin Yine tek bir yürek olalım şahlanalım Çocuklarımıza torunlarımıza Özgürce yaşanacak bir vatan bırakalım İşte böyle sevgili Can Atalarımızdan aldığımız bu kutsal mirası Sizlere bırakmak olsa da amacımız Aymazlıklar içinde olanlardan Çok ama çok korkarız Özcan Nevres

Özcan Nevres
ÖZLEDİM

Şimdi gözlerimin içine o sımsıcak gülüşünle bakıyor ya resmin
Benim hangi boş salıncağı salladığımı bilmezsin
Tarif etsem; şehir vardır arkamda hani el ele tutuştuğumuz günler,sesin,hayalin
Sokak lambaları yanıyor nasılsa sensizliğimi görmezsin


En çok sol elimle sol yanağımı kapatıyorum bu sıralar
Sabrı mı sınıyorum yoksa yolunumu gözlüyorum bilmem kuytularda
Dört yıl,beş ay,üç hafta olmuş senden sonra
Yaşıyorum bir saniye görmek için seni ; umutla...


Her zaman ikizler oluşuma dem vurmuştum ikiyüzlülüğümü
Dışımda gülün yüzü içimde martı yüzü
Perdeyi araladığımda gördüğüm yüzü
İki yüzümde özledi o derece anlasana


Korkarım şakaklarıma karlar yağacak
Yoldaş olmayacak bankı ısıtacak
Benki zamanın firarisi hep köşe bucak
Hayalinle mi toprak olacağım?


Ya süprizi ol kaderin bana cennet diye
Yada mahkumunum ızdıraba cehennem diye
Kal ne olursan kal canda kan diye kabulüm
Aldığım özlem verdiğim güneş olur anca benim sana kurumuş gülüm.

metehan kocaoğlu
SERENAT

Siyahın morla raksettiği bir çağda girmiştin hayatıma
Ben mavinin elektiriğe aşık olduğu hızı yaşıyordum
Çatallanıyordum ve dikleniyordum çağa
Sanki seni ifşaat için nefes alıyordum
Soluklarım kısraklarla yarışıyordu sanki meydanlarda
Azrail bile belayı çağırmıyordu benim kadar
Nerden geldiğinin farkında olmadan,tam ortasında
Kendimi buluyordum sukunete en zarar
Kendi kendimle boğuluyordum kendi semamda.


Pişmanlıkların akabinde tan vaktinin kızıl kasveti çöktü sonra üzerime
Meğer kasvetin gölgesi denizlermiş toprak aleme
Başımı ellerime kenetlediğim saatlerde
Bir çam ağacı vardır altında bir siluet elinde bir fotoğraf
Fotoğraftan;siyahın morla raksı akar yüreğime.


Artık dalga kıranını denize kaptırmış kumsal misali
Ayın geceyi mat edişi gibi özgür
Ve med ceziri lanetlemişcesine kutsal
Parlak haykırışlar peşindeyim.


İnanıyorum güneş o sımsıcak sarılığığla bulutların simsiyah kasvetini dağıtınca
Hani denizin bembeyaz kağıt gibi oluşuna altın madalya takınca
Ve dağlar hizaya dizilip alkışlamak ve selamlamak için ayağa kalkınca
Sen çıkıp geleceksin maziden,silinmişlikten, özlemlerden esmerim.


Bende benden iz kalmayacak; ufuklarımız yeşile boğulacak yeniden
Mas mavi ırmağımız olacak yüreklerde;sana bakacağım papatyalar arasından sarılı beyazlı
Sen yorulacaksın,evet bitecek evreni kıskandıracak enerjin,mutluluklar ülkemizde
Başını omzuma yaslayacaksın,ellerimi tutacaksın ebediyen
Grup vaktitleri sana serenat yaparken....

Metehan Kocaoğlu
İki Söz

Fuzuli bir söz var eskilerden, bilene anlamsız?
Elbet bizde yanarız ,bizde erkekçe ağlarız.
Utanmadan, sıkılmadan boğulmaktan yana bahtsız ,
Ağlarız durmadan ?İki söz anlatamadan.

Hikayelerimiz vardır bir fiil sayfalarda
Matemi görüş günüdür yaşlanmış hatıralarda
Mavi gözleri ay yanakları, gözlerim semada
Kayan her yıldızda çocukluğumuzu unutmadan

O zamanlar ben çaylak bir yabancı senin yurdunda
Sen hata silicimdin benim çocukluk hülyamda
Ödevlerim dahil hata yaptığım tüm boşluklarda
Yarenim oldun ,nefesim, müptelalıktan korkmadan

İhtiyaç duymak cennetti varlığını hissederek
Aynı sıraları kutladık zamanı kazanarak
Sessiz haykırışlar yaşadık bire aşık olarak
Bir olmuştuk, günahlarımız kadar şirkten kaçmadan 

Kulum kulumu benden çok severse onu elinden alırım demiş allah?.

Mezuniyetimizin ertesi takvim ve kaderim
Liseli aşık kutlamasında çizildi nefesim
Çakıllı bir yol, kamyon , sivri bir taş oldu sebebim
Cennet beş dakikada cehennem oldu, iki sözü söyleyemeden.
Elimi hani bırakmayacaktın, Ağlatmayacaktın?
Ölme?.Seviyorum seni?.
Seni seviyorum ölme?.

Metehan Kocaoğlu
ANALARIMIZ

Bir gün yeter mi hiç sizi anmaya,
Bir ömür gönülde,kalpler desiniz.
Her yaşta muhtaçtır evlat anaya,
Bir dua gibi hep diller desiniz.

Cennet sizlerin ayağı altında.
Böyle müjdelemiş Peygamberimiz.
Başa taç edip,taşısak sırtlarda,
Sizlerin hakkını ödeyemeyiz.

Ne kadar çok acı çekseniz de siz,
Bizleri daima mutlu ettiniz.
Çok incittik,kırdık,üzdük sizleri,
Evlatlarınızı hep affettiniz.

Dualar,dilekler bizeydi yalnız.
Tek düşüncenizdi evlatlarınız.
Bir gün değil her gün sizi anarız,
Unutulmayacak tek varlık Analarımız..

Ramazan Engin AKSU
Anne


Bir gülüşüne değer verirsin 
Ne kadar güzel bakarsın anne 
Çocuğun hasta olduğu zaman 
Bir gül gibi solarsın anne 

Ne kadar hata yapsa evladın 
Herşeyi hoş görürsün anne 
Onun mutluluğu tek muradın 
Her zaman onu korursun anne 

Verseler dünyayı değişemezsin 
Bir gün bile onu unutamazsın 
Tehlikede olduğunu hissettiğin an 
Düşünmez canını verirsin anne 

Çekersin çileyi hissettirmezsin 
Dinlemez sözünü hiç kırılmazsın 
Durmadan çalışır hiç yorulmazsın 
Cennete sen layıksın anne 

Kainatın en büyük vefası sensin 
Gönüller güneşi sultanı sensin 
Diliyorum kimse sensiz kalmasın 
Dört mevsim baharı yaşa sen anne 

Vefat edenlerin ruhu şaad olsun 
Her gününüz güzel mutlu olsun 
Allah ayırmasın evlatlarınızdan 
Anneler gününüz kutlu olsun 

Hatice Tural

Hatice Tural
BİR HATIRAN OLSUN


 TÜM UMUTLARIN KAYIP GİDERSE ZAMANDAN

BİR DİLEK TUT TUTKİ GÖZLERİN KAPANSIN,

FEDA ET KENDİNİ BİR PARÇA VER CANINDAN

YAŞAMAYI UNUT UNUTKİ YAŞAYANLAR UTANSIN.

SOR SORUŞTUR BU DOSTLUK NEYE FEDADIR

DÖK KELİMELERİ ŞİFA OLSUN GÖNÜLLERE,

BELKİ BİR PARÇA YÜREK BELKİDE BİR SEVDADIR

KAPAT GÖZLERİNİ SAVUR DALGALARI SAHİLLERE.

 

YAŞANANLAR ESKİR ESKİLER UNUTULUR GİDER

MAZİYE BIRAKMA SAKLI TUT ANILARINI,

HAYALLER KISADIR BAZEN BAŞLAMADAN BİTER

GÖNÜLLERİ KARARTMA SEMAYA DÖK DUALARINI

 

BİR HATIRAN OLSUN DAĞLAR KADAR YAMAN

SATIRLARA SIĞAMAYACAK KADAR DERİN VE SİTEMLİ

VE BİR DOSTUN OLSUN YALNIZ KALDIĞIN ZAMAN

BİR TESELLİ VERECEK KADAR SAKİN VE GİZEMLİ.

 

 

 

VELİ MERİÇ
SENİ DÜŞÜNDÜKÇE

Daha huzuruna varmadan gözümden yaşlar dökülür

Tutulur dilim çıkmaz avazım boynum bükülür

Bir  gölge  gibi  ismin geçerken aklımdan

İçim içime sığmaz canım bedenden sökülür.

 

Seccadeyi serince yere  uzaktan kabe görünür

Etrafım  nurlarla  dolup  beyazlara  bürünür

Bir iblis dolaşır etrafımda gözü dönmüş kahrından

Feryat  figan eder  vücudu yerlerde  sürünür.

 

Çoksa eğer o  vakit benim  günahlarım

Rahmet için huzur için   koşarım yollarına

Gözlerim arşa bakarken dökülür dualarım

Bir perde çekip gözüme , hiç durmadan ağlarım.

 

Zamanı unuturum o an, kelime olmaz hecelerim

Sabaha ulaşmaz olur, düşümde olduğun gecelerim

Damla damla dökülüp karışırsın rüyalarıma

Uzar da uzar, bitmez  olur secdelerim.

 

                                                   

VELİ MERİÇ
Güneşi Beklerken

Güneşi beklerken Her şeyi unutup dalmışım hayallere Işığın karışmış yüksekten tepelere Şarkını söyle parıldayan gecelere. Zamansiz bir günde güneşi beklerken. Sesini duyar gibiyim kulaklarımda Ucu yanmış kelimeler dudaklarımda Ne yapsam ne etsem sen varsın aklımda, Sabah olmuş yine güneşi beklerken. Gökyüzü karanlık yeryüzü sessiz Denizler sakin ağaçlar nefessiz Bir sen yoksun kalmışım sensiz Bir seher vakti güneşi beklerken.

VELİ MERİÇ
ALTI AY

Altı ay sadece anne sütü içerim

Büyüyünce bilmem neden yemek seçerim

Okuyunca olur bilmediklerimden haberim

Fazla konuşunca olmaz itibarım değerim

Emanettir bu fani beden ve can

Örnek insan olayım bileyim usul erkan

Zamanın önemini bilene değerlidir her an

Bu kısa şiirin yazarı fani fert Tataroğlu Nuri Hakan 

 

NURİ HAKAN TATAROĞLU
Suskun Hayat?

Suskun Hayat?

 

Hayat bir rüya kadar renkli ve kâbuslu
Uyanık mı, yoksa derinden uykuda mı?
Belli değil, bir bilinmezlik?
Engin denizde, gök kubbenin gizeminde mi?
Belli değil, bir bilinmezlik?
Çıyan dolu derin bir kuyuda, alevli çemberde mi?
Yine belli değil, bir bilinmezlik?
**
Bir rüyada; hem uyanık hem uykulu
Karabasanlarla uykusuz?
Uyanmamak üzere pazarlıkta;
Hayat bu, davetkâr biteviye uykuya
Dalından düşen sarı-kızılyaprak misali
Terk etmekte rüyayi?
**
Toprak davet eder daldaki yaprağı
Hazanın habercisi renkleri?
Sarı yaprağa dönmüş hayat
Gözü toprakta, toprağın bağrında
İsteksiz titreşen yaşlı çınar dalları
Kâbuslarda?
Suskun artık, suskun hayat?

 

R.Demir (25.10.2013)

Ramazan Demir
Yokluğun Yalnızlığı

Yokluğun Yalnızlığı

 

Hazan yaprakları savrulmada bilinmez ki nereden
Sonsuzluk denizi gökkubbede sararmış ömürler sanki
Yele kapık sarı yapraklar dans etmekte gönülsüz
Ağırlığı ruhuna çöken gecenin zifiri karanlığında
Özünden neşet eden sevgi kaynağı aydınlık
Koparıyor dünyanı gökkubbenin fenerlerinden...

 

Hazanın hüznünde kaybolan sıfır çaplı bir nokta
Kayıp gider gibi iz bırakan ışıltılı yıldızların ardında
Mahkûm ediyor kendini yokluğun yalnızlığına
Sarılmış her yanın olmayan bir hiçlik
Faniliğini hatırlatan güç yetmez bir varlık
Uzatmış kurtuluş elini tutunmaya
Dokun tendeki tılsıma varsa sende marifet…

 

R. Demir (3.12.2013)

Ramazan Demir
Tanrı Düşünür!

Tanrı Düşünür!

 

 

İmamefendi veriyor vaazı davudi sesiyle;

 

Bağlar, bahçeler, lezetli mevyveler;

 

Üzümler, hurmalar ve dahi şaraplar…

 

Irmaklar, şerbetler, köşkler;

 

Sakiler, Huriler ve dahi “Nuriler!”…

 

Telkinde bulunuyor sahtekâr dinciler…

 

Vaat ettiklerin hepsi var dünyada

 

Cennetin içinde oysaki

 

Tanrı’ya seslendi kul;

 

‘Yalancı yaratıkları,

 

Riyakâr politikacıları, müraileri de

 

Bağışlayacak mısın?” Diye…

 

Ses yok henüz, düşünüyor Tanrı…

 

 

R. Demir (12.12.2013)

Ramazan Demir
İrfan Kalkanı?

İrfan Kalkanı…

 

İrfan zırhıyla çıktın karanlığa karşı zor sefere
Yurdumun ihtiyacı var ışık verecek çok nefere…
Elinde kitaptan bir kalkan durur cehle karşı
Darbeliyor kalkanı hücumadaki cahiller başı…

 

Sevgi ve saygı insanın rehberi hak ettiği yerde
Başka serveti yok sadece verdiği sevgi var elde…
Aşka, aşığa ışık olmuş bu fani, helâlı hoş olsun
Dileğimdir hiç sönmesin ışığınız hep daim olsun…

 

Hayatın her türlü çilesini çekmiş adeta kavrulmuş
Samimi inanmış ama mabede bezirgân sokmamış…
Anadolu toptarağına ruh vermeye çabalamış çömez
Zor sınavlardan sonra elinde irfan meşalesi düşmez…

 

“Emanetleri ehline tevdi ediniz” demiş Yüce Yaratan
Çoğaldı din merketiçileri, zibil gibi cennet bileti satan…
Söndü meşaleler, kör dimağlar kaybetti irfan asaletini
Bilgi kırıntısı diye renkli nesneler işgal etti beyinlerini…

 

 R. Demir (10.10.2013)

Ramazan Demir
Göğün Gözyaşları

Göğün Gözyaşları

 

Beton tarlasına döndü kentler
Isındı alev alev
Yakıyor yeşili ve toprak anayı
Gökyüzü isyanda ısınan betona
Üzgün ve kırgın
Dokunsan ağlayacak
Dökecek gözyaşlarını
Buluşacak toprak ve yeşille
İnsanoğlu yine uslanmayacak
“Devam beton” diyecek
Çirkin ve kimliksiz kentleşmeye
Akılını kullanamyan varlıkla
Sonra, “Sen” yakaracaksın
Doğa’ya “Kurtar beni” diye
Ağlayan göğün gözyaşlarına…

 

R.Demir (20.8.2013)

Ramazan Demir
Mavi Kelebekler?

Mavi Kelebekler…
Mazluma kurşun sıkılıyor Doğu Türkistan’da,
Kerkük’te, Telafar’da, Musul’da, Kafkasya'da…
Tasamız (!) ne Türkmen kanı, ne esir Türkistan…
Tasamız “Eset”, “Mursi”, “kin, nefret ve intikam”…
Böyledir sömürgen yörüngesinde dönen “mozik”in rengi.
“Mazluma Yunus, Zalime Yavuz” gerekir…
Gün ola harman savrula, dane ile saman ayrıla,
Bir ölçek zahire çuvala konula,
Emperyalizme uşaklık edenlere
Bayram hediyesi olarak sunula…
Ne demişti Bosnalı çocuk annesine?
"Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne?"
(Srebrenitsa 11 Temmuz 1995)
R.Demir (11.7.2013)

Ramazan Demir
Dik Duruş

Dik Duruş
Yiten zamandı giden yaşamdan
Girdin içeri iki kapılı handan
Sordular, “kimsin sen” diye
Künyeni söyledin;
Koydular seni zaman tüneline
Ve şimdi oradasın…
**
Bu zaman tünelinde;
Erdemin, şanın ve şerefin
Karaborsaya düştüğünü gördün…
Satılık vicdanların demedi beş para…
Eh, eser derecede varmış yüreğinde
Korudun onu kutsal hazine diye…
**
Ve nihayet o gün geldi, dendi ki;
Bu adam “çıldırmış” deyip suçladılar;
Aldırmadın o boşboğazlara, yürüdün
Doğru bildiğin yolda;
Cüzdanında kanlı akçe taşımadan,
Düşüncelerinden taviz vermeden,
Eğilip bükülmeden,
Dik durdun, ama kırıldın…
R.Demir (11.7.2013)

Ramazan Demir
Aydınlık

Aydınlık…

Muktedirler ve yamakları
Yalan ve riya ile hükmededurdular
“Doğru değil” diye karşı çıktın
Senden kuşkulanıp saldırdılar
Öz güvenle savdın hayâsızları;
Güvenilir kişi olabilmenin
Onurunu koruyarak…
**
Vicdanı cüzdanına mağlup olmuş zevat,
Her şeye maydanoz olan zat,
Yalanı yalana ekliyor sözleri hoyrat,
Kin ve nefrete dayalı bir ruh hali
Öten uğursöz gibi her lafı felaket…
**
Ümitsizliğin doruğundayken
Bir ışık göründü tünelin ucunda;
Kuşkuyla baktın, göz ucuyla da olsa
Sabırla bekleyip, yalancının mumu mu?
Diye şüphelendin, yersizmiş!
Zira yalancının ruhu karanlık
Karanlığı yırtan çağdaşlığın simgesi
Mustafa Kemal’in meşalesi
Aydınlatıyor karanlıkları…

 

R.Demir (17.7.2013)

Ramazan demir
İlmekler

İlmekler…
Yaylalardan, obalardan sökülüp geldin;
Çiçekli kapı önlerinde tezgâhta dokundun.
İpin karaman ve mor koyunyününden,
Rengin kökboyası nadide çiçek özünden,
Yansıyor güzelliğin renklerin ahenginde…
**
Koklaştılar renkler bir harmoni içinde
Şekillendi marifetli kınalı parmaklarında
Dönüştüler sanat eserine;
Oldular birer halı, kilim ve cicim…
Her bir motif anlattı hayat ağacını, su yolunu…
Hayata dair ne varsa taşıdın geçmişten bugüne
Gelip geçen tüm uygarlıkların Anadolu’nun…
**
Türkmen kadını dokur senin motifini ilmek ilmek
Geçmişten geleceğe miras kalsın diye
Her ilmek kapalı atılır kınalı ellerle,
Kimi Kafkasya’dan, kimi Anadolu’dan
Kimi de Orta Asya’dan dört yana dağılmış
Kavimlere adanmış;
Kimi görkemli şölenleri,
Kimi de kavuşamayan aşkların hüznünü taşır…

 

R.Demir

Ramazan Demir
Nokta?

NOKTA

 

Mahremindi yalnızlığın, paylaşamadığın
Tüm kalabalıklar arasındaki yalnızlık…
Yokluğunda yaşadığın varlık…
Büyüdü içindeki o yalnızlık
İşgal etti benliğini, ruhunu
Sonunda âşık oldu sana yalnızlık
Şimdi de terk etmiyor seni
Sevdalıdan tebessüm bekliyor
Oldu sana yoldaş
Sevmeye başladın onu sen de onu
En azında vefasız değil çünkü
İşte bu kadar
Nokta…
R.Demir (20.6.2013)

Ramazan Demir
Bayrak ve Cahil

Bayrak ve Cahil…

Allah, Kur’an, din ve iman deyip kandırdılar
Çalıp çırpıp devlet, yetim malını hortumladılar
Helal haram demeden küplerini doldurdular
Mürailer mütedeyyin Müslümanı sömürdüler
Sahneye çıkıp halka ‘ileri demokrasi’ dediler…
**
Hamaset nutukları kabartıyor milli duyguları
Hak, hukuk lafta, cehalet tüm sermayeleri
Kanma, aldanma aklını kullan Allah’ın kulları
İşte akıl fukarası zavallı cahilin perişan halleri
Gör; Ay Yıldızlı kutsala ayaklarıyla basanları…
**
Kim bunlar? Müslümanlar mı, Mecusi mi?
Allah’a, Peygambere şirk koşan akılsızlar mı?
Din deyip “dincilik” yapan din tüccarları mı?
Sakal, takkke gerçek Müslüman yapar mı?
Bayrağa ayakla basanın namazı kabul olur mu?
**
Her şeye bahane üretip istismar eden yüzsüzler
Var gözleri kör, dili lal, kulakları sağır olanlar
Bayrağımı ayaklarıyla çığnayan cahil softalar
Allah’la kandırıp, İslam’ın Hilalini çığnayanlar…
Mahşerde hesabın sorulmayacağını sanan gafiller
**
Vardır hikmeti Yaratanın, gösterir sabredenleri
Dini ve milli kutsala yapılan edepsizce hakaretleri
Eceli gelmiş mahlûkat gibi “halt” eyleyenleri
Mevlam cezasız bırakmaz mutlaka suçlu acizleri
Ey Türk milleti, gör işte Bayrağa ihanet edenleri…

R.Demir (18.6.2013)

Ramazan Demir
Şükür Namazı

Şükür Namazı

Düzenbazlar “baş” olunca yiğitler kalır kenarda.
Zaman "yavşağı" olmak kolay, hinler her yerde.
Örgütlü cehaletin eseri zihniyet yönetirse seni,
Zorlanırsın susmak için konuşmak gerektiğinde…
**
Namertlik paye olunca "kaşmer" çok olur sofrada.
Yiğidin olmaz yeri, haram karışımı salyalı yalda.
Bilen bilir; adam gibi adam olmak elbette zor iştir,
Dürüstlük karaborsada, hainlik olunca moda…
**
Hayat akarında kuru yaparak misali bir çabadasın.
Kim olduğunu sorma bre cahil, Türk değil misin?
Yüreğim göğsüme kalkan, mekân ülkü deryasıdır.
Yüzebilirsen yüz yiğit kişi, yoksa çok kamanırsın!
**
Yoktur kuralı hayatın, tanımaz ne bent ne engel,
Riyakârlara gün doğdu, rantiyeciler zaten tembel.
Aramalısın her tür hakkını hayatta verdiyse Tanrı,
Ne diktatör, ne ikbalci oldun, ne bugün ne de evvel…
**
Düşüncesi, görüşleri farklı olur kimi insanların;
Ata “at” denir bizde, adını değiştirsen de merkebin.
Vatanperveri küçümsemiş, “it” demiş, gafilin biri,
Kaşmerliğin tahammül sınırını aştı, olsun haberin…
**
Sultan olmuş cahiller, delikanlı olmuş korkaklar,
“Hatun” olmak kim? Mumla aranır Gökçe Analar!
Esas özgünlük, “Türk olarak yaratılmış” olmandır.
Vatan için Tanrı’ya şükran namazını kılarlar!..

R.Demir (10.6.2013)

Ramazan Demir
Gidesim...

Her kralın vardır onlarca soytarısı, alay etmek için;

 

Yavşaklık çok bilinir, ama yapamaz adamın hası,

 

Yalancıya gösterilen rağbet; ikbal ve makam için

 

Haklıya haksızlık yapana gösterilir adalet sopası... (rd)

 

**

 

Gidesim…

 

 

Dostluk kurdum insanlık adına muktediri tınmadan

 

Zalimden medet dilenmez, tabureyi tepesim gelir

 

İkbal ve mevki için namertlere eyvallah demeden

 

Onurumuzla hepsine el sallayıp gidesim gelir..! (rd)

Ramazan Demir
Hayatın Akışı

Hayatın Akışı…

 

Anadolu bozkırından doğup denize yol alan
Bent tanımaz, çağlayan ırmak gibisin.
Çamlar gölgesinde, yosunlu kayalardan akarsın.
Yaşamla ölüm arasındaki
Çizginin inceliğini simgelersin...
Binlerce yıl önceden adaklar adanmış
Kutsal hayat iksirisin…
Yapına işlenmiş ateş tuğlaları
Gibi sevda dirençli yüreğin
Sana adanma ruhu vermiş gibisin…
Uzaklardaki Zeus’a adak olmuşsun.
Bu ritüel devam etmiş yaşamaya
Günbegün hayatın akışında
Senin varlığında...

 

(R. Demir, 10.8.2013)

Ramazan Demir
Korlaşan Alev

Korlaşan Alev
Sevgiye lâl sevdalı yürek dilsiz ve çaresiz
Sana anlatılamayan engin sevgi karşılıksız
Olsun; bilgiye olan sevda kalsın bedelsiz
Öksüz kalmış sevdaların kaderi; masalsız?

 

Mutluluk dediğin yaşanan hüzünden bir an;
Hayatın merkezi sanırsın kendini o zaman;
Yaşanan büyük sevdalar, verirler akla ziyan;
Gönlündeki alev korlaşınca yüreğe baş divan?
14.5.2013

Ramazan Demir
Bir Hatıran Olsun

Tüm umutların kayıp giderse zamandan

Bir dilek tut tut ki gözlerin kapansın

Feda et kendini bir parça ver canından

Yaşamayı unut unut ki yaşayanlar utansın

 

Bir hatıran olsun dağlar kadar yaman

Satırlara sığamayacak kadar derin ve sitemli 

Ve bir dostun olsun yalnız kaldığın zaman

Bir teselli verecek kadar sakin ve gizemli 

Veli MERİÇ
insanlar

İNSANLARIN UMUTLARI TÜKENİNCE HAYALLERİ BİTİNCE YARIN DÜŞÜNMEYİNCE DÜNÜ UNUTUNCA AĞLAYACAK BİR YERLER ARIYORLAR DUALARINI UNUTUNCA YALVARACAĞINI BULAMAYINCA SÜRÜKLENİYOR DİLİNDEN BEDDUA EKSİLMEYİNCE GÖNLÜNDE KARA İS OLUNCA ELİ KİRE BULAŞINCA AYAKLARI NEFS İLE GİDİNNCE HAKK?I BATIL BİLİNCE BİTİYOR KÜFÜRLER HİÇ EKSİLMEYİNCE BATIRIP YAKTIKCA EMANETİ HAYATIN ZEVKİNİ ANLAMINI NEFS ZEVKİNE BIRAKINCA YIKIYOR ELLER HİÇ DÜŞMESİN YUKARIDAN DİLDEN EKSİLMESİN DUA GÖZLERDEN GİTMESİN NUR?U IŞIKLAR AYAKLAR DİZLER KALKMASIN SECDEDEN KULAKLARDAN KESİLMESİN EZAN SESLERİ ANA BABA EVLATLARINA SARILMASI GİBİ GÜNEŞİN TOPRAĞI TERBİYE ETMESİ GİBİ SUYUN LAELENİN GÜZELLİĞİNİ ÇIKARMASI GİBİ UMUTMAYILIM KİMLİĞİMİZİ HAK İLE OLDUĞUNU

Mahmut ÇİÇEKDAĞI ( ŞAİR NEFRES
Medcecir

Sen aşk nedir bilmezsin, Çünkü hiç sevmedin ki; Ağla ağlayabildiğin kadar, şimdi aşk sende...

Erdoğan Kahya
HİTAP SERÜVENİ.....Ne günlerdiii..

BİR ZAMANLAR.. Severdik birbirimizi "Aziizim" diyerek.., Överdik hocamızı,önderimizi "Üstadım" diyerek; Gıpta ederdik"Zat-ı şahaneleri"ne.., Saygılı idik"Bilgin"e Hazret diyerek... Sıkça söylerdik "Bizim muhteremi"... Sohbette,mektupta unutmazdık "Efendim"i Hepsi ne güzel, ne hoştu bunların.. Moralini,dirliğini beslerdi insanların... Kafaları karıştırmazdı "Hamfendi".., Eğer söylerse bunu bir"Beyfendi".., Evde,işte,mecliste,nezaket vardı... Herkes böylesine çooook keyif arardı. SONRA... Sonraları hitapta "Saygıdeğer"aldı yerini, Fakat bilemedik onunda değerini, Hepsi uçup gitti belleğimizden, Çağırın gelsin"Zat-ı alilerini" GÜNÜMÜZE GELDİK.. Sayınn.....sayınn... ,SAYINNN.., Sanki göbek adı O "Bay "ın.., Hürmet değil bu, siz bakmayın, Bazı kişilerin dilinde susturulmuş bir mayın... Medet ummuyorsan "RİYA"dan, Vazgeçmelisin sözde "Sayın"dan, Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.., Hz. Mevlana söyledi, işte budur "doğru" yol.

Ecz. Ali İNAN- Antalya
ÖZLENİR OLDUN

Bu gece damla damla yağmur Sokak ışıkları gölgelerinde Yalnızlığıma ağlıyorum Ne bir nefes ne bir ayak sesi Neredesin ey sevgili Neredesin ? Her yağan yağmurda bir sessizlik Her ayak sesinde gelecek sevinci Söyle şimdi beklenir mi ? Bekleyebilir miyim ? Seni sensiz olan her şeyi Sensizliğe eyvallah deyip geçebilir miyim ? Her yağmurda senin için akan damlalar Durmaz olan o damlalar Durur mu bir gün dersin ? Gel artık sevgili gel ...

Büşra BAYDERE
DÜŞ

Bin bir höyükten birinin dibinde Bir sürü çanak çömlek parçası Bir kulp, bir sap, bir dip, bir ağız alt alta , üst üste Nerde olduğumu, neden burda olduğumu neyin peşinde olduğumu düşündüm. Dedim ki Anadolu benim, binlerce yıllık düşümdür. Rehberim, Anadolu benim dünya ahiret işimdir.

YAVUZ ALİ SAKARYA
KOYUN GİBİ

Sene 2015 50 yıldan fazla olmuş Nazım Hikmet, ? Akrep gibisin kardeşim ? şiirini yazıp öleli, Koyun gibisin kardeşim demeyeceğim, Koyunsun kardeşim Hala ağzına vurup alıyorlarsa, Lokmayı ağzından, Hala ancak seçimden seçime vatandaş yerine konuyorsan, hala üç kuruş paraya muhtaç, elde yok avuçta yok, kış geceleri soğuktan donuyorsan, hala karnında sıpa sırtında sopa eksik değilse eksik eteklerin (!) Hala saçı uzun aklı kısa Onun aklı ermez deniyorsa Kadınlarımıza kızlarımıza Hala taşfırınlar doldurup kahveleri, Zaman öldürüp, memleket meseleleri kahve köşelerinde çözülüyorsa, Kadınlar tarlada çay toplarken, Boyalı elleriyle tütün dizerken Hala bir karış sakal revaçta, Hala camilerin sayısı okullardan fazlaysa, Bin türlü bahane uydurup ele güne karşı Babalar gönderiyorlarsa, kızlarını okula zorla Bin dereden su getirerek bin bir nazla Koyun gibisin kardeşim, koyun gibisin. Gibisi fazla.

Yavuz Ali Sakarya

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!