Bir azgın boran eser
Gönlümün erişilmez ufkunda
Sarhoş gibiyim yine
Çökmüş üstüme efkar bulutları
Pişer kendi kendime yanlızlığım
Ağlar için için
Sevdamla yaktığım kor yürekler
Çaresiz minik bir kuş kanadındaki çırpınış gibi
Çarpar deli deli, kalbimin sert kayalıklarına
Yine isyanlarıda dolaştım
Kuytuluklar başıboş ve sensiz
Söz dinlemez yitip giden zaman
Söz dinletemedim gözümde buğulanan hatıralarına
Hadi gel artık
Ya ellerinle gögsümü
Kopar al kalbimdeki kanlı hüznü
Ya da yitirmek istiyorsan beni
Baş başa bırak benimle beni
Bir ben, bir kendim, bir de hüznüm
Yeteriz birbirimize
Beraber karanlığın sonsuz ufkunda yitip giderken.
Yine dosttan haber geldi
Dalgalandı taştı gönül
Yar elinden kevser geldi
Derya gibi coştu gönül
Kılavuzum Şah-ı Merdan
Çevresi dopdolu nurdan
Şunda bir hercayi dosttan
Neylersin, vazgeçti gönül
Sır Ali'deki sır idi
Seyr edeni sever idi
Ben kulu da kemter idi
Pir aşkına düştü gönül
Açıldı bahçenin gülü
Öter içinde bülbülü
Dost elinden dolu dolu
Sarhoş oldu içti gönül
Pir Sultan'ım bir gün göçer
Er olan ikrarın güder
Ceset bunda seyran eder
Çün Hakk'a ulaştı gönül
İndim seyran ettim Firengistan'ı
İlleri var, bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var, bizim güle benzemez
Göllerinde kuğuları yüzüşür
Meşesinde sığınları böğrüşür
Güzelleri türkü söyler, çığrışır
Dilleri var, bizim dile benzemez
Seyr edüben gelir Karadeniz'i
Kanları yok, sarı sarı benizli
Öğün etmiş, kara domuz etini
Dinleri var, bizim dine benzemez
Akılları yoktur, küfre uyarlar
İmanları yoktur, cana kıyarlar
Başlarına siyah şapka geyerler
Beyleri var, bizim beye benzemez
Karac'oğlan eydür, dosta darılmaz
Hasta oldum, hatırcığım sorulmaz
Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri var, bizim ile benzemez
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.
Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.
Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.
Altına saat:16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.
Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.
Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.
Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.
Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.
Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır olmuş
Saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.
Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri...
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler...
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Yine gün batıyor bak,
Beydağları kararmaya başladı,
Yarım yamalak ışıkları ile falezler,
Sanki sensizliğe gömülüyor...
Her zamanki masamızda,
Aynı manzarayı seyrediyorum,
Tek fark sensizliğim,
O yüzden heryeri kapkara görüyorum.
Ne Rakı'nın,
Ne de Grida'nın tadı var,
Garsonlar bile gülüyor yalnızlığıma,
Kalkıp gidiyorum,umurumda mı rakı..
Önünden geçiyorum Talya'nın
O güzellikleri anımsıyorum,
Yakamozlarda seni görüyorum,
Gel, gel artık, bekletme, özlüyorum...
Dün, çıkageldi bir kumral ansızın,
Işıl ışıl gözleri, saçları alnına düşmüş,
Yanakları al, al,
Şiirler sanki onun için yazılmış...
Ardı ardına yakıyor sigaraları,
Huzuru kadehlerde arıyor benim gibi,
Mutlu mu?
Değil mi belirsiz,
Elleri sevgi diliyor benim gibi...
Rüya aleminden çıkageldi sanki,
Sanki tanrı gönderdi o kumralı,
İçimdeki beni tanıdı sanki,
Neyleyim bir gördüm,bir kaybettim o kumralı.
Fotoğrafını aldım karşıma dün,
Fotoğrafınla konuştum.
Gözlerinde ayrı bir güzellik,
Gülüşün daha bir sevecen...
Dudakların pembe rujuyla,
Öpülmeye hazır gibi,
Karşımdaki fotoğrafın değil,
Sanki sen gibi...
Eğildim dudaklarına, öpmek istedim,
Kurumuş pınar gibiydi,
Sonra hatırladım sen olmadığını,
Fotoğrafını al'dım karşıma dün ,
Fotoğrafınla konuştum...
Canımsın diyorum, inanmıyorsun.
Aşığım diyorum,umut vermiyorsun,
Ey inatçı sevgili sen,
Niçin acılar içinde öldürüyorsun ?...
Nil' in yönünü değiştireyim istersen,
Yağmurlar yağdırayım,şimşekler çaktırayım.
Ufuktaki güneşi kucağına getireyim,
Rüzgarı kasırgaya çevireyim istersen...
Dilimi dağlayayım senin için,
Aşkını anlatamasın istersen,
Eteklerinin dibinde öleyim,
Ne olur yum gözlerini bir kere öpeyim...
Her gecenin sonunda gün doğar,
Yeni umutlarla beraber,
Ve her gecenin sabahında ben,
Seni sayıklayarak uyanırım...
Eğil bir kere bak yüzüme,
Yılların yorgunluğu,bezginliği,
Seni hayal kırıklığına uğratmasın,
Çünki, her gecenin sabahında ben,
Seni sayıklayarak uyanırım.
Aldırma sen bana,ben hep böyleyim
Deli gönlüm yalnızlığı ile coşar,
Gönlümde senin yerin başka,
Çünki ben; her gecenin sabahında,
Seni sayıklayarak uyanırım...
Hatırlıyor musun ilk tanıştığımız günü?
Seneler, seneler önceydi,
İpek san saçlarındaki esinti,
Yeşil gözlerindeki aşk ateşi,
O şen kahkahaların,
Hala kulaklarımda çınlıyor...
Hatırlıyor musun ilk elimi tuttuğun günü?
Dudaklarım titriyordu,
Dizlerimin bağı çözülmüş,dilim tutulmuştu,
Heyecandan ölüyordum...
Sanki bir rüyaydı tanışmamız,
Kalbimdeki kuş misali kıpırtılar,
Duygu seline kapılmış,oradan oraya sürüklenirken,
Hep, neşe dolu sesinle uyanıyordum .
Rüya da olsa yaşam sevinci verdin bana,
Aşkı, sevgiyi seninle tattım.
Sen olmasan ne yapardım ben?
Bu koskoca,ama yapayalnız dünyamda...
Yine geldi bugün,yanaklarımdan öptü,
Ama dostca,sanki birşey olmamış gibi,
Oysa ben beklemekte,
Bir kere olsun sevdiğini söylese.
Ne mümkün; o inat, ben inat,
O sevdiği halde çekinmekte,
Ben sevdiğim halde söyleyememekte,
Tıpkı, cambazlar gibi bir ipte.
Oysa söyleyebilsek sevgimizi,
Aşkın doruğuna ulaşsak birlikte,
Ve inat olsun diye :
Haykırsak sevgimizi...
Ne mümkün; o inat, ben inat,
O sevdiği halde çekinmekte,
Ben sevdiğim halde söyleyememekte,
Tıpkı, cambazlar gibi bir ipte.
Hani iftardayken
Kulağınız ezanda
Gözünüz zeytinde
Eliniz suda olur da
Oruç açamazsınız ya
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
Hani arife gecesi bayramlıklarınızı
Başucunuza koyar
Defalarca uyanıp uyanıp bakarsınız da
Bir türlü sabah olmak bilmez ya
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
Hani“bak erkek olacaksın”
Diyerek sizi sünnete razı ederler de
Kafanızda yastığa iliştirilen takılarla
Oyuncak yatırımı yaparsınız ya
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
Hani uzun boylu bir öğrencinin
En ön sıralarda oturabilme hayali olur da
Hep öğretmence izin verilmez
Arkalardan sesini duyurmak zorunda kalır ya
İşte böylesi benim sevdam
Aşkın çok ötesinde
Adı henüz konmamış
Bambaşka…
Bu gece hava puslu yine
Beydağları görünmüyor bile,
gecenin bağrından dökülüyor yıldızların gölgesi…
saklıyor seni karanlığın kaybolmuş pusları içinde
denizin mavisi…
Ruhumu rehin verdim o maviliklere,
Artık mavidir rengimiz bizim şimdi
Işıklar bile yetmiyor yüreğimizi aydınlatmaya
Sevgi yumağı bürümüş her yerimizi,
Fısıltı ile karışık aşk nağmeleri söylüyor
denizin mavisi…
Yakamozların dansıyla oynaşır yıldızlar,
Gülüşler gizlidir dolunayın ardında,
Bir tebessümdür; getirir seni bana
Sarmalar seni gecenin maviliğinde dans ederken ruhlarımız
karışır nefesler tek bedende tek ruh gibi
denizin mavisi…
Uyanmak bir seher vakti seninle,
Dağların yamaçlarında tan yeri ağarırken,
Huzurun doğuşuna tanık olmak sevgili
sarılsam soğuk havanın sıcağına sana olan özlemimle
denizin mavisi…
“Bitmeli” diyor şair bu masal; vakti geldiğinde…
Kanasa da durmadan yarası, zulüm olsa da aşkı
“Yok olmayı bilmeli” diyor… bitmeyi bilmeli perde kapandığında…
Tek bitmeyen; mavinin derinliğindeki sır kalmalı
denizin mavisi…
Bitti de aslında şairin dediği gibi,
Umutları, bütün sevgileri yüreğimden alıp götürdü,
Ne yıldız kaldı, ne gölgesi, ne de yakomozlar,
Hayat bitti, yaşam anlamsız, geride kalan sana özlemimdir
denizin mavisi
Gül dikensiz,
Aşk sitemsiz,
Gönül sensiz,
Olur mu hiç?
Deniz kumsuz,
Beden ruhsuz,
Yollar sonsuz,
Olur mu hiç?
Biraz güneş,
Biraz bulut,
Sonra beni
Hemen unut...
Biraz yağmur,
Biraz dolu,
Gerçek aşkın
Sonu bu mu?
Yatıp kalkmak,
Yiyip içmek,
Sonra kaçmak
Olur mu hiç?
Bal peteksiz,
Dal çiçeksiz
Günler sensiz,
Olur mu hiç?
Keman telsiz,
Yağmur selsiz,
Günler sensiz
Olur mu hiç?
Biraz güneş,
Biraz bulut,
Sonra beni
Hemen unut...
Biraz yağmur,
Biraz dolu,
Gerçek aşkın
Sonu bu mu?
Yatıp kalkmak,
Yiyip içmek,
Sonra kaçmak
Olur mu hiç?
Kırılan tüm şehirlerde yamalı kaldı adı.
Duvarlarda bakışlarından kalma izler Adam,
Söyle hangi damlada büyüttün hüznünü.
Kaçırılan zamanlara tarih yontulur şimdi
Senin gözlerinden tarih okunur.
Bir nefes varsa/kaldıysa,
İçine çektiğin kadar işte rüzgar
Doldur Kızıl topraklar gibi içtiğin hayata.
Ölüme tuzaktır/sırra kadem.
İnsan sanır ki kendi acısının adaşı yoktur.
Demlen Sevda buharı/köz dudağı/göz yanığı
Kaç mevsimi eskitti üzerinde bir zaman uğruna can taşıdığın…
Gülhan BULUT
El ederim imdadıma yetişmez
Bende derman nazlı yarda iman yok
Korkarım ki yaralarım bitişmez
Lokman gelse em çalacak zaman yok
Kırcı yedi yeşillerim allarım
O yüzdendir gazel döker dallarım
Yıllar yılı boşa mendil sallarım
Yar yanında sığınacak liman yok
Gün dönmeden bağlarımı bozdular
Can vermeden mezarımı kazdılar
Başucuma “Sahipsizdir” yazdılar
Okursa yar bundan iyi roman yok
Yoğu alıp var eyledim kendimden
Kendim satıp kar eyledim kendimden
Dile düştüm ar eyledim kendimden
Dağlar gâvur saklanacak duman yok
Sıyırdım hicabı ardan usandım
Feryattan figandan zardan usandım
Kocaldım küçüldüm yardan usandım
Gelsin cancı öz canıma aman yok
Yeşilbaş ördeği allı turnayı
Unutamam derdim unuttum işte
Şeker pınarını telli kurnayı
Unutamam derdim unuttum işte
Dağları dolanan tozlu yolları
Çamlarla bezeli nazlı yolları
Âşıklar tepesi gizli yolları
Unutamam derdim unuttum işte
Dallarla sevişen serin suları
Yüreği sır dolu derin suları
Tutun yad ellere verin suları
Unutamam derdim unuttum işte
Suları coşturur dağların buzu
Yaylada koşturur koyunla kuzu
Çiğdemi çiçeği gülü nevruzu
Unutamam derdim unuttum işte
Ne yakını belli ne de ırağı
Bilmem nerde dur bilmezin durağı
Saçlarımı sarıverdi kırağı
Unutamam derdim unuttum işte
Gönlümün dağını yangınlar sarsa
Yanılıp Özcan’ım kapılmaz hırsa
Sevgiliyi hatırlatan ne varsa
Unutamam derdim unuttum işte
Yanmadık ne kaldı ey deli çoban
Yüreğime suyu dök de gidelim
Dertlerim dam boyu saklar mı aban
Uzan ellerinle bük de gidelim
Bırakmaz yakamı kader sarılır
Gözyaşlarım toprak ile karılır
Dokunmadan kemiklerim kırılır
Topla bir tenhada yak da gidelim
Gezdiğim dağlardan murat almadım
Yar mı var ki kapısını çalmadım
Keder beni buldu bir gün gülmedim
Gönül penceremden bak da gidelim
Sanma ki “Yetimi” söyler neşeden
Bir rüyadır beni sana eş eden
Uğrun uğrun bakma öyle köşeden
Beynime çiviyi çak da gidelim
Ahmet YETİM/YOZGAT
Gülerken ağlamak
Seven nasıl bilmez ahdı amanı
Boynuna urganı atar etmişsin
Şakıyorken bülbül gonca zamanı
Bir karaçalıda öter etmişsin
Umudunu kesip çekip gitmeden
Vuslatını düşün ömür bitmeden
Çeker mi çekmez mi hesap etmeden
Derdi dert üstüne katar etmişsin
Şimdi koca dağın dumanlı başı
Kâbusa dönüşmüş hayali düşü
Dokunsan akıyor gözünün yaşı
Her ne etmişsen yeter etmişsin
Deli gönlü bulandırma durulmaz
Enkazın üstüne bina kurulmaz
Gönül yongasına ateş vurulmaz
Ocaksız bacasız tüter etmişsin
Bunca olanları siliyor musun
Hazani ağlarken gülüyor musun
Neler ettiğini biliyor musun
Özcanı Eyup’tan beter etmişsin
Erdoğan BEKTRAŞ/YOZGAT
Güzellik Özümüzde
Bir alaycı göz ile bakma sokaklarıma,
Onlar huzur beşiği, onlar benim ilacım
Çamuru çiçek gibi konar şakaklarıma,
Bulvar cinayetleri, cadde benim yabancım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Benim kerpiç kokulu görkemsiz yapılarım
Her konuğa açıktır destursuz kapılarım,
Ah! Uhdeme onansa, verilse tapularım
Bir panayır ruhuyla boy verecek inancım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Her nimete hamdettim, ne soyundum, ne soydum
Her gece yorganımı kefen bilip uyudum
Kibri törpüledim, dünyaya çoktan doydum
Tefekkür; derin hülyam, başlar gönlümde sancım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Şu gördüğün arazi senin gözünde kıraç
Kaç açıdan baktın ki, bir de kalp gözünü aç
Riya bana uğramaz, fesatlık bana muhtaç
Yol bilene düz olur heybetli sarp yamacım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Şu çıplak dağlarım ki, şefkatin ana yurdu
Kendini sıka sıka hep testimi doldurdu
Kolsuz kanatsız gezen solucanı doyurdu
İster yanımda yoldaş, ister olsun davacım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Ciddiyet bende mazbut, cilveler hepten ırak
Niyazımla gülümser, karşılar beni şafak
Alnım tayyareye park, yüzüm kardan daha ak
Namusumun uğruna çıkar kından kılıcım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Burda kadın iffettir, allı morlu boyanmaz
Kelle şerefe kalkan, bizde nefis uyanmaz
Şatafat ruhu boğar, buna mümin dayanmaz
Hiçbir heves uğruna edep savurmaz sacım
Bütün güzellikleri özüme gömdüm bacım.
Şu şapşal kılık ile şöyle bir silkelensem
Bir an gaflete dalıp, azıcık öfkelensem
Yırtsam mahremlerimi, kalınlaşır ki ensem
Almanya’dan yar gelir olur başımda tacım
Ayşe’min sadakati dünyaya bedel bacım.
En leziz aşım ekmek, en keskin içkim ayran
Tek koşul güdülmeden günüm yarına hayran
Nilüferler yüzüyor usaremde her bayram
Üryan plajlarında taş kesilir kulacım
Ben böyle arzuları ateşe bastım bacım.
Arz’ı yırtarak gelir, özde demetlenir Nur
Çorak topraklarımda o Nur, onur doğurur
Bizden türeyen nesil bu hamurla yoğrulur
En kudsî hadis ile mala çalar sıvacım
Çehresine aldanma; işte sılam “bu” bacım.
(Taşova, 21.02.2007)Fesih AKTAŞ/AMASYA
Yadigâr ettiğin zülüf telinden
Yumak yumak sevda örmekteyim yâr
Kokundan duvaklı seher yelinden
Vuslat saatini sormaktayım yâr
Ruhun bende amma cismin ırakta
Hasretler içinde kaldım merakta
Sensizliğin savurduğu firakta
Başımı taşlara vurmaktayım yâr
Kâbuslar üstüme korku salsa da
Özlem ciğerimi söküp alsa da
Her gece kapımı elem çalsa da
Bu düşü hayra yormaktayım yâr
Bu nasıl bir yakış nar mı diyerek
Erkekler ağlarsa ar mı diyerek
Canandan bir haber var mı diyerek
Her gelip geçenden sormaktayım yâr
Selleri yükledim gözümde yaşa
Sevdamızı yazdım dağ ile taşa
Yürekte sızıyı saklaman boşa
Seni de yangında görmekteyim yâr
Hüzünlü çalıyor yine şarkımız
Derviş yasta viran oldu barkımız
Kolay dönsün diye gönül çarkımız
Yağ edip gözyaşım sürmekteyim yâr
Şemsettin DERVİŞOĞLU/ADIYAMAN
Gönülden geçeni kaleme alıp
Gerçeği yazmanın zamanı geldi
Milli davalarda tek yumruk olup
Oyunu bozmanın zamanı geldi.
Bu toprak üstünde eğilmez başım
Uğruna can verir her vatandaşım
Yetmiş beş milyonun hepsi gardaşım
Kol kola gezmenin zamanı geldi.
Haykıralım göğsümüzü gererek
Gerekirse canımızı vererek
Hainlerin defterini dürerek
Sorunu çözmenin zamanı geldi.
Ne suçu vardı ki Şehit Okan’ın
Gel de duyarsız kal varsa vicdanın
Askere, polise kurşun sıkanın
Kökünü kazmanın zamanı geldi
Kulak verin beyler mevzu çok derin
İsterseniz beni çarmıha gerin
Bayrağa, kem gözle bakan itlerin
Başını ezmenin zamanı geldi.
Fikret kim diyorsan, Erzurumlu’yum
Ben Nine Hatun'un öz torunuyum
Mademki bu toprak vatanım yurdum
Uğrunda ölmenin zamanı geldi.
Fikret CENGİZ/ERZURUM
Nedendir bilinmez gözüm yaştadır
Derde derman bulmaz akıl başta mı
Yaşadım bir ömür yıllar boştadır
Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı
Neşeden sevinçten çektim elimi
Dünya kelamına sustum dilimi
Kime dert yanayım garip halimi
Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı
Muradım almadan geldim giderim
Yaşanan yazıdır kime ne derim
Ayrılmaz yakamdan kötü kaderim
Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı
Sancılı yarınım dertlere gebe
Nafile mutlara verdiğim çaba
Döndü tüm umutlar döndü seraba
Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı
Tek muradım tezden gitmek dünyadan
Duysun bu çağrımı duysun YARADAN
Sevdâyi'yim bıktım bahtı karadan
Kar yağdı saçıma suçu saçta mı
Yürek buz bağlamış gönlüm kışta mı
12/08/2007
Sevilay ŞAHBAZ /İSTANBUL
Bilmezdi(n) nice yandığım
Gece gündüz hep andığım
Gelir diye aldandığım
Sırra kadem uçtu(n) gitti(n) .
Astı(n) gönlüme fermanı
Göstermedi(n) dermanını
Vuslata erme zamanı
Küllerini saçtı(n) gitti(n)
Düşlerime düşen melek
Geceme göz sevdama renk
Dileğimdi(n) Tanrıdan tek
Duba yelken açtı(n) gitti(n)
Gülşenine giremeden
Bir top gülün deremeden
Mah yüzünü göremeden
Aşka ömür biçti(n) gitti(n)
Saçına güller takmadan
Bir hatıra bırakmadan
Ardına bile bakmadan
Hışım ile geçti(n) gitti(n)
Tatmadan aşk ülfetini
Yaşadım hep gurbetini
Ayrılığın şerbetini
Bir yudumla içti(n) gitti(n)
Dursun ELMAS /TOKAT
Aklıma tükürdüm binlerce kere
Sevdiğim sırrına ermiyor diye
Şöyle yüzükoyun yatırdım yere
Kırk fikrin birinde durmuyor diye.
İvedi sözleri ip'den koyurdum
Başıboş bıraktım hep den koyurdum
İnan ki temelden dip'den koyurdum
Tesiri sineni yarmıyor diye.
Gözüne mil çektim kör duyguların
Seni hissetmeyen hür duyguların
Ne suçu var deme yâr duyguların
Şu bende ki seni görmüyor diye.
Düşünceler tir tir titredi durdu
Önümde diz çöküp boynunu burdu
Öfkem hepsine de kelepçe vurdu
Gülüm hayalini kurmuyor diye.
Oturaklı sözler yerinde ağır
Duyulmaz ne kadar bağırsan bağır
Şu arsız zamanı eyledim sağır
Bizi düşünürken durmuyor diye.
Almanya/Şerafettin HANSU
Düşmeseydim dalımdan; nazla dudak bükmezdim
Sararıp solmasaydım; dalda hazan dökmezdim
Kırmasaydın kalbimi, hırsla tutup sökmezdim!
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar yıl karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!
Senli düşler kurarken; efsun oldu anılar
Sanma ki unutmuşum; yürek yakar sanılar
Belleğimde bir düğüm; yumru olur tanılar
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar kul karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!
Yağmur olmuş gözyaşım; damla damla akarken.
Ruhlar mana iklimi, maviliğe bakarken
Sevgi aşka tutunup, kıvılcımı yakarken
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar yol karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!
Yakıyor ta özümü; son veda edişlerin
Beni benden alıyor, sebepsiz gidişlerin
Darmadağınık ömür, zamansız bitişlerin
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar nil karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!
Sitemlerim kendime; intizarım sanadır!
Ah gururun uğruna, tükettigin anadır
Ömür yitip giderken, vefasız zamanadır
Depreşti tek tek hüznüm; nisyankar zul karası.
Ah onulmaz dertlerim! İsyankâr dil yarası!
O efsunlu tutkumla; ruhuna aşkla dolsam
Sonsuzluğa uzanan, canda sevgilin olsam
Yalnız senin, gönlünde! Yâr kollarında solsam
Dolsun ruhlarımıza, doyumsuz gül sefası.
Kalbe mihman olmasın, sorumsuz dil yarası!
05.06.2008
Fatımâ Hümeyrâ Kavak- Almanya
Küsme bana ömür sevdam ölürüm
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Bunca sene ne çektim ben bilirim
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Ateş olsam yağmurlarla sönerim
Dünya olsam kuraklığa dönerim
Uç deseler toprağına konarım
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Dertlerimi sandıklara düreydim
Güzelliği yollarına sereydim
Ne olurdu bir sefanı süreydim
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Biliyorsun bakışımdan anladın
Gözlerimde son damlaydın damladın
Bilmem bana bilmem kime ağladın
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Son ışığı beraberce söndürdük
Sessiz sessiz başımızı döndürdük
Zorda olsa bu duyguyu öldürdük
Bir ben yanan bir sen yanan bir yürek
Fatma ARAS / İstanbul
Ey, Vatan ganına boyanan çiçek,
Gör, neler getirdi başına felek.
Ey, bütün güllerden gıymetli, baha.
Seni and verirem Şehid ruhuna
Ağlama gerenfil, ağlama daha.
Feryadın yetişdi Güneşe, Aya,
Derdlerin gelmedi hesaba, saya.
Akan gözyaşların döndü deryaya.
Son goy bu naleye, son goy bu aha,
Ağlama gerenfil, ağlama daha.
Ağlama, onsuz da üreyim gandır,
Dünya gözlerimde gara dumandır.
İntigam hissiyle, çevir, amandır
Düşmanın gelbini bir nişangâha,
Ağlama gerenfil, ağlama daha.
Ağlama goy senin haglı gezebin,
Son nidası olsun geyzin, esebin.
Senin ki, böyükdür eslin, nesebin.
Bağla ümidini böyük Allaha
Ağlama gerenfil, ağlama daha.
Ağlama gerenfil, düşmeni ağlat
Ölmez şehidlerin ruhunu yaşat.
Bir gün güldürecek bizi de heyat-
Kalgımız çıkacag nurlu sabaha,
Ağlama gerenfil, ağlama daha.
Elnare Shems /Bakü - Azarbaycan
Bir kumru girer düşlerime
Senin kokunu taşır
Mevsim bahar
Ve ben
Sensizlik çemberindeyim
Belli belirsiz bir melodi
Alıp getirir seni uzaklardan
Kar düşürür içime
Bu sıcak Akdeniz kenti
Üşütür beni
Dalıp giderim hülyalara
Sağanak yağmur olur anılar
Gizler gözyaşlarımı
Tam ismini mırıldanacağım an
Bir kumru usulca sığınır yüreğime
22.05.2008 Naim Tuncalı
AĞALAR BİLİR
Tezgâhtan anlamaz Pazar etmeyiz
Malın iyisini ağalar bilir
Çanağa tekneye nazar etmeyiz
Yalın iyisini ağalar bilir
Gönü gömlek diye garip soymadık
Yetimin hakkını yiyip doymadık
Kovana peteğe haciz koymadık
Balın iyisini ağalar bilir
Ekmek için inim inim inleriz
Hortum kılıf öğrenmedik canlarız
Kuyruklu kumaştan biz ne anlarız
Şalın iyisini ağalar bilir
Yıllara hükmeden üç beş dakkayı
Sahte ihaleyi gizli cukkayı
Bozuk teraziyi eksik okkayı
Alın iyisini ağalar bilir
Bir defa uğramaz yanına kıran
Mutlaka bulunur derdini saran
On senede on bir kocaya varan
Dulun iyisini ağalar bilir
Gözlerini tilki gibi süzecek
Batacak bankayı hemen sezecek
Paris’te eğlenip Nis’te gezecek
Kulun iyisini ağalar bilir
Son sözü söyleriz her daim başta
Bu yüzden kaldık ya Özcan’ım boşta
Avanta sunacak züppeye puşta
Yolun iyisini ağalar bilir
Hüner
Elli yıldır emekleyip yürürüm
Vah! marko paşalar inmez sırtımdan
Ocaklarda talazlanır dururum
Mangallar maşalar inmez sırtımdan
Vergi derler damga derler harç derler
Terimize tükenmeyen borç derler
Karşı çıksam bağışlanmaz suç derler
Gürgenler meşeler inmez sırtımdan
Bir ekmeği dokuz cana bölerim
Şükür eder bakanlara gülerim
Parmağımı boyar boyar silerim
Mühürler kaşeler inmez sırtımdan
Bakar kör elinde asa sayarlar
Çorbasız sofraya kâse sayarlar
Tökezlesem hemen masa sayarlar
Kadehler şişeler inmez sırtımdan
Kurtulamam çakal ile domuzdan
Zincir yerim kollarıma omuzdan
Süt isterler malak vermez camızdan
Rüşvetçi köşeler inmez sırtımdan
Yaktığım çıralar yarıda söner
Özcan’ım dediğim köşeyi döner
Bu vatan bizim ya yaşamak hüner
Alkışlar “yaşa” lar inmez sırtımdan
Dediler ki gonca gülün derilmiş
Kar yağdı başıma kış'a bak kâfir
Dört kitap'ın hangisinde görülmüş
Şu bana ettiğin işe bak kâfir
Söyleme adımı sorma birinden
Yar yüzünden yâre aldım derinden
Değme yiğit kaldıramaz yerinden
Sineme vurduğun taşa bak kâfir
Geceleri uyku bilmez gözlerim
Seni değil sensizliği özlerim
Sığmaz oldu nerelere gizlerim
Dertlere saldığın başa bak kâfir
Bir eser kalmadı bahardan yazdan
Bülbülü şeyda'dan tatlı avazdan
Dizildi lokmalar geçmez boğazdan
Ağular kattığın aşa bak kâfir
Miskin derki azarlandım yerildim
Mesih gibi çarmıhlara gerildim
Revamıdır öldüm öldüm dirildim
Gözlerimden akan yaşa bak kâfir
Yusuf YILDIRIMER /YOZGAT
(Miskin)
Bir gün bile senden ayrı kalırsam
Dökülür içime bir azgın nehir
Yâd ellerde melül mahzun olursam
Kabaran ruhumda dinmez med-cezir
Çiçeklenir ismin dudaklarımda
Gül kokulu sesin kulaklarımda
Derman olmasa da ayaklarımda
Âhımla tutuşur bu mahzun şiir
Daha başlamadan bitsin ayrılık
Bizden çok uzağa gitsin ayrılık
Tak etti canıma yetsin ayrılık
Gördüğüm rüyalar hep sana dair
Zalimdir bu gurbet beni bırakmaz
Gözümden boşalan yaşlara bakmaz
Karanlık geceme bir ışık yakmaz
Bu gurbet çiledir, bu gurbet kahır
Gönlüm pâre pâre kanadım kırık
Yüreğim perişan aklım karışık
İzin ver Allah’ım dönsün de artık
Yücelsin sılada şiirle şair
Yusuf DURSUN/İSTANBUL
Kâfir
Dediler ki gonca gülün derilmiş
Kar yağdı başıma kış'a bak kâfir
Dört kitap'ın hangisinde görülmüş
Şu bana ettiğin işe bak kâfir
Söyleme adımı sorma birinden
Yar yüzünden yâre aldım derinden
Değme yiğit kaldıramaz yerinden
Sineme vurduğun taşa bak kâfir
Geceleri uyku bilmez gözlerim
Seni değil sensizliği özlerim
Sığmaz oldu nerelere gizlerim
Dertlere saldığın başa bak kâfir
Bir eser kalmadı bahardan yazdan
Bülbülü şeyda'dan tatlı avazdan
Dizildi lokmalar geçmez boğazdan
Ağular kattığın aşa bak kâfir
Miskin derki azarlandım yerildim
Mesih gibi çarmıhlara gerildim
Revamıdır öldüm öldüm dirildim
Gözlerimden akan yaşa bak kâfir
Yusuf YILDIRIMER /YOZGAT
(Miskin)
Nazlım
Dedin ya…
Nazlarım hep sana
Kimseye naz yapmadım
Senden başka
Baba......
Şule ÖZTÜRK/GÖLCÜK
Gel sofi düşkünle eyleme alay
Bu kaygan yollarda gezde göreyim
Dağ başında derviş görünmek kolay
Küfrün deryasında yüz de göreyim
Kusur araştırmak benlik getirir
Benlik her bir şeyi anda bitirir
Hoş görmek insanı Hakka götürür
Bu güzel hasleti öz de göreyim
Zamane mi bozuk zaman mı bozdu
İblis mi azdırdı kullar mı azdı
Bizden midir yazgı Mevla’mı yazdı
Kaderle kazayı çöz de göreyim
Her sözü beşeri kulakla duyma
Yusuf’u Kenan ol nefsine uyma
Yol göster şaşkına incitip kıyma
Hakk’ı can içinde sez de göreyim
Çare olamazsın sen aciz kulsun
Sus ki acı sözler içinde kalsın
Bir tebessüm kıl ki sadakan olsun
Manayı mantıktan süz de göreyim
Sofi aşk ehline harap mı dersin
Nefsin sağ kendine turap mı dersin
Gözler yaşarmadan Yarap mı dersin
O aşk ile yan ki toz da göreyim
Mecnun Leyla diye hayaller kurma
Başka sevdaların üstünde durma
Efsane aşklarla kafanı yorma
Aşkı sende yaşa yaz da göreyim
Hazani gör kimin yar dediğin yar
Sen Kerem değilsin etme ahu zar
Pervaneler gibi semahın mı var
Çarka gir ki canı köz de göreyim.
Erdoğan Bektaş/YOZGAT
DÜN GECE
Bir şiir okudum, dün gece
Kelime kelime, hece hece
Antika mı antika
Değerli mi değerli
Güzel mi güzel
Şirin mi şirin
Lâkin….
Adı yoktu
Şairinin
Ziya Öztürk
Sensizliğin mavzerini taşımaktan
Öyle yorulmuştu ki yüreğim
Yalnızlık basmıştı tüm mevzilerimi
Acının ilmiklerinden geçip
Ne zaman başımı kaldıracak olsam
Ölümü dokuyan Azrail’le karşılaşıyordu gözlerim
Yasladıkça başımı yalnızlığın göğsüne
Duymaktan yorulmuştum çöl sessizliğini
Nice bedeviler iz bırakmış olsa da ruhumda
Ben sadece sana şiirler adadım
Cehennemleşen sessizliğine inat
Sevdanın nakkaşı lal kelimeler
Hiç yakışmamıştı bir insana bu kadar
Gözlerinin yeşiline mıhlanan hüzne isyan
Pas tutmaktaysa eğer yüreğin
Sevdamın depremleri yıksın yalnızlık mabedini
Yalnızlığın gölgesinde
Gövermiş yeşil bir sürgündü sana sevdam
Hasretimin imbiğinden damıtılmıştı umut
Şiirli bir sevdaydı seni yaşamak..
Sevdazan olup döndükçe yörüngende
Sana doğup sende batmaktaydı aşk…
Gökkuşağının huzmelerinden süzülüp geldim sana
Labirentin sonundaki ışık benim paradokslarım
Tüm yalnızlığını soyunup gel bana
Panzehirin olayım kadınlığımla…
Nurten ABA/İSTANBUL
Yaratıldı Havva Âdem’in eşi
Yaratılan Hâkkın kulu kadındır
Dünyada türedi erkekle dişi
İnsanlığın doğru yolu kadındır
Dört büyük peygamber, dört büyük kitap
Dördünde, lütuftur kadına hitap
Meryem’in nuruyla İsa bir etap
Yüceden yüceye ulu kadındır
Sırrı hakikattir kadının yeri
Hatice enbiya, Muhammed eri
Zikredildi kal-u bela’dan beri
Hayatın meyvesi, dalı kadındır
Hâk yarattı devden çelimsiz cüce
Kadınla ulaştırdı sınırsız güce
Cennet-i ala’nın hurisi yüce
Sevgi yumağının tülü kadındır
Ezelden ebede kalpte var olan
Acıyla boşalıp, sevgiyle dolan
Kadir kıymet bilmez ellerde solan
Gönül bahçesinin gülü kadındır
Misk-u amber kokan yar nefesi var
Tarlada bir ırgat, evinde bir yar
Yuvanın bekçisi, namusu ar
Yaşamın, umudun hali kadındır
Helal sütü ile kaynayıp coşan
Nesilden nesle zor engeller aşan
Cepheden cepheye mermiyle koşan
Cephane taşıyan eli kadındır
Yaşanan hayatın güzel yarısı
Sultanın anası, paşa karısı
Mansur’un gönlünde petek arısı
Türlü derde derman balı kadındır
Mansur Ekmekçi 27.02.2005/ADANA
Dün akşam dağları duman bürüdü
Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin
Sis altında umutlarım çürüdü
Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin
Sen bilmezsin Bozoklar’ın kışını
Kurtlar tutar belenlerin başını
Çığ sürükler toprağını taşını
Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin
İhmal olma çabuk davran aman ha
Geçit vermez Muslubelen yaman ha
Hazan geçti kar yağacak zaman ha
Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin
Kar taşımaz boz ardıcın kolları
Islık çalar Beş Çamların dalları
Bulamazsın gideceğin yolları
Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin
Kapanır Özcan’ım geçtiğin çığır
Biterse yolların dön beni çağır
Her karın tanesi kurşundan ağır
Ya yollar kapanır ya sen gelmezsin
Sürmeli anadır, Anadolu’dur.
Gönülde duyulan hazdır sürmeli
Sürmeli çırpınan sevda gölüdür
Edadır, işvedir, nazdır sürmeli
Sürmeli oğuldur, sürmeli uşak,
Sürmeli buğdaydır, sürmeli başak
Sürmeli silahta bir deli fişek
Her zaman gelinlik kızdır sürmeli
Sürmeli yaylanın çayır çimeni
Sürmeli dağların karı dumanı
Sürmeli yağmurdur cemre zamanı
Kabına sığmayan özdür sürmeli
Sürmeli Çamlıktır, sürmeli Ziya
Sürmeli Çeşka’dan el eder aya
Sürmeli poşidir, sürmeli oya
Halayda bükülen dizdir sürmeli
Sürmeli cehridir, sürmeli lale
Sürmeli Kanak’tır, sürmeli kale
Sürmeli türküler yaslanır tele
Nida’nın elinde sazdır sürmeli
Sürmeli yiğittir hile bilmeyen.
Sürmeli yarendir boşa gülmeyen
Sürmeli minderde tuşa gelmeyen
Hasbek’ten yayılan hızdır sürmeli
Sürmeli Ağ Gelin edepli arlı
Sürmeli nakıştır mavili morlu
Sürmeli sevdadır çekmesi zorlu
Yürekte saklanan gizdir sürmeli
Sürmeli şahkartal en uçta duran
Sürmeli şahindir pençeyi vuran
Sürmeli yiğittir bıyığın buran
Daima tutulan sözdür sürmeli
Sürmeli koyundur, sürmeli kuzu
Sürmeli dağların gülü, nevruzu
Sürmeli bakışlar eritir buzu
Türküler yakılan gözdür Sürmeli
Sürmeli sevgidir, sürmeli saygı
Sürmeli insana güdülen kaygı
Sürmeli gönülde en ince duygu
Obadır, ocaktır, közdür sürmeli
Sürmeli Özcan’dır yurda adanan
Sürmeli çiçektir dalı budanan
Sürmeli bülbüldür güle dadanan
Sözün özü sizdir, bizdir sürmeli
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Deniz kenarında koşalım seninle,
Çıplak ayaklarımız kumlarda acısın,
Bağırıp çağıralım avamız çıktığınca,
Sevgimizi haykıralım herkese…
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Yalan söylemeyelim hiç,
Kovalım kederleri üzüntüleri,
Güzel olanları seçelim içlerinden,
Kalplerimiz çarpsın, “sevgi” diye…
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Hem ağlayalım, hem gülelim çılgınca,
Maskelerimizi atalım yüzümüzden
Onu-bunu konuşmadan,
Dedikodudan uzak yaşayalım bugün…
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Güneşin ışığa sevdasını yaşayalım birlikte,
Ayçiçeğinin, güneşe sevdasını ya da,
Nefes alıp verelim, ya da koklayalım birbirimizi
Yaşadığımız belli osun seninle…
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Buz gibi sularda yürüyelim, ayaklarımız donsun,
Masalar kuralım uzun uzun,
Üstüne çıkıp tepinelim,
Seyretsinler bizi hayran hayran, oynayalım…
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Bir ağaca tırmanalım, sonra düşelim yere,
Meyvelerini toplayamadan kırılsın bir yerlerimiz,
Ama sevgileri derelim birlikte,
Aşkımızın gücü acıları duyurmasın,
Bugün farklı olsun diğer günlerden,
Buz gibi koksun bedenlerimiz,
Yanına oturduğumuz odun sobası Isıtsın bizi,
Yıldız kaydığında gökyüzünden aynı dileği tutalım,
Gülüşelim, kahkahalar atalım, ağlayalım…
Haydi gel sevdiğim,
Yarın da, öbür gün de farklı olsun,
Ve öbür gün senin kollarında öleyim
Ve sen, sen….
Sakın ağlama…
Yüreğim nöbette seni bekler,
Bir ışık bekler, bir mavi deniz…
Bir ben beklerim seni,
Bir de yüreğim…
Kırmızı rengi sevmem,
Mavidir benim rengim,
Hem deniz, hem seni anımsatır
Bir de yüreğim…
Beyaz düşleri severim,
Beyazı sevmem ondandır,
Hem seni, hem tenini anımsatır,
Bir de yüreğim…
Kırmızı hasreti anlatır,
Hep seni özlediğimi hatırlarım,
Yüreğim seni nöbette bekler,
Bir ışık bekler, bir mavi deniz…
Yeşili çok severim aslında,
Sen sevdiğin içindir sevmem,
Yeşil murattır, yeşil sensin,
Sen bütün renklerden güzelsin…
Beni özlediğin zaman
Yanağından dudağına,
Süzülüp insem,
Damla olsam kirpiğinde,
Saatleri durdursam akşamdan sabahlara
Öpmesem şişeleri dudakların yerine,
Özlemiş, sevmiş, aç,
Bakış olsam gözlerinde...
Zaman yürümese, dursa saatler,
Sen ve ben o zamanın içinde
Birer simge olsak,
Sevgi olsam yüreğinde…
Koşsak birlikte sevgilere,
Birer yumak olsak, sımsıkı
Yürekten kalplere inen,
Can olsak, canan olsak…
Özle beni sevdiğim, özle
İçten özle, candan özle,
Bir kalp ol benim için, bir can
İşte o zaman yanağından dudağına süzülen benim…
Benim sevdiğim…
Gonca gülüm açmadan soldu gördün mü
Dalın yaprağın yad el yoldu gördün mü
Ah! çekmekten zülfüm ak doldu gördün mü
Kaç yıl geçti aradan, bilmem saydın mı
Gözyaşım tel tel kirpiğimde dokunur
Yardan yare gelen mektuplar okunur
Benim gözlerim yar yoluna bakınır
Hasretlik kaç yıl oldu, acep saydın mı
Gözümde kanlı yaşlar, sinemde keder
Dil lal, akıl perişan, fikir derbeder
Zaman geçti, ömür bitiyor can heder
Kaç yıl geçti aradan, bilmem saydın mı
Yardan gayrı, her şey- herkesi unuttum
Hayalle, düşlerle gönlümü uyuttum
Umuda bel bağlayıp nice avuttum
Hasretlik kaç yıl oldu, acep saydın mı
Yar ben senin ürkek yaralı Ceylanın
Sen de gönül dağımda gezen Seyrani’m
Kulun, müptelan hem özüne hayranım
Kaç yıl geçti aradan, bilmem saydın mı
“Yarin gelmiş” desinler kesem kurbanı
Obalarda aşıklar sunsun ayranı
Menekşe gül,sümbüller yapsın bayramı
Hasretlik kaç yıl oldu, acep saydın mı
Feride Bektaş/ADIYAMAN
“Sevdâ” denen heves imiş bir anlık,
Bir atanın hoş sözüne aldandık.
İki gönül bir olunca samanlık,
Meğer seyrân olmuyormuş güzelim.
Nazım İnce/Seyhan
Feryad ile / öter bülbül / gülü için / ah eder
Öter bülbül/ seher vakti/ dert ile /sabah eder
Gülü için / dert ile /tüm ömrünü/siyah eder
Ah eder / sabah eder/ siyah eder /eyvah eder
Gitme gülüm/ uzaklara/ sele döner/ gözyaşım
Uzaklara / ulaşamam /kesilsin / garip başım
Sele döner/ kesilsin /afet olur/ bunca hışım
Gözyaşım/ garip başım/ bunca hışım/ zehir aşım
Sevgiliye / açılır kalp /bütün ecram / lâl olur
Açılır kalp/ yüze düşen / nurlu bir / hilâl olur
Bütün ecram/ nurlu bir /âvâz ile / Bilâl olur
Lâl olur / Hilâl olur /Bilâl olur / Cemâl olur
Ümran Tokmak/Bağcılar-İstanbul
Dere bayır demedi, bütün gece dolaştı
Birkaç ışık görmüştü geldi köye ulaştı.
Tan yeri ağarırken yıldızlar da yorgundu
Bütün köy uykudaydı, sular bile durgundu.
Çalılar arasından usul usul yürüdü
Ne bir fısıltı duydu, ne bir köpek ürüdü.
O sırada bir horoz, henüz çıkmıştı dama
Görenler zanneder ki poz verecek ressama.
Uzun uzun ünledi bakarak gökyüzüne
Biraz yaklaştı tilki, başladı ilk sözüne.
“Horoz kardeşim” dedi “Nâdân beni anlamaz
İnsen de aşağıya, birlikte kılsak namaz.”
Sesin tonunda bile riya ve hinlik vardı
Görünüşte samimi, oldukça da kibardı.
Horoz dedi; “Ah tilki kardeş acele etme,
Mutlaka ineceğim, sakın bir yere gitme.
Bak karşıdan imamla müezzin de geliyor
Daha bilmem kaç kişi, belki abdest alıyor.
Dostluklar böyle başlar birlikte saf olalım
Sevabımız çok olur, cemaatle kılalım.”
Fırladı birden tilki, dönüp bakmadı bile
Desise boşa gitti, bir şey geçmedi ele.
Her düzenbaz; birine, mutlaka kuyu eşer
Kuyu bu bilinmez ki kimler kazar kim düşer.
Ekrem Yalbuz/ARDAHAN
Karlı ve soğuk bir gündü
Hayatımın en nadide
Çiçeklerinden biri
Kardelen gibi başını uzattığında
Hayata…
Yine senden uzakta,
Yine senden ayrı…
Pastanı keserken,
Kötülükleri hayatından uzaklaştırırcasına
Mumları söndürmek için
Tek nefesinle…
Yine senden ayrı
Yine karlı ve soğuk bir hava
Ve hayatımın mecburi
Vazgeçilmezi
Ama ıtır kokulu yari ANKARA…
Doğum günün kutlu olsun,
Varlığından gurur duyduğum
PRENSESİM…
Bilirim, yalnız değilsin
Neşe katıyordur şimdi
Kuzucum güzel danslarıyla sana…
Sabah kahvaltısının
Keyifli kızartılmış patatesinin
Lezzetli tadında gülümsemenizle
Oynarken bu coşkulu güne,
Aksa da gözlerimden
İki damla yaş…
Mutluyum yine de,
Birkaç duble link lik
Ve özlemim fıstıklarımla…
Seni Seviyorum PRENSESİM,
Nice mutlu yıllara…
Kazım Uzun/Eskişehir
Ben kara toprağın kara çocuğu,
Ben kara sevdayla gelmişim tava.
Menşeyi dağ olsun, gırtlağı doğu
Kararmış ruhuma ek uzun hava
Diziver göçleri patika yola
Ardından diline bir barak dola
Yüreğe kor gibi düşünce sıla
Toprağın bağrından sök uzun hava
Araya ufaktan bozlak sıkıştır
Bilesin gözyaşım sessiz alkıştır
Buz tuttu iliğim her günüm kıştır
Isıtsın içimi dök uzun hava.
Şifadır diyerek, çare bilerek
Böylesi yaraya tuz basmak gerek
Notası si olsun, rotası yürek
Olası gücünle çek uzun hava.
Zayolmuş bedenin izinde zafer
Enkazın koynunda hüznüm muzaffer
Bir aşka marş gibi oku bu sefer
Bendeki dumana hak uzun hava.
DOST YÜREKLER, TEŞEKKÜRLER
Terennüm nasıldır kimse bilmiyor
Elin havasını gönlüm almıyor
Dinmiyor acılar sensiz olmuyor İlk dörtlük
Ruhuma usulca ak uzun hava “Kazım Uzun”
Azalmaz başımın pusu dumanı
Kim böler benimle ahı amanı
Sıla hasretiyle yandır zamanı ikinci dörtlük
Kaç kırık edermiş bak uzun hava “Âşık Cînâsî (Ekrem Yalbuz)”
Kilis’te Antep’te barak emsâli
Bağırları yakar hasret timsâli
Acıdan mürekkep çivi misâli üçüncü dörtlük
Beynime beynime çak uzun hava “HİDDETÎ/FİKRET OĞUZTÜRK”
Gönlüme bu sevda yer etti çoktan
Derdime dermanı kim bulsun yoktan
Sürmeli diyarı koca Bozok'tan dördüncü dörtlük
Yarın hasretiyle yak uzun hava “Deli Düşlerim / Yusuf Özcan”
Eli kulağında ehli seslensin
Deruna nüfuzla ruhum beslensin
Gözümün yaşından mendil ıslansın beşinci dörtlük
Türkünün tacını tak uzun hava “Ümran TOKMAK”
Elif'in yiğidi yatar Kore'de
Mehmed'im Yemen'de, çölde, derede
Kınalı Kuzum'a Çanakkale'de altıncı dörtlü
Gönül gönderine dik uzun hava “Nazım İNCE”
Bir de NEY'den üfle uzun havayı
Her gözde ateşler hicran davayı
O vakit gör gönülde ki kavgayı yedinci dörtlük
Aşk acısıyla çek uzun havayı “Feride Bektaş / Bekleyiş”
Fesih Aktaş/AMASYA
Yiye yiye doymadınız
Sizin olsun yüzde iki
Tek donumu soymadınız
Sizin olsun yüzde iki
Demir olmuş iki lira
Bütçe yakar yakıt/kira
Acep neye geldi sıra
Sizin olsun yüzde iki
Kurumları hep kokutun
Biz yutalım siz okutun
Biraz daha un akıtın
Sizin olsun yüzde iki
Hep Batı’ya doğru meyil
Nuh’a diklen Bop’a eğil
Zammın bana lazım değil
Sizin olsun yüzde iki
Vergi alın kirli kepten
Vazgeçmişim puldan cepten
Başınızı yesin hepten
Sizin olsun yüzde iki
Çalışana düşman beyler
Tatlı dilli yılan şeyler
Memur böyle zammı neyler
Sizin olsun yüzde iki
Biz memuruz gönlümüz tok
Kızaracak yüzünüz yok
Sen al bunu c? ebine sok
Sizin olsun yüzde iki
HİDDETÎ yaz birkaç satır
Az batmıştık daha batır
Benden alıp Yat’a yatır
Sizin olsun yüzde iki
Fikret Oğuztürk/KİLİS
Sonuç
gün, her şeyin başlangıcı ve bitimi
bütün ümitler onun içinde yeşerir,
bütün arzular onun derinliğinde gelişir
ölüm onun eşiğinde can çekişir
velhasıl
her şey bir daire içinde değişir
(Dr İrfan Yılmaz’ın “Tabibim” şiirine naziredir.)
Hangi gönül bir ömür sürgü çekmiş kapıya
Zümrüt nakışlı tahtı biri kapar tabibim
Sarsılır yakut divan gam dolanır yapıya
İmdat nidalarıyla akıl kopar habibim
Ziyan olan bedene kul ne yapar tabibim
Bülbül figan deminde; ağıt üstüne ağıt
Gözde biten sürmeyi sazın teline dağıt
Çalakalem modunda ağlasın cimri kâğıt
Belki müzmin yangına bir su serper habibim
Mora çalan geceyi umut teper tabibim.
Mermi gibi ezginin tetik basar notası,
O büyülü efsane kör medyumun hatası,
Yürek sulhla avunur yarılır kafatası,
Albenili endama; alev, çeper habibim,
Hangi sütre olmuş ki aşka siper tabibim
Düşsel dünyada bile, heves; kursakta kılçık
Tutku nöbetlerinde sıvar güneşi balçık
Felç eder aksonları gönüldeki kabarcık
Düşülmez bu yollara apar topar habibim
“-Vardım” dediğin anda menzil sapar tabibim
Masum bakış altında sinsi tılsımlı hatlar
İdrakine varmadan sille yüzünde patlar
Sihir yüklü nazarla kafes kırk yerden çatlar
Kana kanmayan yürek damar çırpar habibim
Parkurunda her lahza; ömür kırpar tabibim
Sabır taşı tozuyla yoğur sevgi harcını,
Şükür; yekûn devadır, zorlama aracını
Medyum malum noktaya çalsa da kırbacını
Taktı felek kancayı dönmez teker habibim
Arsız gönül yükünü mazlum çeker tabibim.
Evren arenasında dünya küçük bir nokta
Son rolünü oynuyor “Anka Kuşu Firakta”
Adres ebed hükümsüz! herkes aynı durakta
Her yol aynı güzergâh, aynı kulvar tabibim
Ne numara, ne cadde, hani bulvar habibim!
İki çubuk, dört tahta! başka ne var tabibim…
Fesih Aktaş/ Taşova
Ben garip bir zavallı
Çarşı bazar çıhırem
Kasaplarda et sallı
Acı acı bahırem
Bizim elde iş yohtur
Diyorlar hırhız çohtur
Hırhızlar bizden tohtur
Hayatımdan bıhırem
Çoluh çocuh perişan
Açı bilir aç düşen
Yohsulluk bize nişan
Yüregimi yahırem
Angara duymaz beni
Yırtıh diyorlar yeni
Vekil bilmiştim seni
Daim çırah çıhırem
Kaderim mi bu benim
Zayıf düşmüş bedenim
Köylülük mü nedenim
Melmeket mi yıhırem
Bir kemigim bir deri
Dogdugum günden beri
Sıh dediler kemeri
Sıhı sıhı sıhırem
Çalan hırhız gavatı
Süs köpegi avratı
Aygır beygir bu atı
Ahırıma tıhırem
Yohtur evin azıgı
Hiç gelmiyor yazıgı
Attıkları kazıgı
Yüregime çahırem
Fikret Oğuztürk/GAZİANTEP
Namı cihan değer tabip değilsin
Açtığın yarayı sarma Gülbeyaz
Bırak gönül bir tarafa eğilsin
Perişan halimi sorma Gülbeyaz
Feleğin benimle ne ise derdi
Geçtiğim yerlere ağını gerdi
Seni benden alıp ellere verdi
Ağ yârle murada erme Gülbeyaz
Yeter yar elinden çektiğim yeter
Virane bahçemde baykuşlar öter
Şimdi halim eskisinden bin beter
Kör olsun gözlerin görme Gülbeyaz
Başın doruklarda Çeşka Kalesi
Bozok’da güzelin gözü elası
Gelin kayasından kudret lalesi
Koparıp kabrime serme Gülbeyaz
Miskin Yusuf derki bir yare dilde
Bülbülün hevesi kalmadı gülde
Çıkıp yollarıma ellerin belde
Tanrı selamını verme Gülbeyaz
Yusuf Yıldırımer /YOZGAT
(miskin)
Söyle nasıl dayanam serde şimşek çakarken
Volkandaki lav gibi kor imiş kor be usta
El ele tuttuğumda gözden öte bakarken
Gurbetini yaşamak zor imiş zor be usta
Bir başıma kalmışım ne ana var ne bacı
Meraktayım ne yapar başımın yetkin tacı
Adına özlem denen yürekteki bu acı
Çaresi bulunmayan çor imiş çor be usta
Gül mevsimi çaresiz hazan dolar kucağı
Yangın yerine dönmüş dünyamın dört bucağı
Temmuzun ortasında cehennemin sıcağı
Sineme buz düşüren kar imiş kar be usta
Suya hasret kaldıkça gözümle ısladığım
Aşılmaz dağ misali sırtımı yasladığım
Tükenir umuduyla koynumda beslediğim
Bu hasretlik zehirli mar imiş mar be usta
Kaç kez oldu unuttum yarayı dağlayışım
Ummana göz yaşartır delice çağlayışım
Dervişlerin deminde hu deyip ağlayışım
Bülbülün dilindeki zar imiş zar be usta
Şemsettin Dervişoğlu/ADIYAMAN
Hasretin beni bitirdi
Dön aklımdan korkuyorum
Ruhumu aldı götürdü
Dön aklımdan korkuyorum.
Ah olup canımı yoldun
Yaş olup gözüme doldun
Demezler mi sebep oldun
Dön aklımdan korkuyorum.
Öksüzüm boynumu bükme
Üzerime toprak dökme
Vicdan azabımı çekme
Dön aklımdan korkuyorum.
Kudurur dağa çıkarım
Ya da kafama sıkarım
Her an mezara bakarım
Dön aklımdan korkuyorum.
Hazanı senden ayırma
Ele salamı duyurma
Bir tek nefsini kayırma
Dön aklımdan korkuyorum.
Erdoğan Bektaş/YOZGAT
Onsuz da qaradır üzüm yanında
Ağlım hisslerimin esiri olub
Bilirem, taleyin imtihanında
Ömür qiymetimin kesiri olub
Sen meni aşkarda görmek istedin,
Men sene yuxuda penah getirdim.
Sen mene qelbini vermek istedin,
Men sene bir yığın günah getirdim.
Günahım arxamca yerimeseydi,
Belke öz kölgemde yata bilerdim.
Ümid qanadlarım erimeseydi,
Uçub güneşe de çata bilerdim.
Varlığım, yoxluğum düşüb gözümden,
Ne qeder istesen ezab ver mene.
Men niye küsmüşem özüm-özümden?
Belke sen bilirsen, cavab ver mene!
Sözümü eşidib qulaq assaydın,
Özümü en xoşbext adam sayardım.
Mene günahımı bağışlasaydın,
Men sene dünyanı bağışlayardım.
Onsuz da qaradır üzüm yanında,
Ağlım hisslerimin esiri olub.
Bilirem,taleyin imtahanında
Ömür qiymetimin kesiri olub.
ONSUZ KARADIR YÜZÜM (Türkçesi):
Onsuz da karadır yüzüm yanında
Aklım hislerimin esiri olup
Bilirim talihin imtihanında
Ömür kıymetimin kesiri olup
Sen beni aşikâr görmek istedin
Ben sana uykuda penah getirdim
Sen bana kalbini vermek istedin
Ben sana iyice günah getirdim
Günahım arkamca yürümeseydi
Belki öz gölgemde yata bilirdim
Ümit kanatlarım erimeseydi
Uçup güneşe de çatabilirdim
Varlığım, yokluğum düşüp gözümden
Ne kadar istersin azap ver bana
Ben niye küsmüşüm kendi özümden
Belki sen bilirsin cevap ver bana
Sözümü işitip bir dinleseydin
Kendimi en mutlu insan sanırdım
Bana günahımı bağışlasaydın
Ben sana dünyanı bağışlardım
Onsuz da karadır yüzüm yanında
Aklım hislerimin esiri olup
Bilirim talihin imtihanında
Ömür kıymetimin kesiri olup
Elnare Shems/BAKÜ-AZARBAYCAN
Cahil kendisini ulema bilir
Kalem altın olsa deneni yazar.
Cömerdin konuğu Fizan'dan gelir
Cimri sofrasında yeneni yazar.
Arı çabalayıp balı ayırır
Davetsiz sofraya sinek buyurur
Yoksul ekmek ile karın doyurur
Gariban sırtına bineni yazar.
Garibin acısı yürekte başlar
Peşinde dolanır yırtıcı kuşlar
Sırtına yapışır atılan taşlar
Sancısı bağrına sineni yazar
Kenarına ilişip de kilimin
Eteğine tutunamaz âlimin
Lokmasını yiyemeden zalimin
Öksüz ensesine ineni yazar.
Yetimi pervane döner peşinde
Gece sevdiğini görür düşünde
Deli gönül yanar aşk ateşinde
Acısı bağrında dineni yazar
Ahmet YETİM/YOZGAT
Dünyaya avazımı kışımı ve yazımı
Karamı beyazımı koydum yola çıkarım
Bu dünyadan halımı yok olan tüm varımı
Gecemi sabahımı aldım yola çıkarım
Boşuna zaman verdim hiç bitmedi ki derdim
Kendim yalnızca kendim
Dudağımı bükerek, ahlarımı çekerek
Selamı can dostlara saldım yola çıkarım
Ne feleği takarım ne talihi takarım
Son kez ardım bakarım
Bitmeyen yaşlarımı cezamı suçlarımı
Gelmeyen baharımı bitmeyen hazanımı
Aldım gizli saklımı gönlümde tozanımı
Kendim yalnızca kendim
Dudağımı bükerek, ahlarımı çekerek
Selamı can dostlara saldım yola çıkarım
Hazanlarım bitmedi doydum bu karakışa
Şu dünyada gelmeyen kalmadı garip başa
Bend oldum da feleğe bezl ettim ömrüm boşa
Ne ömrüme acıdı ne de döktüğüm yaşa
Sevilay’ım Allah’ım isyan değil bu hâşâ
Kendim yalnızca kendim
Dudağımı bükerek, ahlarımı çekerek
Selamı can dostlara saldım yola çıkarım
Sevilay ŞAHBAZ/İSTANBUL
Bak yine halsizim hem de çaresiz
Sen görmezsen Allah görüyor beni
Gerçekler hayatta gezmez gayesiz
Vuslat uzadıkça yoruyor beni.
Hesap ettim dünü yirmi yıl olmuş
Şakaklarım yavaş yavaş ak dolmuş
Civanım gençliğim yitmiş kaybolmuş
Belki ecel şimdi arıyor beni.
Sınırını aştı verdiğin süre
Eriyoruz böyle göz göre göre
Ne zaman gönlümle çıksam mindere
Bir tokatta yere seriyor beni.
Boşlarım dolmuyor dolum almıyor
Duygularım bir araya gelmiyor
Kendime de küstüm yüzüm gülmüyor
Hasta düşünceler geriyor beni.
Her şeyim tamamda bir sen eksiksin
Hangi yöne dönsem şemalsin şeksin
Ah gülüm ilk aşkım ilkimsin teksin
Hasret on ikiden vuruyor beni.
Günler geçti aylar geçti yıl oldu
Evde kalmış kızlar bile dul oldu
Umut tezgâhımda dertler şal oldu
Zaman ilmek ilmek örüyor beni.
Daha ne söyleyim nesini deyim
Sevmiyorsan söyle artık bileyim
Bu aşkı ben nasıl tarif edeyim
Yazdıklarım ele veriyor beni.
Şerafettin HANSU/Almanya
Büyük bir sevdaydı nazara geldik
Beni senden seni benden ettiler
Feleğin kastından hızara geldik
Beni senden seni benden ettiler
Yıllarca gurbeti gezdim dolaştım
Gölgeme sen diye bakıp kol açtım
Bıktım her şehirden kaç kere kaçtım
Beni senden seni benden ettiler
Yüzünü görmedim bir gün yüzümde
Çekip uyutmadım seni dizimde
Yaktılar sevdiğim nâr közümde
Beni senden seni benden ettiler
Her gece kaç kere saate baktım
Efkârımdan bin bir sigara yaktım
Artik bu hayattan usandım bıktım
Beni senden seni benden ettiler
Öyle dalarım ki eski günlere
Suçumuz ne idi sorsak dünlere
Ne söylesek bizi tutmuş kinlere
Beni senden seni benden ettiler
Fatma Aras/İSTANBUL
Kurşun çekti gözlerin yaralı yüreğime
Muhabbette görmedim bir gün bakışlarını
Bak da öğren derdimi saralı yüreğime
Gözlerimden kaçırma sürgün bakışlarını
Arar dururum hala aynalarda yüzünü
Serin sular çekiyor benim için hüzünü
Yalvarırım al da git gözlerimden gözünü
Sonra bir gören olur kırgın bakışlarını
Kanatları açılmaz gönlümdeki kuşların
Halimi anlatırdı dili olsa taşların
Kirpiklerin ok olsun gerilmiş ya kaşların
Haydi sapla sineme dargın bakışlarını
Sevmek bir günah ise senin için işledim
Kar yağdı gecelerde bilsen neler düşledim
Bülbülün susma vakti ahu zara başladım
Türkülere tel eyle gergin bakışlarını
Dokundukça sızlıyor türkü türkü tellerim
Kandan kına yakındı kalem tutan ellerim
Meğer vakitsiz açmış kan kırmızı güllerim
Özcanımdan alma yar vurgun bakışlarını
Sevdan ile Kerbela’ca yanarım
Dicle Fırat senin olsun efendim
Köroğluyum kara bahtım sınarım
Ayvaz kırat senin olsun efendim
Deprem yedi kırık dökük her yerim
Nesimi’yim tuza sarıldı derim
Şirinin ağıdı oldu ezberim
Külünk Ferhat senin olsun efendim
Can içindir ölüm ile doğuşlar
Toprağımdan göğe ağar yağışlar
Mevla’m büyük kullarını bağışlar
Kandil berat senin olsun efendim
Kopup gitme hazan vakti gelmeden
Kefen biçme seni seven ölmeden
Nasıl gülem senin yüzün gülmeden
Talih murat senin olsun efendim
Canım dersin özcanımı üzersin
Kurban edip diri diri yüzersin
Ceza verip ayağınla ezersin
Al bu surat senin olsun efendim
Yüreğinden süzülerek bulutun
İrem bağlarına indim sessizce
Yelesinden tutunarak umutun
Vuslatın atına bindim sessizce
Süyem süyem haddelerden çekildim
Gönül bahçesine baştan ekildim
Üzüm gözlerinden çıktım döküldüm
Serpildim savruldum dindim sessizce
Zamansız yaşayıp saate küstüm
Bütün yıldızların fitilin kıstım
Yağmur ile yağdım yel ile estim
Sokulup koynuna sindim sessizce
Günlerin üstünde ne varsa soydum
Yaşanan her anda asıra doydum
Tuttum Özcan’ımı ortaya koydum
Feleği ilk defa yendim sessizce
Yeşilin kahveye dönüştüğü gün
Asmalarda nimet oldu gözlerin
Yıldızlar yurdundan olunca sürgün
Şafaklara ziynet oldu gözlerin
Güneşin saçını yolup getirdin
Sabır ağacında meyve yetirdin
Kirpiğini yüreğime batırdın
Yazılmamış senet oldu gözlerin
Sevda gergefinde hasret bilinir
Gözyaşları gönül ile silinir
Nar çatlar, gül açar, koza delinir
Yaşanası cennet oldu gözlerin
Hiçbir adu vuslatına ermemiş
Yad bakışlar kirpiğinden girmemiş
Saklı kalmış bahçıvanlar görmemiş
Çiçeklerden demet oldu gözlerin
Şefkate delildir suzan vaktinde
Gizlenmiş köşeye hazan vaktinde
Yeminler olsun ki ezan vaktinde
Bülbüllere gamet oldu gözlerin
Ağaçlar düşerken eylülde gama
Umutlar tüllenip yaslanır cama
Çözülmez sevdiğim bu son muamma
Özcan’ıma kement oldu gözlerin
Sen benim en büyük hatam
Belki de tek yanlışımsın
Bülbüllü güllü şiirler yazmam
Hasret türküleri dinleyip
“OF” çekmem
senin için.
Mavili yeşilli şarkılarıyla
Cıvıl cıvıl renkleri var
Sanırdım dünyadan.
Bu da benim aykırılığım işte.
Gönül pazarında
Ucuza gitmiş duygularım.
Ne olurdu
Bir akıldanem bir rehberim olsaydı
Yapma be gardaş etme be gardaş
Sen ucuz adam değilsin deseydi.
Hasret gecelerinde
Maviye türkü yakmasaydım
Dönüp dönüp gök yüzüne bakmasaydım
Yeni geliyor aklım başıma
Geleceğim der gibi
Bir ara izinsiz gitmişti ya.
Bundan böyle
Kan kırmızıya
Ateş dağına
Kül rengine
Kurşun moruna şiirler yazacağım
Ela gözlüm
Ay bakışlım türkülerine inat
Senin gezmediğin yerleri gezeceğim
Bulabilirsem şayet.
Hayatımın tek yanlışısın
Sohbet etsem sen
Yazı yazsam sen
Yesem sen içsem sen
Başımın belası mısın
Nesin sen
Dün Bahriyeli Ali ile
Şurdan burdan konuşup
İki tek atalım dedik
Deniz dedi seni
Liman dedi kollarını düşündüm
Gemi dedi
Apansız gidişin geldi aklıma
Değmezmişsin gözyaşlarıma
Bahriyelinin sigarası bile
Dağıtamadı efkarımı
Sen nefretim
Sen hasretim
Sen bu gidişle ecelim olacaksın
Yine sen mi dedim Allah kahretsin
Halbu ki sensizliğin tadı bambaşka
Ne kadar daldım
Kaç kere öldüm bilmiyorum
Bahriyelinin kalkalım mı
Yetmez mi dolaştığımız liman liman
Bırak onlar oynaşsın yakamozlarla
Bize gönül gölümüz yeter
Demesiyle
Kendime geldim
Gittiğim yerden
Bahriyeli ile
Vedalaşıp ayrıldık
Yarına başka limanlarda ağlamak için
Belki karanlığın duvarına
İkimiz de aynı şiiri okuduk
“BAKARSIN BİR AKŞAM
YAR ÇIKA GELİR”
Denizden koca bir dalga
Yığıldı üzerime
Ve haykırdı
“UNUTULMAK ÖLÜMDÜR”
Gören var mı benden akan kanları
Hayatımdan geldi geçti zor yıllar
Yıkıldı başımda sevda hanları
Dumansız ateşsiz yaktı kor yıllar
Büyükler ağamdı küçükler paşam
Söz hakkım olmadı söz ile aşam
Yirminci asırda öyle bir yaşam
Tüketti ömrümü gözü kör yıllar
Geceler baykuşlar acı seslendi
Virane gönlümde sanki beslendi
Korkudan dizime başım yaslandı
Kimseler görmesin böyle dar yıllar
Kimisi avare boş durdu gezdi
Kimisi sevdaya koşturdu gezdi
Kimi de kalbini coşturdu gezdi
Ellere Cennetken bana nar yıllar
Saldılar çöllere deli divane
Kirpikten akanın seli divane
Eserdi düzlerin yeli divane
Evirdi savurdu o nankör yıllar
Hazan oldu döktü yaprak gazeli
Ayaz vurdu soldu rengin güzeli
Aras unutamaz yaman ezeli
Erkenden saçıma döktü kar yıllar
Fatma Aras/İSTANBUL
Ağlama ayrılığa sevindirme arsızı
Mutluluğu gasp eden acımasız hırsızı
İçime çöktü zaten inceden ince sızı
Daha elimiz birken bil karanfil kokulum
O elmas bakışların yüreğimi yarıyor
Gözlerim gül çehrende gülüşünü arıyor
Sol yanım dualarda her an seni sarıyor
Haydi hoşçakal derken gül karanfil kokulum
Hislerimi katlayıp derinlere sakladım
Virane görüntümü görmeni yasakladım
Süveydanın en mahrem köşesini yokladın
İçim içimi yerken hal karanfil kokulum
Güneş'te ufuklara buseyle eder veda
Ve berdevam ederek sürer gider bu sevda
Sayılı gün tez geçer bir kısacık elveda
Yine de böyle zorken kal karanfil kokulum
Ümran Tokmak/İSTANBUL
Bıkmadan saymadan durmaz ünlerim
Gelin de isterse yüz ünde gelin
Hallaç Üveys Yunus benim ünlerim
Nesimi'yi tenden yüzün de gelin
Yıllardır gülzara bir gül dikendi
Sonunda her yanı hep gül dikendi
Bu tuhaf haline çok güldü kendi
Gidin onun güleç yüzünde gelin
Kopup düşer gibi kaya yarından
Her can uzak kalır bir gün yârından
Umudunuz kalmaz ise yarından
Gönül ummanında yüzün de gelin
Gaflette gülemem biraz gül desen
Saydıkça nakşolur esman güldesen
Lale sen sümbül sen gonca gül de sen
Doksan dokuz saydım yüzünde gelin
Şu gönlüm sığınak istersen gel in
Her cana yerim var toplanın gelin
Talip olanlara bir hazır gelin
Gül beyaz nikabı yüzünde gelin
Talibi'den önce ben bî -karardım
Cahildim bal ile sirke karardım
Yetişin yarenler nârda karardım
Musa gibi suyun yüzünde gelin
İhsan Ertem/Talibi
Yüreğimde sızın senden hediye
Son bir kez hülyama dal da öyle git! ..
Acı sözlerinle üzersin niye?
Azat et gönlünden sal da öyle git! ..
Umut yollarında tutsağın oldum
Kardelen misali sevginle doldum
Ah zamansız açan çiçektim soldum
Aşkın ateşine dal da öyle git! ..
Ögütler veriyor şeyh Edebali
Sırtında taşırsın yâr bu vebali
Aşk-ı şeyda sunan en kutsi hali
Derdimin dermâni ol da öyle git! ..
Kirpiginden akan yaşına düştüm
Elâ gözlerinin ağına düştüm
Yüreginin yanan nârına düştüm
Son vedâ busesi; al da öyle git! ..
07.05.2008 00:59
Alnıma vedâ buseni, koy da öyle git! ..
Fatimâ Hümeyrâ Kavak/ALMANYA
Düşünüyorum yine;
Nefesini,
Sesini,
Tenini…
Öylesine deli bir sancı ki,
Ayrı ayrı yakıyor beni..
Her birinde farklı bir hayat,
Farklı bir dünya sanki..
Sürüklüyor beni;
Hayallere,
Ümitlere,
Soluk soluğayım
Nefessizim…
Deniz Derin
Sen benim halimi anlamıyorsun
Gitmeni içime sindiremedim
Aşkınla yakmayı ne sanıyorsun
O yangını hala söndüremedim.
Tarife sığmazdı hayellerimiz
Hani ayrılmazdı hiç ellerimiz
Mezarım olmaz mı veda yerimiz
Hasret sancısını dindiremedim.
Hzanlar yaşadım gönül kışında
Çok şeyi unuttum senin dışında
El açtım rabbime dakka başında
Yine seni bana dönderemedim.
Yüreğime o gül soldu desemde
Seni bir kalemde sildi desemde
Farz et yaşamıyor öldü desemde
Bir türlü aklımı kandıramadım.
Hazani hastayım söyleyin gelsin
Derdime em olur yüzüme gülsün
Davam yok yaradan şahidim olsun.
Asla ona kem söz konduramadım
Erdoğan BEKTAŞ/YOZGAT
Ne doktor,
Ne ebe...
Bir gardiyan komutu ile çıktım
Sıcak odamdan...
Gözümü açtım ki, çelikten bir dam,
Ne kuzenim oldu, ne akrabam...
Ve çile ve hüzün ve gam...
Ben mapushane çocuğuyum,
Volta atmayı öğrendim,
Emeklemeden...
Tek bir sabah güneş vurmadı yüzüme,
Hiç bakamadım gökyüzüne,
Ne yıldız bilirim
Ne deniz...
Yastık altına saklı şişler,
Kâbus dolusu düşler gördüm.
Ne kuş cıvıltısı,
Ne yaprak hışıltısı bilirim,
Demir gıcırtısı oldu
Ninnilerim….
Ne bir ezan sesi geldi kulaklarıma,
Ne besmele değdi dudaklarıma.
Ben mapushane çocuğuyum,
Ayrı bir dünyam var,
Ne mezar bilirim,
Ne çarşı pazar.
Ne gül kokladım,
Ne menevşe sevdim.
Ne sevdam oldu,
Ne sevgilim,
Ne düğün gördüm, ne gelin...
Ama varım,
Olmasa da diyarım
Ben de varım,
Gelin,
Gelin de görün...
Ne okul gördüm, ne dernek,
Adıma 'Kader' koydular,
Bilmiyorum ne demek,
Ben mapushane çocuğuyum,
Suçum; dünyaya gelmek...
Taşova Fesih Aktaş
Aşk!
Ne tutsaklık ne kölelik,
Kölelikten azaplığa,
Azaplıktan azatlığa,
Giden yolda,
A oğul!
Aşk özgürlüktür.
Bilal Özcan/YERKÖY
Dünya, bir küçücük han imiş derler
Bu han bana, dar geliyor Abla Can
Aslını bilmezden sitem ederler
Düşündükçe ar geliyor Abla Can. -- Temel Ata
Dünya küçük değil, küçülten biziz,
İnsan doğdu idik, hani hepimiz.
Yüzümüze bulaşmakta kirimiz,
İnsan olmak zor geliyor Bala Can. --- gelin
Kara kalem yazmaz, ucu kırıldı
Kâğıt bühtan etti, silgi darıldı
Sanki gökler ortasından yarıldı
Yağmur değil, kar geliyor Abla Can. --- Temel Ata
Kaleme kâğıda, buluruz suçu,
İşler ters gidince, yolarız saçı,
Haramından yemek, doyurdu açı,
Kelepirse, kâr geliyor Bala Can. ---- gelin
Mavi değil artık, benim düşlerim
Hicranı besteler, hoş gülüşlerim
Neden doğru gitmez, artık işlerim
Sevmek bile, zar geliyor abla can.--- Temel Ata
Dost ile düşmanı, tanımaz olduk.
Her yüze güleni, kendimiz bildik.
Şaşırdık sonunda, çamura daldık.
Herkes bize yâr geliyor bala can. --- gelin
Yara aldı bedenimiz serimiz
Şehit düşer iken Mehmetlerimiz
Haramla iç içe nimetlerimiz
Kaşığıma Mar geliyor abla can. ---- Temel Ata
Canını sıkanlar, sıkar canımı
Yıllar oldu dökenler var kanımı
İç düşmanlar kaplamış her yanımı
Silah dolu tır geliyor Abla Can....... Temel Ata
Hakk`a giden bir yol vardır bilirim.
Sonu ecel olsa dönmem gelirim,
Yalnız o`na âşık o`na ölürüm.
Yüreğime kor geliyor bala can. ---- Gelin
Allah için varsın aksın gözyaşım
Vatana, millete kurban bu başım
Helaldir ekmeğim, helaldir aşım
El aleme çor geliyor Abla Can……..Temel Ata
Rahmetine balıklama daldığım,
Hiç darda koymadı kurban olduğum.
Meyletmem gayriye budur bildiğim.
Görmeyene kör geliyor bala can. ---Gelin
Temel der ki coşar coşar taşarım.
Fikrim ermez ben bu işe şaşarım
Bu âlemde neden niçin yaşarım
Aklıma hep “Bir” geliyor abla can…..Temel ATA
Hakk`a vurgun hakk`a âşık bu yürek,
Çok eğlendim burda gideyim bırak.
Tek limanım o`dur başka ne gerek.
Başka aşklar hor geliyor bala can. --- gelin
Zübeyde Gökbulut/KIRŞEHİR Temel ATA/BALIKESİR
Gök kubbede iki yıldız,
Biri sensin,biri benim.
Dağ başında iki ceylan,
Biri sensin,biri benim.
Bir ağacın iki dalı,
Bir anaya iki yavru
Biri sensin,biri benim.
Yan-yanayız ezel baştan,
Berrak sular sızar taştan.
Göz ayrılmaz hilal kaştan.
Biri sensin,biri benim.
Coşsa ARAS kan ağlasa,
Dağlar yolumu bağlasa...
Kismetde kavuşmak varsa
Ben ırmakım,sen denizsin.
Ne farkı var...iki devlet
ne farkı var,aynı millet.
Bu sinemde var olan can,
Türkiyemle Azerbaycan.
Biri sensin,biri benim.
Kafkazlardan esen rüzgar,
Uludağa ulaşmazmı?
Bir döğünse seven kalpler,
Yüge dağlar aşılmazmı?
Bayrağımız Ay ve Yıldız,
Biri sensin,biri benim
Kör olacak düşmanımız
Ayrılmayız,ayrılmayız.
Gülnare Esgerzade/Azarbaycan
hazin hazin iner akşamlar
yıldız kayar içime, gözlerin sanırım
öyle bıkkın
ve öyle tütün sarısıdır ellerin
ellerin her gün batımında dipsiz bir kuyu
su çıkmaz ölü gecelerin kısır rahminden
çatarım kaşlarımı yalnızlık ağır
ağır gelir adın öksüzlüğüme
bu son memedir zehir emdiğim
çatlar namusu toprağın
cehenneme cevvaldir yastığım
ses etmem, dilim dönmez
bilirim yar koynu sağırdır nicedir
ve incelmiştir
tütsü tütsü kekik iner kekremsi
oyy desem dağlar oynar yerinden
bir ceylanın son bakışına öykünür gözlerim
öyle eylül
öyle tütün
öyle asi öyle militan
ki her eylül katlime ferman
hiçbir çocuğun dudağından okuyamaz olurum adımı
etimi çiğneyen çakal sürüsüdür artık ki sesleri kısık
üstelik tüm kuşlar intihardadır
nedeni malum!
gözlerimde bin çocuk cesedi
hangi müjgan yeter bunu saklamaya
gamzene gömdüğümden beri elimi
tüm yüzler silinir belleğimden
sen giderayak aynalara küs bakma
'bebeğim saklamaya yetmedi seni hiçbir yerim'
ya Musa!
budak olayım asana
beni burada koma
FİLİZ KILINÇ /ANKARA
Geri dönmekti dileğin
Hayal oldu sıla Reyhan
İşi gücü yok feleğin
Her cefası kula Reyhan
Seni aldı gurbet eller
Haber vermez esen yeller
Boyun bükmüş gonca güller
Gözyaşınla sula Reyhan
Böyle yazmış levhi kalem
Gündüz keder gece elem
Gel diyorsun nasıl gelem
Muhtaç oldum pula Reyhan
Miskinim diye geleler
Vurup sinemi deleler
Benim çektiğim çileler
Sığmaz altmış yıla Reyhan
Yusuf Yıldırımer /yozgat
(Miskin)
Mevsimler önünde yere diz vurmuş
Gün değil ay değil yıl kıskanıyor
Gözlerim gözünde vuslata durmuş
Seni saramayan kol kıskanıyor
Sen dağların kızı sen yürek sızım
Sen sevgi alfabem alnımda yazım
Ey cana can suyum ey iki gözüm
Seni lale sümbül gül kıskanıyor.
Begümsün gönlüme şah-ı perisin
Bana şah damardan daha berisin
En taze goncadan gülden dirisin
Seni kanımdaki al kıskanıyor
Zin ile Zühre’ye müsavi adın
Ömrümü uzatır bir anlık şadın
Gönül damağında başkadır tadın
Seni kovandaki bal kıskanıyor
Muzlime ziyadır kameri yüzün
Seni seven yürek yaşar mı hüzün
Yanık nağmelere yol açar sözün
Seni sazlardaki tel kıskanıyor
Dilimden düşmeyen aşka hecesin
Şafaksın akşamsın günsün gecesin
Aşılmaz yüceden daha yücesin
Seni yalman dağda bel kıskanıyor
Bir asır yanında kalamam deyip
Dünyalık muradım alamam deyip
Dergâhında Derviş olamam deyip
Seni kapındaki kul kıskanıyor
Şemsettin Dervişoğlu/ADIYAMAN
yor beni
yor / damlığınla
açılsın yolum...
yolumdan
gelecek
tomurcuğum...
yatır tahta beşiğin
bağırdağına
üstünde kara örtü
altında höllük
el(l) enmiş toprağım...
yor beni
sor beni
aşkın alevimdir
kor beni...
'su' diye diye
ateşlerinde yandım...
Tayyibe Atay/MUDURNU
Aldanma pembe düşüne
Git dağlarda koyun otlat
Aklını devşir başına
Git dağlarda koyun otlat
Göstersen de bunca çaba
Ne köy oldun, ne kasaba
Al sırtına yırtık aba
Git dağlarda koyun otlat
Bilmezsin parti, karnaval
Bir değnek bul, bir de kaval
Başına geçmeden çuval
Git dağlarda koyun otlat
Yaptın adamlık şartını
Gördün ölçünü, tartını
Topla pılını pırtını
Git dağlarda koyun otlat
Tadın yoktur, tuzun yoktur
Yâr yanında hazın yoktur
Gönül çelen sözün yoktur
Git dağlarda koyun otlat.
Mecnun, Kerem, Ferhat gelmiş,
Aklın hep onlarda kalmış.
Anla! o sevdalar ölmüş,
Git dağlarda koyun otlat.
Çıkmaza girdin kaç defa,
Oğlum artık yorma kafa.
İstanbul’da semtmiş vefa,
Git dağlarda koyun otlat.
Dün gibi değil vaziyet,
Döneklik olmuş meziyet.
Kendine etme eziyet,
Git dağlarda koyun otlat.
Şahin kanadın yoldurma,
Eli kendine güldürme,
Çoban desinler, aldırma,
Git dağlarda koyun otlat.
Şahin Yılmaz/ŞARKIŞLA
bekle aşk, geleceğim
bir tek söz söyleyeceğim sana
amma iyi, amma kötü
amma neşeli, amma hüzünlü
amma dünlü, amma bugünlü
tek, bir tek söz söyleyeceğm sana
keyiften dört köşe olursun belki
belki de hançer gibi saplanır bağrına
belki merhem olur, belki tuz, yarana
nice şiirler söylendi, nice şarkılar bestelendi uğruna
mavi boncuktan nazarlıklar takıldı boynuna
tek, bir tek söz söyleyeceğim sana
aşk dedikleri, erişilmedik isteklerin süblimasyonu
erişenler, dolu dolu yaşarlar onu
erişemeyenlerse, öttürür dururlar borusunu
kim, nerede, nasıl belirlerse konusunu
öttürür, aşk da onun borusunu
çağırır, Kaf Dağı'nın doruklarına
Anka Kuşunu
bekle aşk, geleceğim
bir tek söz söyleyeceğim sana
ne iyi, ne kötü
ne neşeli, ne hüzünlü
ne dünlü, ne bugünlü
egzistansiyal bir söz söyleyeceğim sana
uçacak Anka Kuşu, Kaf Dağı'nın
doruklarına, doruklarına
Ziya Öztürk/SANDIKLI
Bu koca şehirden gittin gideli
Cadde ağlar, sokak ağlar, semt ağlar
Adressiz bir mektup senden teselli
Ağaç ağlar, yaprak ağlar, dal ağlar
Duysan içimdeki sessiz çığlığı
Hasrettir rüzgârın soğuk ıslığı
Kim sever bu vakit kör karanlığı
Gece ağlar, yıldız ağlar, ay ağlar...
Süt limandı deniz, mehtaptı gece
Mutluluktu her söz, söylenen hece
Bu sensiz şehirde artık gizlice
Dostum ağlar, düşman ağlar, el ağlar...
Bundan gayrı
Hayatın acı hakikatleri
Kırkikindi yağmurudur gözlerinde
Su, kezzap gibi yakacaktır
Bakıp da görmeyen gözlerini
Hayat denizini geçmen artık zehabtır
Güdük bir balık bile sökecektir dişlerini…
Bundan gayrı
Soluklanacak ne liman, ne de iskele
Gezindiğin sular zifir, kir
Umut sandığın barınakların yerle bir
Senin de bir gün rüzgârın kesilir
Senin de yelkenlerin eskir
Sığ sandığın sularda gemilerin devrilir…
Bundan gayrı
Mutluluk oyununun boş fantezileri
Doğuracaktır yalancı fecirleri
Şansa kalmıştır işin, oyna tüm ihtimalleri
Ya da kıvıracaksın, haydi tak takıştır zilleri
Haydi devam et, bu ikircik düşünceye
Maddi keyfiyet uğruna, riyanın ellerini öpmeye…
Veli Savaş/ANTALYA
Hangi yaşta olsan da; “henüz vakit çok erken,
Yaşlanınca dönersin” sözlerini duyardık
Uzak sanılan vâde üstümüze çökerken
Ey en büyük düşmanım! Sözlerimi duy artık
Akıl almaz hırsınla benliğime sığmışsın
Hayra giden her yolda adımların kararsız
Sen şeytandan da beter sığdan öte sığmışsın!
Yalanlarla yoğurup şerri; hayra kar, arsız!
Secdeye dönen ruha türlü engel, mâni sen
Kıblegâha sırt dönüp, fütursuzca esersin
İsyan notalarıyla bestelenen mani sen
Kibrin her sahnesinde alkışlanan esersin
Sefil etmek uğruna azmin sanki karınca
Dostluğuna sığınan nasıl olsun günahsız
Yalancı şafakları karanlığa karınca
Ne gecede huşû var, ne doğan bir gün, âhsız
Hayat hep bahar değil, kışları da hatırla
Sınırsız isteklerin törpülenip, körelsin
Kendimi mahvedemem kırılmanla, hatırla
Mahşerde dostum değil sağır, dilsiz, kör, elsin
Seninle seyahatler içimde bir yaradır
Kılavuzu sen yolun; tipi, tûfan, kar ardı
Kurtulmak istiyorum yönüm mutlak yâradır;
Kurtar nefisten Yâ Rab! İstikbâlim karardı
Yusuf Ziya Karahasanoğlu/ARABİSTAN
Işık tut geceme, nurunu gönder.
Bıktım karanlıktan,var mı dahası?
Kavur ateşinle mecnuna dönder,
Yorgun yüreğimin karasevdası.
Sen ki ol Rabbim’in sevgili kulu,
Sen ki yeryüzünün ışıklı yolu,
Sen biçarelerin kanadı kolu,
Sen inanların kutlu davası.
Açılan goncada gülde olanım,
Bülbül figanında dilde olanım,
Çıkılan en doğru yolda olanım,
Sensin bedenimin suyu havası.
gelin
Zübeyde Gökbulut/KIRŞEHİR
Halk için hizmette boşa yatanlar
Bu cennet vatanda yaşar bilmezler
Fakir lokmasını alıp yutanlar
Nasıl kursağına düşer bilmezler
Katıksız katkısız yoksulun aşı
Vatana hibedir eğilmez başı
Yol eder gönlünde dağları taşı
Nice engellerden aşar bilmezler
Asalak çalışmaz boştur her günü
Kazanmadan eder her gün düğünü
Bellidir hedefi bellidir yönü
Kendi kuyusunu eşer bilmezler
Kıskanır yapılan her güzel işi
Gerçeği göremez nankörse kişi
Kabuğu sert ise kıramaz dişi
Kuzu gövdesine koşar bilmezler
Tükenmez içinde nefreti kini
Acımaz masuma zayıfsa dini
Düşünür çıkarın bir ötesini
Payını bağrımdan deşer bilmezler
Yetimiyim ahım kalır mı yerde
Belalar üst üste toplanır serde
Şehitler üstüne çekmedik perde
Bir gün şanlı ordum coşar bilmezler
Açarken gördüm sülünü.
Ay sandım beyaz tülünü.
Bahçeme gonca gülünü,
Dikene kurban olayım.
Allar inmiş gül yüzüne,
Yandı yüreğim özüne.
Aşkımı gönül gözüne,
Ekene kurban olayım.
Gönülden gönüle akış,
Sevda yolu tek bir çıkış.
Yıllar halı, aylar nakış.
Sökene kurban olayım.
Coşkun akar sevda seli.
Burcu burcu kokar yeli.
Zülfünden dökülen teli,
Bükene kurban olayım.
Göğsüme yasla başını.
Dik durda eğme kaşını.
Benim için gözyaşını,
Dökene kurban olayım.
Ramazanım gez dünyayı.
Yaş elli beş dolgun sayı.
Ömür boyu bu sevdayı,
Çekene kurban olayım.
Temmuz 2006
Ramazan Kurt/ANKARA
Taptâze bir aşkın elemi sarar
Öksüz yüreğimi gece boyunca.
Hasret otağını sîneme kurar
Semâda bir garip yıldız kayınca.
Bilirim; sevdâya boyun eğmişim
Sanki göğe çıkmış, arşa değmişim
İçimden garazı, kîni koğmuşum
Sevgiyle çağıran bir ses duyunca...
Karadır gözleri, bahtımı tutar
Uzanır hayâli yanımda yatar
Kabaran hislerim zamanı yutar
Sevdâ deryâsında yüzüm yuyunca.
GAFLETÎ silinsin gönlüyün pası
Aşkta gizli ömrün zulmü, sefası
Bir kara gözlünün kara sevdası
Yakar seni, sen gönlüne uyunca.
Muttalip Taş/SORGUN
Ben de bu dünyaya geldim geleli
Türlü sıkıntılar çektim insandan
Aklımı başımda bildim bileli
Gamlı gözyaşları döktüm insandan.
Adem den beridir savaşta kaldım
Ne bir fayda gördüm ne ibret aldım
Kan kusan namludan artık bunaldım
Tiksindim iğrendim ürktüm insandan.
Tırnağı söktüler eli yüzdüler
Dişleri çektiler dili yüzdüler
Oğlak niyetine kulu yüzdüler
Tüylerim ürperdi korktum insandan.
Sol elinde bomba sağında silah
Kimi beylik taslar kimisi ilah
Çakal değiştikçe aslanla külah
Dolandım çalıyı sarktım insandan.
Hayvanda çekmez bu yapılanları!
Nefsin arzusuna kapılanları
Seyrettikçe eli öpülenleri
Usandım bu yaşta bıktım insandan.
Mert ile konuştum namerde küstüm
Kahrettim kıtala kinimi kustum
İster babam olsun isterse dostum
Ayırdım yönümü aktım insandan.
ŞERAFETTİN türkü yap beste beste
Sevgiyi vurmuşlar hoş görü hasta
Şu üç günlük fani denen kafeste
Ayar tutmaz teli büktüm insandan.
Şerafettin HANSU/ALMANYA
Ağla gözüm bizim eli
Görmediğim zamandayım..
Top top olmuş yayla gülü
Dermediğim zamandayım.
Hatıralar kıpır kıpır
Oynar sinemi dağlatır
Dostlarıma hal ve hatır
Sormadığım zamandayım..
Saplanmış hasret hançeri
Sızılar garip ciğeri
Dost meclisinden içeri
Girmediğim zamandayım.
Ha duvar ha da pencere
Toprağım burda incire
Bağlanmışım bir zincire
Kırmadığım zamandayım...
Sentezi buldum derdimi
Gönle doladım ardımı
Yarim diyerek yurdumu
Sarmadığım zamandayım
Ozan Sentezi/SİVAS
Sen böyle değildin söyle ne oldu
Niyazın perişan dilin perişan
Nazara mı geldin, avcı mı vurdu
Zülüfün perişan telin perişan
Kirpiğin ıslanmış, nemlenmiş gözün
Dağılmış saçların, sararmış yüzün
Çıkmaza mı ermiş bayırın düzün
Yolların perişan halin perişan
Hasret yangısında sevda çağının
Dumanı tütüyor gönül dağının
Kasvete bürünmüş gülşenin bağın
Balların perişan gülün perişan
Türkoğlu söylüyor; dünya dar değil
Vuslatın faslına girmek zor değil
Unutma cefakâr sevmek ar değil
Salların perişan dalın perişan.
Dursun ELMAS/İSTANBUL
Kim kurdu bu denli çarpık düzeni,
Günbegün içimde nefret BİRİKİR.
Bir pislik sarmış ki şu gezegeni,
Uzanan üç elden Eyvah! BİRİ KİR.
Bir habis ur gibi saldı necaset,
Şu çöpü nereye gömsün bu FAKİR.
Nüvemle didişen kuşağa bahset,
Talimat aldığı her bir kaFA KİR.
Sökülmüş kökünden seciyem lif lif,
Kavliyle kavmini görüyor HAKİR.
Sofrasında memnu, mübah muhtelif,
Geçiyor kursaktan, ha temiz, HA KİR.
Bir dünya ar verdik dünya malına,
Çiplendi beynimiz çürüdü FİKİR.
Kim çaldı karayı o pâk alına,
Dün ufak lekeydi bugün saFİ KİR.
Buğulu konakta süs; “körpe beden”,
Akbaba dizinde kalacak BAKİR!
Bedene yapışmış binlerce neden,
Dudakta mey izi âciz urBA KİR.
Nice entrikalar yuttu bu sütun,
Ruhumun özünde depreşti ZİKİR.
Nefiste demlenen şevki uyutun,
Ekranda serüven, sevda, diZİ KİR.
Bu müzmin yarayı pek deşen miyim,
Tutuyor notunu Münkir’le Nekir.
Teneşir tahtına tek düşen miyim,
Kirimi kirleten nice siNE KİR.
(Taşova- 28.12.2007
Fesih Aktaş
Karanlığın kırık ürpertilerinde
Döküyor külünü üzerime gece
Süzülüyorum uçurumlarından
Buruşturularak atılıyorum yere
İnancıma sürdüm acının irinini
Öfkelerimi mayaladım şanına
Çalkantılı bir deli yürek oldum
Karanlığın içinde kayboldum
Yaklaş öfkeme, bitir sancımı
Dökül düşünüşlerin rahlesine
Bir rüzgârla gönder kokunu
Dağla gözlerinin yokluğunu.
Dalda gül, yaprakta damlasın
Sevda boylarına çevrili rotasın
Bir yıldız tabakası gibi uzaksın
Özlemlerle çevrili bir tuzaksın.
Ilıman iklimlerin melteminde
Çağrılarımın iniltisi üşümelerim
Diri bedenlerin arzusunda vuslat
Gecenin ırmağında Nil ışığımsın
Eğildim göğsünün ıhlamuruna
Daldım civan ömrün sularına
Kayboldu ruhum gözlerinde
Sensizlik çarmıhına asıldım
Bilseydim de söyleyemezdim
Saatin kaç olduğunu.
Zaten durmuştu zaman
Kuşuna dizilmiştim.Çırpınıp duruyordu
Orta yerde bir yürek,
Sahibini arıyordu.
Korktum,
Kendi yüreğim sandım bir an.
Yoksa ölmüş müydüm?
Başımda melekler vardı,
Ağlaşıyordu sirenler,
Azrailden kaçıyordu bir ambulans.
Kaçırdığı fani bendim,
Kurşuna dizmişlerdi beni…
26.08.2008
Naim TUNCALI/Antalya
Sancısı var bulutların
Eksilmesin umutların
Ya bu gece ya da yarın
Aşk yükünü aldı gemi
Geleceğim bekle emi
Yollar yokuşu iniyor
Yolcu bahtını sınıyor
Sabır meyveye dönüyor
Bitecek bu hasret demi
Geleceğim bekle emi
Her kolayda zoru sorma
İçimdeki koru sorma
Takvimlere soru sorma
Topla çıkar yapma cemi
Geleceğim bekle emi
Yüreğine iyi bakın
Sana senden oldum yakın
Üzülme ha aman sakın
Gözlerinden kaldır nemi
Geleceğim bekle emi
Gözetensin gözlenensin
Özcan’ımla sözlenensin
Yıldız gibi izlenensin
Yanacak bu aşkın şemi
Geleceğim bekle emi
12.08.2008
Altın saçlarını geceden öte
Canımın camına gerdin Balımcan
Sıla oldun içimdeki gurbete
Ömrünü önüme serdin Balımcan
İçerimde eşilirken körkuyu
Ellerinle eziverdin korkuyu
Gözlerinden azat edip uykuyu
Düşümde düşüme girdin Balımcan
Muştular yağdırdın gamlı başıma
Sabır oldun gönüldeki aşıma
Göz nurumsun mühürlendin kaşıma
Kalbini sevdama verdin Balımcan
Cemreler sulara düşmeden önce
Süzüldün üstüme inceden ince
Aşkın düğümünde inan ki bence
Bitimsiz yollara erdin Balımcan
Düşkündüm ayağa kaldırdın beni
Umut deryasına daldırdın beni
Sildin gözlerimi güldürdün beni
Sonunda Özcan’ı gördün Balımcan
5 ağustos 2008
Yüreğinden süzülerek bulutun
İrem bağlarına indim sessizce
Yelesinden tutunarak umudun
Yağmurun atına bindim sessizce
Süyem süyem haddelerden çekildim
Kimse bilmez bir bahçeye ekildim
Üzüm gözlerinden çıktım döküldüm
Serpildim savruldum dindim sessizce
Zamansız yaşayıp saate küstüm
Bütün yıldızların fitilin kıstım
Yağmur ile yağdım yel ile estim
Sokulup koynuna sindim sessizce
Günlerin üstünde ne varsa soydum
Yaşanan her anda sevgiye doydum
Tuttum Özcan’ımı ortaya koydum
Feleği ilk defa yendim sessizce
Aşkın hırkasını giyen dervişin
Dünya mertek dolsa mesesi yoktur
Serveti sevgidir gönlü genişin
İstenmez bahçede hissesi yoktur
Dert ehli seçerken aktan karayı
Yâr için yer eder sırça sarayı
Nefsinden artırıp pulu parayı
Saklayıp koyacak kesesi yoktur
Sevenin çıkını umut doludur
İçinde kıvrılan sevda yoludur
Ardından deseler sanki delidir
Yolcunun gayrıca nefesi yoktur
Yâr uğruna döşeseler taşı yan
Dönemez ki aşk yükünü taşıyan
Gülistanda boş dururken aşiyan
Tuzağı öksesi kafesi yoktur
Çaresiz Özcan’a kim olur ihvan
Çile lokmasını yutarken yavan
Gün gelir birleşir yer ile tavan
Hesapsız takvimde hevesi yoktur
14.06.2008
Dalgalar sahile veda etmeden
Yitik denizlerden çıkıp da geldim
Son gemi sessizce çekip gitmeden
Kumdan kaleleri yıkıp da geldim
Sakladım şebnemi inmesin diye
Üfledim ateşi sönmesin diye
Bir daha geriye dönmesin diye
Bütün gemileri yakıp da geldim.
Sahiller sesimi duysun istedim
Balıklar günümü saysın istedim
Kumsallar sevgiye doysun istedim
Suların içinden akıp da geldim
Martıların kanadında uçarak
Sana koştum kollarımı açarak
Balıklarla yakamozlar seçerek
Boynuma çiçekler takıp da geldim
Tuttum saçlarından çektim güneşi
Suların üstüne ektim güneşi
Aşkın nöbetine diktim güneşi
Karşıdan Özcan’a bakıp da geldim
Âleme ruhların verildiği gün
Benim sende doğduğumu öğrendim
Sevenler başıma derildiği gün
Benim sende doğduğumu öğrendim
Sende biçimlendim sen de sevildim
Çekiç çekiç aşk örsünde dövüldüm
Senin gözlerinde sence övüldüm
Benim sende doğduğumu öğrendim
Ömür denen bir binite dayandım
Baştan sona sevdan ile boyandım
Düşkırığı uykulardan uyandım
Benim sende doğduğumu öğrendim
Ne yalan söyledim ne de çark ettim
Bindim aşk atına küfrü terk ettim
Can suyumsun can evimi ark ettim
Benim sende doğduğumu öğrendim
Hemi ocak hemi kara kazandım
Yandım piştim sende beni kazandım
Özcan’ımla kollarına uzandım
Benim sende doğduğumu öğrendim
5 ağustos 2008
Canım kurban misafirin şahına
Bizi deyip çıkıp gelmiş sarı kız
Minnet etmem gökyüzünün mahına
Çerağları yakıp gelmiş sarı kız
Altın desem kuyumcular alınır
Gök ekinler omzunda salınır
Bir teline koca Yozgat alınır
Kırmızı gül takıp gelmiş sarı kız
Gümüş gerdan Akdeniz’in köpüğü
Rüzgâr öper ak bilekli topuğu
Törelere basıvermiş tepiği
Tabuları yıkıp gelmiş sarı kız
İncitmeden boyu ile enini
Özcan’ına nakış etmiş benini
Bulutlara sürüvermiş tenini
Yıldızlarla akıp gelmiş sarı kız
Gülhatmisin fesleğensin ıtırsın
Mevla’m seni vahalarda bitirsin
Canlar gelip divanına otursun
Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim
Sümbül sensin çiğdem sensin lale sen
Kamer sensin Ayçiçeğim hale sen
Davet etsen kuşluk vakti öğle sen
Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim
Nilüfersin su yüzünde durursun
Yaz gülüsün gönlümü kavurursun
Sarmaşıksın saçını savurursun
Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim
Fal çiçeğim papatyamsın takvimsin
Manolyamsın zambağımsın zakkumsun
Kaderimsin alınyazım hakkımsın
Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim
Ak gül sensin kırmızı sen sarı sen
Kardelensin kahredersin karı sen
Hercaimsin bulutların moru sen
Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim
Açelyasın el değmeden açarsın
Sardunyasın sarılmadan kaçarsın
Gelinciksen Özcan’ımı seçersin
Çiçeklerden güzelsin sen sevdiğim
Sen ey imrendiğim nur
Sensin en güzel kusur
Sen bir an karşımda dur,
Dur yeter bana
Ne zaman nasıl derken
Kar sardı başımı erken
N’olur burdan geçerken
Kapımı bir kere vur,
Vur yeter bana
Tebessümle hediye
Sunarken sorma niye
Bir gün nasılsın diye
Dön de hatırımı sor,
Sor yeter bana
Aklı baştan oldu ırak
Özcan arar durak durak
Yıllar sonra sokularak
Kollarımı yor,
Yor yeter bana
sen ve ben,
benim sahtekar tozlu pencerem
kaldık mı yine yalnız...
suçun büyük, cezan ağır,
ister gücen ister kız.
gelmedi, gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.
senin macunlarını dökmek, çivilerini sökmek gerek,
deseydin ya; ' gelmeyecek.'
hani nerde göze vuran can alıcı zülüfler,
kimlere dalgalanır, hangi esinti üfler...
kaç çarşamba devirdim,be huysuz,
yine sana yöneldi nemli gözler uykusuz
kim günahkar, kim suçsuz,
sende oyun, sende yalan, bende dert,
hangi çaya döküldü gamzeden akan şerbet...
senin çerçevene tükürmek, tozlarına sümkürmek gerek,
deseydin ya ' gelmeyecek.'
sen tasasız, sen arsız,
sen hayırsız, ben akılsız,
sen ve ben,
kaldık mı yine yalnız,
gelmedi gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.
heba ettim tüm günleri,
ümit ettim, inat ettim,
zindan ettim geceleri,
hani mahmur gözlerin bahtiyar bekçileri...
sen aldatan,
ben kanan,
sen körükleyen,
ben yanan,
ben zavallı, sen insafsız,
senin menteşeni burmak, kollarını kırmak gerek,
gelmedi, gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.
sen eğlen, sen gül,
anlamıyor, dinlemiyor sarhoş gönül,
ben tüllerine hapsolmuş bir yaralı bülbül,;
kime kaçtı,
nerde açtı goncagül...
daha kaç mevsim böyle geçecek...
yaz devrildi, güz bitecek.
kaldık mı yine yalnız...
gelmedi gelmeyecek,
sarı eşarplı, eli kitaplı, vakti hesaplı kız.
sen ve ben,
yalnız benim pencerem,
bir dua et, bir ümit ver,
perişanım, hurdayım.
bir ışık ver,
yıkılmışım, dardayım.
gelmez deme, belki deme,
gelecek ki, burdayım.
senin kasnağını kurcalamak, camlarını parçalamak vardı,
gönül birşey hatırlattı, olmadı...
bir kıyıda belirecek,
yangınlarda, kordayım.
kırık camdan görünecek,
buram buram nardayım.
bekleyelim gül gelecek,
duraktayım, gardayım.
gül verecek,
gülüverecek
gün gelecek,
gelecek...
sen ve ben,
hayat dolu pencerem.
2002-Taşova/ Fesih Aktaş
Bu ne biçim haldir, bu gidiş nere
Kemirdikçe kemiriyor kefere
Ne oluyor demiyoruz bir kere
Hırsıza arsıza rağbet çok şimdi
Helâl lokmalara kıymet yok şimdi
Ulema kesilir ham yobaz softa
Sosyetik oynaşcıl, camide safta
İmanı ihlâsı bırakır rafta
Papaz'la Davos'ta olmak hac şimdi
İslâm gömleğini giymek suç şimdi
Hakikat firari, bilim farazi
Hak dağıtan denen makam marazi
Ne adalet kaldı ne de terazi
Mazlumun tarafı, sağır lâl şimdi
Hainin cenahı, hoşçakal şimdi
Biz yanarken vatan diye aşklarda
Millet düşmanları, sırça köşklerde
Kuş tüyü yatakta, aşkta meşklerde
Pamukla yamuklar aynı saf şimdi
Türklüğe sövmenin adı gaf şimdi
Ali den görünür, Rabin’i sever
Localara iner Mavros’u över
Akıtır salyasın millete söver
Dangalağın namı başyakan şimdi
Vatandaşın adı boşbakan şimdi
Bulur bulmaz kıvamında zemini
Unuttular ettikleri yemini
Allah ile aldattılar mümini
Aç da gözlerini hele bak şimdi
Karalar nasıl da olmuş ak şimdi
Dursun ELMAS/Tokat
Ben arıyorum beni, ben olmayan bir yerde,
Aradım bulamadım, özlediğim değerde,
Ben çaresi olmayan, müptelası bir derde,
Sürünüp gideceğim, beni arayan bend’e.
Bir yorgun savaşçıyım, zafersiz savaşlarda,
Ben başlara taç oldum, ne akılsız başlarda,
Nice yangınlar gördüm, dondurucu kışlarda,
Ben bana varacağım, aradığım öz ben de.
Ben varlıkta neyim ki, yokluğum anlaşılsın,
Nelere kadirim ki, duyulunca şaşılsın,
Ben güçsüz takatsizim, benden nasıl aşılsın,
Kime ne soracağım, cevabın gizli ben de,
Bu yollarda bitkinim, mecalsizim, yorgunum,
Ben ümitsiz bir aşka kapılmışım vurgunum,
Ben bu sevda yüzünden, düşüncesiz durgunum,
Asla ifşa edemem, sebebin gizi bende.
Temel Ata/Balıkesir
Sen...
Uykusuz gecelerimde
Yastığıma izinsiz düşen,
Sen o...
Yaş mısın!
Ben,
Sabır, sabır diye
Lâ havle çekerken,
Kabaran yüreğime
Bastırdığım.
Taş mısın!
Umutsuzluk yüreğimi
Dalga dalga sararken,
Penceremden haykıran.
' Yusuf çık, Yusuf çık'
Diye biteviye bağıran,
Hanemi dolduran ses,
Umuda alınan nefes,
Sen o...
Kuş musun!
Sen! ..
Mutluluğa atılan kulaç.
Büyülü gülümseyen,
Gülmeyi öğreten sihir.
Yolumu aydınlatan ışık.
Sen, huzura götüren
Yolaç...
Sen o...
Çatılmayan kaş mısın?
Sen! ...
Adını koyamadığım sen,
Yoksa her şeye
Baş mısın sen?
Sen öfkeye....
Sen kîne...
Sen nefrete...
Sen cümle belalara
Yavaş mısın?
Kırşehir /Zübeyde Gökbulut
Gidirem sevdiğim alıp başımı
Heybemi omuza attım gidirem
Deryalara salıp gözde yaşımı
Bir gurup vaktinde battım gidirem
Seninle gürleyip seninle estim
Yarım kaldı ey can dolmadı testim
Bilinmez bir yola bileti kestim
Eridim tükendim bittim gidirem
Bu ayrılık var ya kordan öte kor
Nasıl sine yakar gel de bana sor
Adı özlem olan aşılması zor
Çetin bir kayaya çattım gidirem
Ey sevgili yarim canda can gülüm
Gırtlak düğüm düğüm lal olur dilim
Bu derdin yanında nedir ki ölüm
Ayrılık zehrini tattım gidirem
Sevdamız müebbet kalacak diye
Saat gongu visal çalacak diye
Adımız yan yana olacak diye
Geleceğe bir fal tuttum gidirem
Dervişler deminde sözüm tükendi
Kabuğum dağıldı özüm tükendi
Yara dağlamaya tuzum tükendi
Gözyaşımı çöle sattım gidirem
Şemsettin Dervişoğlu/Adıyaman
Dün gece rüyamda seyrettim seni
Elinde sazınla çalıp ağladın
Yitirdin ömrünce bilirsin beni
Resmimi eline alıp ağladın
Etrafın karanlık görmedim yüzün
Sesinden anladım içinde hüzün
Belliydi yürekte tazeydi közün
Mazine özlemle dalıp ağladın
Çektiğin acıyı geceler saklar
Dertlerin saçına düşürmüş aklar
Anladım yerlerde kalmıyor haklar
Feleğin hükmünü bulup ağladın
Çökerttin gönlümde o koca dağı
Virane eyledin duygusal bağı
Döküldü yapraklar sonbahar çağı
Hazanın sonuna kalıp ağladın
Baktım da beninmle bensiz haline
Yıllarca tutuldun sevda yeline
Düşmüşsün sonunda beter eline
Beyhude yaşını silip ağladın
Fatma Aras/İstanbul
Kirpik'ler kırk lüle gözlerin pınar
Akar damla damla göl olur Sunam
Vefasız sinede üç beş gün yanar
Söner aşk ateşi kül olur Sunam
Deli gönül sever ise derinden
Varılmaz yanına ahu zarından
Hicran kervanı'nı gam diyarından
Cevahir yüklesen pul olur Sunam
Bitsin bu hasret'lik gelki yakına
El uzanıp zülfü yare dokuna
Sinem hedef olmuş gamzen okuna
Açar elvan elvan gül olur Sunam
Seherin yelleri taşı toprağı
Okşarken uykuda dalı yaprağı
Çiğ düşmüş üstüne nemli otağı
Birleşir zerre'ler sel olur Sunam
Neyler Miskin Yusuf dünyada malı
Yarinden ayrılmış perişan hali
Feryadı figanda bülmül misali
Dilerim mevladan gel olur Sunam
Yusuf Yıldırımer /Yozgat
(Miskin)
Hayalini kurdum gurbet elinde
Hasretin bağrımda kor Anadolum
Garip kaldım şu soykanın çölünde
Hallerim perişan gör Anadolum.
Yurdumsun yuvamsın Anam atamsın
Sazımda ki türküm Hak'ka duamsın
Kaşları kemanım öz'de yatansın
Sensin şu gönlüme yar Anadolum.
Seni söylemezsem efkârım geçmez
Şu yaban elleri aynımı açmaz
Hangi yüze baksam hiç neşe saçmaz
Gurbet eller bana dar Anadolum.
Haberini aldım ağladım yeni
Cihana değişmem terketmem seni
Hasret uykusunda bekletme beni
Her gece düşüm de sar Anadolum.
Her bir yanın evliyalar yatağı
İlim irfan saygı sevgi otağı
Gördüm gurbet eli şeytan batağı
Yüzünden dökülür ar Anadolum.
Hasretinden her gün zâra düş oldum
Namerdin bağında sarardım soldum
Bu derdime derman ben sen de buldum
Yarama bir merhem sür Anadolum.
Derdinle dertlenip yanmazsam eğer
Uğruna bu canı vermezsem eğer
Düşmanı üstünden kovmazsam eğer
Çekip bir köşe de vur Anadolum.
Almanya/ Ozan Şerafettin Hansu
''Çıplak adam karşımda
Virgüller arası kaybetmiş kendini
Şimdi noktayı arıyor'' (x)
kabuğumun liflerini
ayırdım tiftik
bilmeceler halinde durupdurur eşgalim. Hangi ihtilal kaçkını
kımıltısız
metruk
bir gövdenin içinde, gel zaman/git zaman yolcusuyum.Biletsiz
yaşadığımı sandığım
günlerin külleridir
arkamda savrulan.. Bir masalsı büyü. Uzun uzun baktım da
hiçbir yere
postalanmış boş
zarflar geri dönüyor yalan adreslerden. Beyaz güvercinleri
ne çok derin kanyon
çökük köprü
gözlerimin kesiştiği derede ..Kollarımın batıp çıkması hüzne
omzundan aşağı
terleyen dağların
söylediği efsaneler vardır. Yontmataş yürekleri eritir ya
öyle birşey
içimin yağmuru
basıyor dışımdaki dünya denen sahrayı. Etraf-ı alem uykulardayken
iki ayrı fotoğrafı
yapıştırıp yan yana
bir yer buldum aramızda ölmeye.. Bana benziyor mu ? Sence ...
18.11.2007
Yunus YAŞAR
(x) Esra Odman.
bu şehirle aram açık. Ruhum
çekiştirip duruyor ölümün eteğinden
evlerin içi geceyarısı derin boşluk..
kimim kimsem bir keder müziğinin
kuyruğunda dolu dizgin. Baktım
içime göre bir yer boştu yüzünde.
gövdemden söz ettim belli belirsiz
bir ihtimal aşklarımdan.. Adanmış
neşteri göğsünde nişan bağışlanmış kalbimden.
bebek uykusundaydınız. Dudaklarındaki
narin gülüşlerde ısıttım tenimi
sıfırladım.. Temize çektim içimi.
yeni bir aryanın ritmiydi nabız atışlarım
uyandırdı seni, bağışla ! Mahmur gözlerinin altı
gününden erken açmış gelincik tarlasıydı.
göğüs uçlarından sarkan sıcak buz
sarkıtlarına gömdüm kavruk dudaklarımı
bu denli yakın düştüm ilk kez kendime..
ne denli uzaktayım şimdi şehirden ? Şiirden
payıma düşen ateş karşılar mı ömrümü ?
bir daha sorulmasın Antalya'dan adresim .
Yunus YAŞAR
-ilk ve son dizeleri Tanrı bahşeder
ben arasını doldururum.
Kate Clanchy (1997)
1/
roman hacminde soluyan
bir sözcüktüm
alfabesi olmayan bir dilde
kendini tersinden okuyan kekeme.
basınçsız bir gövdenin içinde
boşluğa tutunmuş
kıvılcımlar topluyorum ateşten...
siz beni
bozkırın aynasında görün
bir de ;
bir serçenin
nane serinliği hapşırığından
nasıl g(a)rip olurum.
2/
sen ey bardağı taşıran son damla (şiir)
hasarı büyük imkansızlıkların
neresinde bıraktın beni ?
ki
hep 'kusurlu' şairim
uyuya kalırım
bir ip gibi beynimi
diline dolarken aşk
keskin bir HA... kokusu damarlarımda..
03.03.2007
Yunus Yaşar
MÜDAVİMİ SAYILIRIM
-Nehirler köprüleri
gökdelenler asansörleri
ve ıskalanmış dünya
şiiri davet eder.
Kenneth Koch (1998)
1/
artık yanlızlığı çağırabilirim
yalnızlığın kuş dilinde
benim de bir ABeCe'm var.
çok uğraştım kendimle
bir kol boyu uzaklıktan
hep sesimi aradım.
dünyanın eşiği ile
kapısı arasında
bir uzun gurbet.
haritanın huzursuz
ıskalanmış yerinde
bir gedikli zabitim.
2/
sen ey mesellerin ahraz kızı
suların aylasında soyunuk güzel
yalnızlık ;
bu düş kurma mevsiminde
dip komşu iki kumru memelerin
gönül yakınım olur
dudaklarımın izi olmasa da
har-ı lâlezâr teninde
müdavimi sayılırım
gümüş bir aşkın aynalı gerdeğinde
koynundayım
defolu bir ömürle...
01.12.2006
Yunus Yaşar
1/ sen şimdi gidiyorsun ya
turuncu bir yağmur boyamış
seyir teraslarını
çiçekler naylon
saksılar kil kokuyor...
acıların ezber sırasından
parmak kaldıran bir türkü
çalındı zerrin sarı.
hayata sırtını dönüp
pus içinde kendini
pasa çaldı akşamlar.
eflatun bir yel çarptı kapıları
yakınmalar aynasında
kişiliksiz gölgeler...
2/ su lehçesi gözlerinin
çatısında bulutlar
nereye baksan
kalbi ıslak görüntü
birer acı göl sanki
içinin gurbet yanı
kentten kente yük taşıyan
kamyonların kasalarında
bir kanardağ gibisin...
3/ sordun mu hiç
kalbinin üzerinde
söndürdüğün izmarit
kaç ömrün karşılığı?
4/ sen şimdi gidiyorsun ya
kutusunda bekleyen
bir deprem kırığı bakışlarımızda
kırmızı bir karanlıktır aşkın gölgesi....
git gide derinleşen taş aynanın önünde
yosunlu bir dal gibi, uslu
ve çıplak taşıdım yorgunluğumu
5/ bir gizil yüzdün
uçurumun sesine
göz kamaşması bir mesafede
ve geceleri denizin derinliklerine
saçılmış birer inci tanesi
yareni saydı beni çulsuz hayat
yürüdük kolu omzumda
doldu doldu boşaldı bakışlarımız....
gölgesine sarınmış bir ev
görmüyordu ama g/özlüyordu bizi
öyle doluyduk ki boş odalarda....
25.11.2005
Yunus YAŞAR
Bir bahar daha geçti bilmem kaçıncı kış üstüne
Biliyorum yine hazan gelecek yazın ardından
Yalnızlığımı yüzüme vururcasına
Yine içime atacağım özlemi
Takılacağım kuru yaprakların ardına
Bi sürü sevgiyi hapsedeceğim yüreğime
Kimse dışarıda kalmasın
Sen de diğerleri de
Her biri bi nazar boncuğu
Bilmeyecekler bilmeyeceksin
Çiçeklerim sahipsiz bir mezara serpilecek
Bana yine sevindirmek düşecek bi çocuğu
Gene Bahar geldi sular çağlıyor,
Bağrımda esiyor yele ne deyim
Vefasız yüzünden gönül ağlıyor
İçimde inleyen tele ne deyim
Karanlık geceler oldu kafesim
Çağırmak beyhude bitti nefesim
Feryadım yürekte duyulmaz sesim
Gelmiyor hayırsız ele ne deyim
Yar elinden hazan oldu bağlarım
Sen gülerken ben gizlice ağlarım
Od düşürür deli gönlüm dağlarım
Gönülde zavrulan küle ne deyim
Geçiyor seneler gel beni ara
Yok mu yaranlarım hatırım sora
Sönmüyor bağrıma yaktığın çıra
Yetim. iden dertli kula ne deyim
Sevgiler pervane döner vallahi
Gönülde tertemiz niyet oldukça
Dünyada yangınlar söner billahi
Bedenler günaha diyet oldukça
Pusudan tuzaktan arınır yollar
Mevla’yı zikreder yeşeren dallar
Hep ondan yanadır sevdalı kullar
Dilinde Kur-an’dan ayet oldukça
Yıkılmış kapıya kilit vurulmaz
Sel olanda coşan sular durulmaz
Suçu olmayana ceza verilmez
Adalet de şaşmaz heyet oldukça
Yetimi hoş görür eş ile dostu
Dostun ayağına serilir postu
Sanma ki yarından umudu kesti
Muhabbetle süren hayat oldukça
Ahmet YETİM/YOZGAT
Seni tanıdığım gün, gözlerinden doğdum ben
Şu ömür trenimin son istasyonusun sen
Sildim senden önceyi, senden sonrası yok
Şu ömür trenimin son istasyonusun sen
Sen benim kıyamete kadar geleceğimsin
İnce, narin, edalı, küçük kelebeğimsin
Gönül bahçemde açan gonca GELİN(ciğimsin)
Şu ömür trenimin son istasyonusun sen
Şakir Alimoğlu/K.MARAŞ
Düşkün aklım sen kendince
Seçemezsin demedim mi?
Sırat denen kıldan ince
Geçemezsin demedim mi?
Akletmekle alakalı
Nefsin zaten sabıkalı
Bade sunsa Edebalı
İçemezsin demedim mi?
Gönül Nebi tapusudur
Hakkın kudret yapısıdır
Bu bir irfan kapısıdır
Açamazsın demedim mi?
Sura üfürür İsrafil
Müjde getirir Cebrail
İşe koyulur Azrail
Kaçamazsın demedim mi?
Hacı molla alıp bir ad
Uydurup ta iki kanat
Sırra ermek çok zor sanat
Uçamazsın demedim mi?
İbretle bak gör onları
Toprak oldu hep sonları
Nefsine cennet donları
Biçemezsin demedim mi?
Talibi her yanın tuzak
İçin kara dış yüzün ak
Vahdet yurdu sana uzak
Göçemezsin demedim mi?
İhsan Ertem
Besteler yapardın sürura, yasa
Kirlenmez aşkını övenler için
Biter mi ağlayan gönülde tasa
Mezedir eziyet sevenler için
Mehtaba müptela bağrı yanıklar
Metanet arzular Hak'tan âşıklar
Böyle yaşanır mı diyor tanıklar
Kederi meziyet sevenler için
Mehmet BÖKE/BALIKESİR
Bana mı sordu sanki girdi izinsiz
Gençlikte de gelmişti gitti kudümsüz
İstemem gibi sözler artık lüzumsuz
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam
Bu sefer çok tatlıymış, acı vermiyor
Sinirlerimi bozup, beni germiyor
Çok dürüst şeytanlığa aklı ermiyor
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam
Kim ne diyorsa desin onsuz olunmaz
Sevgiden vazgeçerek nefis korunmaz
Gönül coşan sel gibi asla durulmaz
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam
Ben aşkı anlatacağım bütün dostlara
İkiyüzlü olup da girmem postlara
Kapılmam ayıp, günah gibi hislere
Yüz yaşına da girsem aşksız olamam
Gülüşün papatya gönlüme yazsın
Gönlünü sevgiye açmış Aybalam
Tanrım güzelliği ömrüne yazsın
Kötü sözden aşka kaçmış Aybalam
Duyduğum en güzel hazsın canımsın
Damarımda aşkla akan kanımsın
Sığınacak dalım aşktan hanımsın
Masalsı hayalden saçmış Aybalam
Sözü inci güven verir elime
Aradığım onda iki kelime
Yokluğu yakar da ölüm kendime
Her an aradığım taçmış Aybalam
Dudağımda ismi ararım onu
Eşimdir ruhumun severim onu
Ömrümce yanımda isterim onu
Rüyama rüyadan uçmuş Aybalam
Perinur Olgun/MERSİN
dostun kalem izine düştü ayın şavkı,
oynaşır yakamozlar beyaz perdede
çağladı duygular, huzur buldu gönül
selamın ziyade bir tek gülüşe...
kuşaktan kuşağa geçer aşık destanı
sevda nağmesidir sazın telinde.
bvir söyler bin damlar güftelerinde
gönül birliği var tüm yüreklerde.
buselikten giriş yaparken makam,
hicazdır çok can yakan
segah yürekleri dalayadursun
acem kürdidir ruha akan
"la", "bemol" dans eder,
inlerken içli nağmeler
bir gülüş kaldı yüzün gölgesinde
hüznü yok saydı sevgi dolu şiirler...
Bir merhabayla başladı
hoşseda usumda
notalar çaldı "fa" ve "diyez" de
gönlümün titreyen nağmelerinde...
Aysun ARGUN-22.10.2008 ANTALYA
bir tutam gül düşer suyun üstüne
gözlerimden süzülen yaş,
tutuncasız akar gider…
gülen gözlerin ışıltısı vurur yüzüme
kora döner yürek acı sözünle
alevlenir yakar gider…
zülfün düşer güzel yüzüne
ayın şavkında oynayan yakamoz
gülüşüp bakar gider…
nedeni belirsiz acıtır, ateş düşürür yüreğe
aynada üzgün yüzün gölgesi,
küskündür yanar gider…
bir tutam suskunluk düşer tümceye
yüreğin sessizce susuşu,
suskun ağlar gider…
suskundur sevdam
senden gelecek sesi beklercesine
bekler ama bu yürek kendini dağlar gider..
MAVİİ
Yüreğim nöbette seni bekler,
Bir ışık bekler, bir mavi deniz…
Bir ben beklerim seni,
Bir de yüreğim…
Kırmızı rengi sevmem,
Mavidir benim rengim,
Hem deniz, hem seni anımsatır
Bir de yüreğim…
Beyaz düşleri severim,
Beyazı sevmem ondandır,
Hem seni, hem tenini anımsatır,
Bir de yüreğim…
Kırmızı hasreti anlatır,
Hep seni özlediğimi hatırlarım,
Yüreğim seni nöbette bekler,
Bir ışık bekler, bir mavi deniz…
Yeşili çok severim aslında,
Sen sevdiğin içindir sevmem,
Yeşil murattır, yeşil sensin,
Sen bütün renklerden güzelsin…
paydos sonrası
işçi yüzlerinden
fırlayan
gün çapaklarıdır
gözlerimi acıtan nokta. Kepenkleri ardında
akşamın ucundaki
yer sofrasında
bol acılı
lâf salatasıdır
yedirilen sesime. Bedenime giyotin
iki dudak arası
derin vadilerde
uyuyan nehir
arzulardır
en metruk köşesinde bir morgun. Dondurulmuş
şenlik ateşlerinde
yakılan maral
ve kalbin çınlayan sesi
har'ıdır bir annenin
öldürülmüş bebeğinin patiği koklarken
paydos sonrası
vesikalı(k)
kadınların
etiketsiz pozlarıdır
sinekkaydı dünyayı traşlıyan ustura
ince su perdesinde
seyirlik bahçe
ve aşktan bozma
bukle halkalar
nilüferli cesetlerin toplu gömütü
sema bir semaverdir
fokurdar kan içinde
sırılsıklam ruh külleri
suyun dalgın gözünde
birer mercan tanesi, dipleri sarsan düşler...
28.09.2008
Yunus YAŞAR
1/ toz kentlerin mor yüzüydü EYLÜL
ayın şavkı
gölgede
kızıl
kıyamet
gittiniz ya
zindan çanı
boynunda;
yılankavi bir nehir yana yakıla peşinde
kaç girdap kanadı bu yüzden. çıplak dağ
silsilesi sivrilerden bıraktı kendini...
kaygan sütun başlarında ya gölgeler yalandı
ya gölgelere düşen kitaben...
2/ ığıl ığıl içe akan kara bir yosundu EYLÜL
sana doğru
yaslanmış
ağır ağır
ölüme
kayıyordu
dünya
3/ vahşi su haritasında batık bir beldeydi EYLÜL
ölü konukların
göğe doğru yükselen
sesleriyle
gittiniz ya
bir öbek
yıldız yürek
kaydı;
ince buz gölü gözlerimden... çıplak kadınlar
perçemine tutunmuş sallanıyordu yer ve gök
taşlanmış bir sokağa dönüktü akşamın yüzü
bitki özlü gün batımlarına koşumlu arzular
uykulardan kovulmuş. geceden çaldığı simle
ördüğü ağı, serpiyor karanlığın behrine
tek bacaklı örümcek. toz kentlerin mor sü-
varisi yunus'un dilinde ölü deniz bedenleri
4/ gönlün vurgun yediği son istasyondu EYLÜL
kırık ve
eğriydi
raylar
vagonlar
uyku nöbetlerinde;
düşsavar bir çayevi; 24 saat açık. bol tarçınlı
bir salebin buğusunda gülseli. bir kül yaz
bekliyor kapıda. tarlanın işliğinde aç karınca
katarı... derin uçurum arıklar. yapış yapış
yaprak biti evlerde kuş üzümü bakışlar... ayna
köşesinde gömütlük sanki. terasların yakasında
asık yüzlü suratlar, antik bedenlerin kerrat
cetveli... ince bir ayseli silmiş karanlığın camını
günseli ağırası değil.
Yunus YAŞAR
öyle bir gidişti seninki
sessiz ve de derinden..
acı, keder gam bıraktı geride
sızlar ve kanar
hiç dinmeden...
yaşam sundu yine acı şerbetin
sır´ı dökülmüş tepsiden...
baktıkça hüzün dökülür
yorgun aynanın sinesinden...
tarihin sarı yapraklarında
iç burkutan acılar kaldı
gülüş veren anılarla
bir hayal oldun sevgili
titrek bir mum ışığı gölgesinde
şimdi yüzün silik ve yorgun
huzurun da gitmiş
kalmamış izi
mutsuzluk baştacın
yalnızlık can yoldaşın
elinde kalan tek şey
hayal meyal anılar şimdi
hata dedim hep belki yanlışlık bende
ya sen neredesin
bende mi yoksa serde mi?
cevap veremedi hata,
“yok oldum dumanlı seherde “
dedi kısık sesiyle…
garip bir kuş uçar, o duman içinde
gönlü ataşa pervanedir..
dergâh kurmuş sevda üstüne
bir ışıktır onun gözünde...
sevilmek şimdi hatasız
o garip kuşun yüreğinde...
AYSUN ARGUN
saklarım zamanın girdabında seni
denizin derinliğinde vurgun gibi
martıların çığlıkları değil ki yeni
yunusların dilinde saklanır sevgi
cana can katan bir nefes gibi
umutla doludur sevgi denizi
saklarım hayatın girdabında seni
dilim lal olur suskun gibi
dalgaların sesi değil ki yeni
kumların sıcaklığında gizlenir sevgi
çarparken yüreğim deliler gibi
gelir mi bilmem sevdamın sesi
saklarım güllerin yaprağında seni
kasırga kopsa da gök durgun gibi
rüzgarın uğultusu değil ki yeni
toprağın izinde saklanır sevgi
umutla büyüyen tomurcuk gibi
sarmalar yüreği aşkın nefesi
Aysun Argun
Ruhumun Akşamları
akşama yansıyan kızıl gölge
ruhumdaki hüzünlerim..
resimler silikleşti sen gittikçe
kayboldu ufuktaki çizgim..
bugün de akşam oldu, ruhumun kıyılarında
güneşin batışın da kayboldu gözlerin..
ufkumda zifiri zindanlar göründü
siliniyor gittikçe o güzelim hayalin..
dingin görünse de sahilim
girdaba benzer derinlikler de..
içine çektikçe gölgelerim
alaca görünür maviliklerin de..
hüzün kabarcıklarıdır yüzeye vuran
yakamozların eşliğinde kalbimden,
akşamlar boğsa da insanları
sen olan akşamları severim ben.
ılık bir sevda kıpırtısı yüreğimde,
ruhun inceliği akşamlarıma yansır
meltem esintisi güzelliğinde..
ince bir sızı duysam da kalbimde
kırıklığa dair,
dudaklarımdan sevdiğim, sözcükleri dökülür
ruhumun akşam çöken eteklerine…
Aysun Argun
vakti gelmedi mi henüz,
yüreğin yeni istasyondaki molasına,
yeni gelen sesin sahibine..
aşka merhabaya vakit gelmedi mi?
uzak diyarların gizemlisi,
oldukça yakınımdaki sesi,
bir çırpınışın kanat gerilmesi..
aşkın ayak seslerinin sahibi, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
karanlıklarımın ışık huzmesi,
bahtımın geri kalan güzel mabedi..
aşka merhabanın gerçek ses teli, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
kanunlarda nağmelerin,
notaların güzel melodisi..
yarene atfedilen şarkı sözleri, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
ilahi gücün yürekteki izi..
sevda ateşimin kıvılcımı,
tutuşan kalbimin görünen yüzü, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
vakit geçte olsa, noktasıdır
yalnızlığın,kalemin gece vakti
öpüştüğü kağıdımsın, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
kalbin titrediği an´sın..
dudağın söylediği aşksın,
çiçeğin suya, toprağın güneşe
kalbiminse ihtiyacı olanısın, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
uzakların yakın ettiği..
gelenlerin hiç dönemediği,
bilinmeyen vatanımsın, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
bir fincan kahvenin tadısın..
iki iş arası verilen molamsın,
ömrümdeki son durağımsın, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
dudağımdaki sigaramsın,
kanımdaki canım,yüreğimin
her atışındaki varlığımsın, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
bir kapı tıkırtısının, hayalin
gelişisin, aşkı takmış göğsüne
bana tapanımsın, bilki!
ömrümü adayacağımsın sen!
dünlerimden bugünlerime..
yarınlarımdan tüm geleceğime...
ömrümü adayacağımsın sen!
Aysun Argun
1/
rahmi ateşli, cııırcıplak oynayan
kadınlar gibiydi şehir
gece ağzından öptükçe
küresel ısırma sonucu teni
kar/ter içinde...
tefrika meraklısı hayatın efendileri
ilk basım aşklarını dizmiş çoktan
çiğnenmek üzere kaldırımlara .
2/
bütün kenar mahallelerin hüznü
üzerime olsun ki
iki el silah sesiydi bakışları
mahçup ötekilerin.
arada bir bağırdıkça dağlar
karacasını yitirmiş
kırık bir ceylan sesiydi
gözsarnıçlarından sızan yüreği
düşlerine göre daralmış
koşu bandı caddelerde
hep yakmaz
acılar da yanar bazen...
yüzlerinde bir patika hüzündür
sevginin kırılgan sessizliği
yalazlanır içlerindeki zeytinlik
lekesi kalır tende...
3/
kar/ter içinde
gece ağzından öptükçe
küresel ısırma sonucu teni
kadınlar gibiydi şehir
rahmi ateşli, cııırcıplak oynayan...
10.02.2007
'hepten çözüldün sineme
n'oldu barbar kalbim
bilmediğim birşey mi var
aşktan ayrılıktan vahim'
Hüseyin Ferhand
1/
usandım kalbim sınanmaktan
içimdeki komşu koğuştan
ne gün kalkıp sana gelsem
döksem içimi :
yevmü'l mahşere
kalır yunus'un
teskeresi..
hangi şehre dönsem yüzümü
çekilmiş kılıç yollar
bir kibirdir ya Rab'bim
vaktin kıldan köprüsü:
ne söylesem kelâmsız
ne ağlasam içimden ..
seyrü sefer defterimin
şerh konulmuş rahmine
ıhtırılmış kervanım
ah! üryanım:
hilal bir aşkın
çengelinde..
2/
yoruldum kalbim ünlem/ektem
içimdeki komşu hücreden
ne vakit varsam tünelin sonuna
eteğindeki çakıl
taştan höyük
yontar yunus'u
belleğine..
düşlerimi bölen hafakın
yanlışlıkla rüya tabir
kitabına girmiştir
akla ziyan kitabe :
ne söylesem kelâmsız
ne ağlasam içimden..
bu yüzdendir, muhacir
yunus'un beyaz atı
çekilmiştir yollardan
çoktan yükü hırkasına yamanmış
kusura bakma kalbim..
25.03.2007
bir bahar akşamında
seni gördüm karşımda
yanındakini kıskandım,
ölüyordum aniden
bir daha böyle yapma
seviyorum seni derinden…
beni bırakıp gitme ne olursun
sevmeyi unuturum, seni sevmeyi
seni bir daha sevemem
bir bahar akşamı daha olmaz
olmaz bir daha bahar akşamı
şansın da bu kadarı
yıllar sonra aynı akşam
yine aynı yerde gördüm seni
bu sefer yanında vardı sarhoşun teki
beni özlüyorsun biliyorum
ağzın demese de gözlerin söylüyor aşkım
yine bir bahar akşamında ...
bilemedin ki su yüzlüm ...
sürgitim kullanılmış gözlerimin yasaklısı
bilemezdin ki....
ay ışığımı kısardı sabah ezanlarında
arka sokağımın eskicisi
herkesin ayrılığı kendineydi
sürüncememdi ev kızı,
düşlerinin yüz görümlülüğü hüzün
sevmek can sıkıntısıydı
tebdil-i mekan sevmem
marazıydı onca sözün
herkesin ekim üşümeleri olurdu
iç yüzünü gösteren
sahipsiz aynalarda bir akrep sokardı durmadan
azı dişleri bilenmiş
yokluğun zehrini çıngıraklı kahkahalar atardı
su yılanlarının çatal dilli kesesi ve sonuncu kabuğunu değiştirirdi
sensizliğin sen hecesi siyahım
yaslanırdı reçine kokusuna
ortalık yerlerinde dolaşırken korkularım
bilemedin ki yığın yığınım, darmadağınım
nokta nokta bırakılmış satır sonlarım bilemezdin ki...
papirüs küllerinde şiirdi iç hesaplaşmalarımın
bir gün mutlaka tövbesini bozardı
gözüme tüten katran karası söze bulanırdı uzak hevesler
kulaktan kulağa evetlerde, suda yürürdü sevda
ayrılıklarım sonrasındaki bulanık gerçeklerde
gelişlerine zılgıttı çakıl taşlarının doluştuğu kekeme çığlığım
geri dönülesi şehirlerdeydi
adağını söyleyememiş utangaç gizim
eskinin hatıranaydı iç dünyamın
dip notunun pek iyisi sıra dışı gün sevinçleriydi
dantel düşlerimin çam kokulu beklentisi
bilemedin ki gelip gelip geçenim
gelip gidip bitenim
tenim çırasıydı karanlığının bilemezdin ki...
Kimsenin yapmadığı bir iş buldum,
Pamuk tüccarı oldum.
Depom gökyüzü,
Doldurdum doldurdum.
Günler geçti, aylar bitti,
Yaz gitti, kış geldi. Pamuğu,
İplik iplik büktüm,
Yeryüzüne döktüm.
Sicim gibi yağan yağmur,
Merdiven mi kursam,
Yoksa
Kumaş mı dokusam ?
En iyisi,
Rahmet kalsın,
Doğa canlansın, Baharda çiçekler açsın.
Belki sevdiğine, Bir tane de sen koparırsın.
20.10.2008
Mehmet Şener
- Günlük tutan delilerin dikkatine -
7 Nisan 2008, PAZARTESİ
yerinde yoktu deniz. yatağında bir çöl yürek
aşkla taşıp basıyordu meseller çanağını. yan
yatmış çöküyordu dibe düş mezatları. silindi
pedal sesler. bir harlı kapı kaldı eksik yöne
açılan. çook uzağa düşmüş o k/arlı ev bir de...
bir de saba kuşu. kanadında is ve alev topu
'' her durakta bir gözyaşım kaldı '' demiştiniz ya
yürüyor tutunarak. peşin sıra bir de ben. canı
bir elinde, öbüründe can evi. şebnemin düştüğü
vakit.
13 Mayıs 2008, SALI
yaşanılanı anlatmıyordu yazılan tarih. ölümün
ilk mucidi tanrıların kıymıklarıydı, tutuşturul-
mak üzere sürülen aşkın altına.
bu yüzdendir; uçmaya hazır suyu savuran kül...
18 Haziran 2008, ÇARŞAMBA
iyi baktınızı mı çocuğun yaptığı resme?
huzur arayan hayaletler gibiydi rüzgârın önünde
sürünen yaprak.
ağacın gövdesini sorgulayan zaman: aylak
bir ağaçkakan.
24 Temmuz 2008, PERŞEMBE
gözdiliyle yaptığınız o içten sunu:
bir kadının memesinden taşan baldıran
ve adımın geçtiği bütün sözcüklerin sonu
buzul sessizlik.
29 Ağustos 2008, CUMA
işi bitince sıvışıp giden kadınlar gibiydi
belediyeler:
yarım kalmış aşklar kurumu aracılığıyla dağıtıyordu
vaatlerini.
27 Eylül 2008, CUMARTESİ
ayrılığa ayrılmış zamanların tümü kamulaştırılmalı:
bilinmeyen bir adanın kıyısına alınmalı/ sevişmeler
müzayedesi.
krizi bahane etmesin hayat...
26 Ekim 2008, PAZAR
yüz' ölçümünden düşülmeli/ kadın eli değmemiş tüm
seramik dudaklar
azaltmıyorsa acıları...
ŞİİRCİ*
(*) Yunus Yaşar
- yürekli bir bestekârın dikkatine
ağzından dökülecek paslı
sözleri yakalı çok oldu ben
kalmam için ağlanmış yola
serdiğin özürleri de ...
kaçmadım ki arkamdan vursun AŞK.
yoğun bakımlarda kalbime
takılan baldıran sevgini
de kopardım attım. Etime
çektiğim iğde kokunu bir de...
ölmedim ki yakama yapışsın AŞK.
içim geçmiş. Çıplaklığını
dağıttım daluykularda
koynumda çekilmiş resmini
kapıştı kaldırım kedileri...
satmadım ki hesabını sorsun AŞK.
ağlayasın diye anlatmadım
bunları bu kış kıyamette
ısınsın istemiştim köhne için
buzdan yüreğin bir de...
kırmadım ki bana gücensin AŞK.
25.11.2008
ŞİİRCİ*
(*) Yunus Yaşar
Hani bazen insanın yarısı kopar ya.
Öyle oldu işte.
Yarım koptu.
Yarım Yok.
Kimbilir nerdedir şimdi yarım.
Kimbilir.
Öyle kalakaldım işte...
Dinlemek isteyip te, kulaklarımı tıkadığım şarkıları dinledim.
Durduramadım kendimi,
Dinledim.
İçim mi yanacaktı.
Bıraktım yansın diye...
Acımı çekecektim.
Bıraktım içim acısın diye...
Göz yaşımı dökecektim.
Bıraktım kendimi ağladım.
Ne olursa yaşanmalıydı bu sevda için,
Acı,hüzün,mutluluk,sevinç yada veda
Ve yaşadım da zaten...
Her şeyi yaşattı bu SEVDA.
Her şeyi öğretti bu SEVDA.
Sonunda baktım ki yarı kopmuş.
Yarım yok olmuş..
4/ Su lehçesi
ömrüm, gel, buyur
turuncu bir yağmur
bir yok hayatın
ezberini çalıyor
güne sırtını dönüp
bir kâbus saksıda
buruşuyor akşamlar..
acı, eflatun bir
ay kasırgası
çarpıyor kapıları..
yeşil nohut gözlerimin harman yerinde
sağanak hüzün geçişleri.. birer acı göl
sanki ruhumun gurbet yanı.. küflü dilek
uhrevi boşluk.. su lehçesi kirpiğimin
güvertesinde bulutlar.
5/ Düden yangını
ömrüm, gel, buyur. Kambur ve yaşlı
çam kırılganlığıyla vedalaşıp çıkar ya
boşluğundan/loş odalar kölesi insan
mezar buluntusu tablet dudaklarında
hüzün küfleri/çizer ya kaya yağmur-
larından kalma yeşil inciri.. dışarda
hemen kapıda/bedene kanla çizilmiş
amerikan yapımı bir utanç tablosu
karşılar ya bizi hane hane enstantane
dili ağzında kırk düğüm Guantanamo
tutsağı çocuklar.. sıradan bir adım önde
teniyle teması kesik.. yürekte açtığı
acı artezyan taşar ya gözlerden
Düden yangını.. başlangıç dizelerim
olur hep. yanar utancından şiir(ci)
utanmazutanmazutanmaz i n s a n l ı k...
6/ Düş kurma mevsiminde
ömrüm, gel, buyur
bu düş kurma mevsiminde
y a l n ı z l ı k
kırmızı, derin yakalı
dudaklarımın izi olmasa da
har'ı lâlezar teninde
dip komşu
iki kumru
memeleri
gönül yakınım olur..
7/ Vantuz ve zıpkın
ömrüm, gel, buyur.
açık koydum sonsuzluğa
ucu bucağımı
gözlerimi yokladım
düşünceden önce
orda olmayışımdan
gecikti buluşmalar.
hayıflı buldum yatağında/sesli okumasını
unutmuş su. içi ısınmış. çözmüş düğmelerini
içimin yaylasına çıkmış Antalya.. yakılmış
şiir yıkıntıları altında Yunus beni arıyor.
ben şairi. hayatla zaman arasındaki çatlakta
oyalanıp duruyor tuvaldeki resmim. bir guguk
kuşu azarlıyor benzimdeki at oynatan sarıyı..
30.10.2008
torunumun çizdiği bir evdeyim
alı al, moru mor odalarda soluğun çarpıyor yüzüme
dil altında emilen karanfil tadında
az önce geçmişsin sanki merdivenlerde ayak izlerin
öptüm.. yüzlerce kez öptüm
kokladım...
sarmaşık örneği bir tel saçın kalmış tarağının dişinde
henüz söndürülmüş ıslak izmaritlerde lekesi dudaklarının
neşesi yerinde külün
büyümemiş hâlâ aynı yaşta duvardaki resmin
biraz kırgın çerçeve
buğulu cam..
dolaplarda
birbirine sarılmış giysilerin
uyuyor muydu? baygın mıydı yoksa beklemekten seni?
'' müsait bir aşk'ta '' durmuş saat
balkon korkuluklarında ellerinin kokusu
bir begonvil uzatmış dalını güzelliğine açıyor
körüklü
bir fotoğraf makinesinin
merceğinde unutulmuş pozun
s a v r u l m u ş z a m a n d a
iki şarap küpü gözlerinde
bir bir kendini toplamış sonra...
ahizede eriyen öpüşlerin çalıyor telefonda
yüreğinin uğultusu sokakları dövüyor
aşk tutulmasından hemen önce
üstünü ağır ağır soyunuyor gece
oda çıkmazlarında
hıtçın bir at kişnemesi hayalin... sere serpe
gizemli bir sessizliğe uzanmış
süzülüp kapı çatlağından sarıyor her yanımı
en mahrem yerlerinde geziniyor ayışığı
ellerimde iki titrek mum ışığı bakışların..
eriyoruz birlikte...
25.05.2004
ŞİİRCİ*
(*) Yunus YAŞAR
Sarhoşum diye kızma bana,
zira bardaktan boşalırcasına seviyorum seni
yağmurun suçu yok, ıslaklığım asırlık
ve biliyorsun şişede durduğu gibi durmuyor yalnızlık…
TÜRKİYEM TÜRKİYEM DİYE ÇALIŞTIK
AÇLIĞA ÜMİTLE BÖYLE ALIŞTIK
FASULYE ÇAVUŞUMUZ NOHUT ON BAŞIMIZ
ŞEKER ŞERBETİ CAN YOLDAŞIMIZ
VİLAYET HABERSİZ ANKARA MÜRAYİ
AÇ SUSUZ GEÇİRDİK BİZ BU BİR AYI
MEMUR MECALSIZ İŞÇİ DERMANSIZ
ET NAMAHREM, BAMYA MEKRUH, BAL HARAM
SAĞ MI ÖLÜ MÜ BİLEMİYORUZ
İNSANLIK ADINA UTANIYORUZ
SOFRADA SOĞANI AZ GÖRÜYORUZ
PATLICAN NAMAHREM, KABAK MEKRUH, SÜT HARAM
MEMUR CEFAKÂR İŞÇİ EMEKTAR
GÖRENLER HAYRETLE EDİYOR MERAK
HERGÜN AZRAİLLE BURUN BURUNA
OTOBÜS NAMEHRAM, MUNUBÜS MEKRUH, TAKSİ HARAM
NEDİR YARABBİ BİTSİN BU DRAM
VARDIR HEPİMİZİN BAĞRINDA YARA
HAKKA ŞÜKREDELİM GÖRÜNDÜ ZAMLAR
PASTA NAMAHREM, BAKLAVA MEKRUH, HELVA DA HARAM
ORTADİREK ZAM DEDİ
FAİZ DOĞURDU BÜTÜN MEMLEKETİ
BÖYLE KAVURDU SİNEKLER ÜLKEYİ
İSTİLA ETTİ SPREY NAMAHREM, ELEKTRİK MEKRUH, SULAR DA HARAM
TÜRKİYEMİN KADERİ ÇOK YÖNLÜ
İNSAN ÜMİTLE YOLLADI ANKARAYA SAL ASKERİ
ÜCRETLE HERKES HESAPKAR
SEÇMEK NAMAHREM, SEÇMEMEK MEKRUH, SEÇİLMEK HARAM
MERKEZİN TUTUMU BÜTÜN
SAVSATA ÇALIŞAN DEĞİL YARIYOR YATAN
VİLAYET ÖNÜNDE PALAVRA ATAN
İŞ NAMAHREM, ŞEH MEKRUH, MÜDÜR DE HARAM
HAYAT TECRÜBEYLE GAİMDİR
VURULAN GÜNAHKÂR VURAN HAKLIDIR
HERKEZİN İÇİNDE BİN DERT SAKLIDIR
4 DOĞRULUK NAMAHREM, DÜRÜSTLÜK MEKRUH, YAŞAMAK HARAM
RİYAKÂR KONUŞUR SÖZÜNDE TOKTUR
REZİL OLMAKTAN PERVASI YOKTUR
DOĞRU OLANA ÇAMURU ÇOKTUR
YALANI HELAL, HİLEYİ MÜBAH, DÜRÜSTLÜK HARAM
ÖMRÜNCE TÜRKİYEME NİFAK DOĞURDU
YURDUMU İÇİNDEN HUNHARÇA VURDU
BECERİKSİZLİĞİNE TÜRBAN UYDURDU
LİMON NAMAHREM, ÇAY MEKRUH, KAHVE DE HARAM
TÜRKİYEM BİLMİYORSUN DOSTU
DÜŞMANI EKMEĞİNİ YİYİP SENİ SATANI
BÜRÜTÜS SEZARA VURUR MİSALİ
TEREĞYAĞ NAMAHREM, ZEYTİNYAĞI MEKRUH, YOĞURT DA HARAM
HAKKI DER Kİ YAZMAYLA BİTER Mİ?
BU KADAR İLHAM SİZE YETER Mİ?
BİLMEM BAŞKA ÜLKE BİZDEN BETER Mİ?
EL RIZKI TEALALLAH ELVEDA HAYAT…
1/
'' NE ZAMAN GELDİM SANA '' DURAĞI
YOL İŞARETİ : '' Geldim mi sana, yoksa gelmedim mi ''
ciğeri sökülmüş kentlerde sıkış tepiş bir dünya
ve ben bu dünyadan inip sana sefere çıkıyorum...
geçtim kokuşmuş kentlerden, tadı kaçmış ne varsa
riyaya, yalana ve dolana bağlı ilişkileri.. Geçtim
karanlık bir düzlemde çürümeye yatmış ruhları ..
ışıksız. Alnının iç duvarında bir karış is.
Karınlarında çalınmış emek istifleri.. Yüzlerce
maskeleri geçtim. Geldim sana. Aaah..! Gelmedim
mi yoksa?
2/
'' ŞU DURAĞI ''
YOL İŞARETİ : '' Geçmişe gideceğim. Bırakın beni
yıldızlara, çok uzaklaşıp kendime gideceğim. ''
usul usul ' sanki bir kayalığın içine durmadan
kendini oyan ' bir inatla sana geliyorum. Huzur-u
mahşer'e bırakmadan AŞK'ı . köklerini ölüme batırmış
bir hüzün çiçeği gibi.. Tüm renklerini değiştirip
çileli bir yürekle. Karşılıklı uzayıp giden iki
şeridin ortasında.. Katladıkça kanardı yollar..
dağlar elenirdi sabrımla. Her bekleyişin otağından
örselenip de çıktım. Geldim sana. Aaah..! Gelmedim
mi yoksa?
3/
'' ZORBA VE OZAN '' DURAĞI
YOL İŞARETİ : '' Yoluna toprak olsam, dedi, yol olsam
ölümün kıskandığı biri olurdum..''
sesin nereden geliyorsa döndüm yüzümü. Öptüm
zakkum teninden. Oradan başladım AŞK'a. Seyir
defterime. Yolculuklara.. Oradan girdim seni
saklayan kentlere. Parklara. Yol üstü uğradığım...
Hangi çiçeğe dokunsam, baksam hangi pencereye
uyuyan bir ayışığı ürperir, gözlerin düşer ufkuma
farklı iki ülke gözlerin, geldiğimi sanırım. Aaah..! Gelmedim
mi yoksa?
4/
'' VAZODA TOZLU GÜNLER '' DURAĞI
YOL İŞARETİ : '' Eski fotoğraflarda buluştuğumuz yer
oraya nereden gidilir şimdi? ''
göğüs dekoltali bir gecenin vesikalı(k) zamanı
tek kıl bir fırça ile, yangın yeri bir tuvalin
içinden geçiyorum. dozu yüksek bir aşkla...
iki amfora dudaklarından sızan sevda şırası
yakıyor yüreğimi. Şiirci geldi kızlar diyor
hayat acemisi ' çöplükte açan bir nilüfer '
tüm zamanları işgal etmiş bir şarkı alıp sana
götürüyor beni. Geldim diyorum. Aaah..! Gelmedim
mi yoksa?
ŞİİRCİ*
düşünce düşününce düşüncen
düşünde de düşün düşündüğünce
düşündüğünü düşün,
düşüncen düşünce düşüncene
benim de bir
ABeCe'm var.
çok uğraştım kendimle
bir kol boyu uzaklıktan
hep sesimi aradım.
dünyanın eşiği ile kapısı arasında bir uzun gurbet
haritanın huzursuz, ıskalanmış yerinde bir gedikli zabitim.
·
sen ey mesellerin ahraz kızı
suların aylasında soyunuk güzel
yanlızlık ;
bu düş kurma mevsiminde
dip komşu iki kumru
memelerin gönül yakınım olur
dudaklarımın izi olmasada har-ı lâlezar teninde
müdavimi sayılırım. Gümüş bir aşkın aynalı bir çengelinde
koynundayım
defolu bir ömürle...
01.02.2006
Yunus YAŞAR
Sen hep uykularda mı kendini anlatacaksın
Çitlere takılırken uçurtmanın mavi yüzü
Hep sayıklayacak mısın
Geçitlerde düşürdüğün
bir çocuğun öpülesi gülüşünü
Sen hep fısıldayacak mısın
Söylemeden suya ulaşan şarkıları
Sürgülenip sürgünlüğüne
Eskimiş fotografların silüetlerini mi giyineceksin
Sen hep yalnız adreslerde mi yaşayacaksın.
Sen hep duruşlarınla mı kendini anlatacaksın
Dudaklarının kıvrımında uzayıp giden destanı
Bir yanı uzunçalar yüreğinin geri sarar bir yanı
Bir yanın gün sağarken gecenin memesinden
Sen hep böyle koca sevdaları mı taşıyacaksın.
Sen hep pekmez tadında bıraktığın
Ondokuz akşamlarını
Sedef kakmaly saksılarda mı saklayacaksın
Belki bir gün bir alay turaç sesine
Takılır da gelirsin ellerim bekleyedursun...
toplanılan haykırılan alanlar
şiirlerle, türkülerle, halaylarla coşulan, yankılanan alanlar
toplanmalarıyla anılan, adlarıyla ünlenen alanlar
adları alanlarla anılanlar
ala bulanmış al alanlar
allandırılan alanlar
alanlar birlikteliğin kavraştığı
sevgilerin yoğunlaştığı
özgürlüğün dalgalandığı
albayraklarla allanmış alanlar
adlandırdıkları kentleri anlamlandıranlar
alanlar korkulanlar
yasaklananlar
ıssızlaştırılanlar
anıtsızlaştırılanlar
alkanlaştırılanlar
yaşamsızlaştırılanlar
insansızlaştırılan alanlar
alansızlaştırılan insanlar
alanlar, karanlıkların korkuluğuna dönüştürülüyorlar
bir gün alanlar insanlarını, insanlar, alanlarını alanlardan geri alacaklar
o gün kentler alanlarında, alanlarıyla al anlarıyla yankılanacaklar
Masmavi denizin ile güneşin
Altın sarısı kum ile birleşsin
Kucaklaşır dalga ile sahilin
Tatil şehrisin sen ANTALYA
Görülmeye değer şelalen
Şarıl şarıl akıyor düden
Fabrikasın bacasız tüten
Cennet kadar hoşsun ANTALYA
Oteller pansiyonlar tatilköyleri
Kaplamışlar bütün yerleri
Vatandaşıma en güzel işyerleri
Dünya sana hayran ANTALYA
Yabancılara mesken olmuş
Almanlar peşi sıra dolmuş
Alanya’yı anavatanı yapmış
Yaşıyorlar bağrında ANTALYA
Yüce ALLAH özenmiş yaratmış
Toprağına bereket bağışlamış
Meyveni sebzeni yiyen doymamış
Beslersin Türkiye mi sen ANTALYA
Cadde sokakların kardelen kokar
Muhteşem kalen denize bakar
Demre’de kutsal Noel Baba yatar
Tarih medeniyetler şehrisin ANTALYA
Uçakların biri iner biri kalkar,
Gökyüzünde hayran hayran bakar
İşler kalplerinde birçok hatıralar
Unutulmaz nadidesin ANTALYA
Gez Alanya Elmalı Akseki’yi
Unutma Finike Kaş Kemer Korkuteli’ni
Kumluca Serik Manavgat’ı da görmeli
Hayran kalınır ilçelerin var ANTALYA
Ye kulaklıçorba hibeşi piyazı
Arapaşı çökelekli biber dolması
Ardından gelsin saç kavurması
Tadı damaklarda hala ANTALYA
Gezdim yedim içtim doyamadığım
Uzun yıllar geçti hala unutmadığım
Beşir Demir’im uğruna şiir yazdığım
Rüyalar şehrisin gözümde ANTALYA
Beşir Demir Mardin Kayatepe İskenderun Bremen harisi li mınayzil
21.11.2008 Gönderen: beşir demir Mardin İSKENDERUN Bremen (besir-demir@web.de)
Bilemezsin halimi darmadağınık aklım
Aşktır bu ölümüne sana telli duvaklım
Vurgun yemiş dalgıcım yüreğim iki büklüm
Tam kalbimden nasıl da böyle vurdun be usta
Geldiğim bu son radde sende bitecek evre
Söz ise adın olsun gerisi gayri mavra
Çin Seddi gibi beni kuşattın çepeçevre
Bu sevdayı nasılda tel tel ördün be usta
Yaşadığım zamanda vurulduğum tek ansın
Sana dert uğramasın isterse dünya yansın
Sensiz cümle kuramam noktam sen bendim sensin
Bilincimi nasılda içten sardın be usta
Doktorundan bihaber derman bekleyen candım
Feryadım duyulmadı gamdan yandıkça yandım
Ilgım olmuş çöllerde kaybolmuş kervandım
Yüreğimi nasılda bulup vardın be usta
Özlem resimleriyle doldurmaya albümü
Acımadan mecnuna felek mi çeker pimi
Ağlamayı unutup senle gülen kalbimi
Hasretinle nasıl da böyle yardın be usta
(Eskişehir – 26.07.2007 – 00:21) Kazim UZUN Milli Egemenlik Cad. Osman Akın Apt. No:43/2 ANTALYA Tlf: 0 242 243 11 53 Faks: 0 242 243 84 35
Karşımda Beydağları karlı,
Üstü karabulutlarla kaplı,
Yaşanan karakış,
Ben yatakta üşüyorum.
Dünya dönüyor,
Rüzgarda bulutlar bölünüyor,
Toprak heyela durmuş,
Yavaş yavaş göçüyorum.
Baharda doğa dallara yaprak konduruyor,
Ağaçlar otlar çiçeğe duruyor,
Dostlar iyisin iyisin diyor,
Ben için için çöküyorum.
Sabah erken kalkarım,
Güneş nereden doğacak bakarım,
Kıyamet günü batıdan doğacakmış,
Dert değil üzülmüyorum.
Yaşam sunulmuş bir nimet,
Ne zaman isterse kopsun kıyamet,
Güzellere güzelliklere bakıyorum,
Bülbül oldum dalda ötüyorum.
Dün geçmiş, geri gelmez,
Bugün benimle olsa da yetmez,
Diktim gözümü uzattım ellerimi,
Yarınların düğümünü çözüyorum.
Gel gör…
01.02.2009
Mehmet Şener
Dönüşe bilet kesilir,
Kesen görülmez.
Ecel, yaşanan yeri bilir,
Gelmesi istenmez.
Gemi yola çıkar,
Su almaz,
Motor arıza yapmaz,
Fırtınalar,
Yolundan alıkoymaz,
Yükünü toprağa taşır.
Orada,
Beden,
Güneşe, yıldızlara hasret,
Ruh denen ulviyet,
Giymez kıyafet,
Kimbilir,
Nereye ziyaret.
Doğum uzun,
Ölüm bir anda,
Akıp giden zamanda.
Can bedene yük olmaz,
Kalıcı değil, o handa.
Gelen
Göçer,
Acılar kalır,
Bu yanda,
Değerse.
20.04.2009
Mehmet Şener
Benim gibiyse zikrin,
Demokrasi çok.
Ayrıysa fikrin,
Aradığın yok.
İstersen.
Gündüz, gece bir günün iki yarısı,
Doğum aydınlık,
Ölüm gece karası,
Yerin üstü canlı,
Altı, ölüme açılan kapısı.
Bilirsen.
Alın yazısı silinmez,
Can nasıl gider bilinmez,
Evde, yolda, belde kabul,
Urganda istenmez.
Dinlersen.
Onbeş yüzyıl öncesine takılmak,
Gideceğin yer kara toprak,
Giysin, yirmibirinci yüzyıl,
Neye cep telefonu kullanmak ?
Düşünsen.
Allah, para, erk üç sözcük,
İkinci, üçüncü atmaca,
Birinci aldatmaca.
Sinersen.
Saldırı, yıllarca sürdü büstüne,
Karalar bastı ülkenin üstüne,
“Ey Türk Gençliği” sahiplen,
Cumhuriyetine, Atatürk’üne.
İzindeysen
Mehmet Şener
19.05.2009
Kıyıdayım
Alabildiğine uzanıp gidiyor
Yanı başım
Ve üstüm mavi
Mavinin içinde masmaviyim
Bulutlar
Ak pak bulutlar sökün ediyor ansızın
Kimi mızrağa benziyor
Kimi perçemi ak küheylan
Sanki kayıyor altımdaki kumlar
Doludizgin paramparça bulutlar
Bulutlar bulutlar
Alev alev yanıyorlar
Haziran 2006 Antalya
Gümüş bir kerhiz akardı çocukluğumuzun üzerine
Yararken gün Erek dağının lacivert göğsünü
Yükseklerde uşkun,sırmo
Aşağılara dolandığında
Yarpuz kokardı
Hayal meyal bir kır akşamında
Dalıp gitmişken
Ahmet Arif’in Otuz Üç Kurşun destanına
Şaplorenz teypte Kemal Burkay’ın Hadi Gülümse dizeleri
Sezen’in sesinden
Bölerdi sessizliğimizi
İşte o akşamların
Tutsaklığıydı içimizde
Kimimiz yok yere zindanlarda
Kimimiz amansız takiplerin gözaltında
Kimimiz de sözde hürriyetlerin kilidi altında
Laldık
Dolanmazdı ağzımızda dilimiz
Coşsa da damarlarımız Kızılırmak gibi
Şavkı göklere vursa da ışık taşıyıcılarının alın teri
Kördük,görmezdeydik
Ta ki silkelenince üstümüzden ölü toprağı
Bir bilge öğretmenle tutuştu belleğimiz
Yasakçı kütüphane memurları inadına
Bir bir belledik Nazım’ı,Yaşar Kemal’i
Ahmet Arif’i,Hasan Hüseyin’i
Kaçakçı Şahan çığlığında Bekir Yıldız’ı
Ve ötekilerini
Tırpanlansak da kimi zaman
Toprağın altında pusuya durmuş tohum gibi
Bir iken bin olduk çoğaldık
Yediveren çiçekler gibi
Kara gevenler inadına
Güneşin ışığında boy verdik
HAZİRAN-2006-antalya
Dönüyor göğün içinde
Gün ortasında bulut gibi ay
Ve sayısız tepelerde yeşil yağmur kirseti
Eyvah duydun mu?
Değişiyormuş yeryüzü iklimi sevdiğim
O bildiğimiz tat yok biliyorum
Ne kiraz da, ne nar da,
Ne de yarin al yanağında
Toprakta yanıltılıyormuş meğerse sevdiğim
Karbonmonoksit yüklü ölüm bulutları gibi…
Haziran 2009 Antalya
Bırakırsak umursamazlığı
Silkinirsek aymazlığın tembelliğindenSıyrılırsak yoz yönlendirilmelerden
Koyun olmaktan kurtulursak
Eleştirmekten çok üretirsek
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli güzel günler
Uzaklaşırsak düşlerinden ekranların
Anımsarsak kitapları
Anlarsak tek düşmanın bilinçsizlik olduğunu
Unutursak yorgunluğumuzu yurtsever söyleşilerinde
Ah bir anlarsak lafla peynir gemisi yüzdürülemeyeceğini
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler
Uzak durursak iki kere iki beş eder saçmalığından
Bırakırsak gelen ağam giden paşam safsatasını
Eritirsek karanlığın örümceklerini bilimin potasında
Taşırırsak emeğin bereketini güneşin sofrasından
Yırtarsak ufuklar üzerine serilen kara perdeleri
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli güzel günler
Biz ki devamıyız koca çınarların yem yeşil köklerinin
Dünü rehber,bugünü yaşam,yarını gelecek kılanların
Bağımsızlık türkülerinin ta yüreğinde beslenmiş
Kimi zaman Köroğlu, kimi zaman Şeyh Bedrettin
Ve kimi zaman Yunus, kimi zaman Mevlana olmuş
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler
Ey gönlümüzün bahçesini yaratan halkım
Muştularında hürriyet destanı yazan
Kanımızda barışın hücrelerini çoğaltan
Umudumuza dağları yıksa da ışığın düşmanları
Kızılırmak,Yeşilırmak gibi gürül gürül akacağız
Ve inanın inanın
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli güzel günler
Haziran 2006/antalya
Gedik, yarık, yırtık, delik,
Bazen atılan çentik,
Gedik yükseklik.
Çık Eren gediği’ne,
Yaylayı sahili görürsün,
Yürütmenin kapısını açma,
Yalanı, talanı ürkütürsün.
Derler,
Evin eksiği gediği bitmez,
Ülkede sorunlar,
Artar eksilmez.
Terör akrep olmuş,
Huyudur sokar.
Yürütme,
Kuruluşları satar,
Borçlar arttıkça artar.
Demokrasi diyorlar,
Konuşan ağızlar,
Egemenlik çalanlara,
Zor yaşam yoksullara.
Onlar gidiyor kasaya,
Millet düşüyor tasaya.
Herkesin freni patlamış,
Çarpmak üzere kayaya,
ABD taş koy arabaya.
Nefsi bozan zenginliğin
Ahlakı tüketen yokluğun
Yaşandığı bir ülke.
02.05.2009
Mehmet Şener
Rüzgar yaprağı
Yaprak dalı
Dal ağacı kımıldatır
Uzar gider hayatın kökleri
İp ince yüzlerce kıvrımında toprağın
Sessizlik sesini yeşertir
Kalabalıkların en derin yalnızlığında
Birikir sabrın çarkına vurulmuş umut
Erirken karanlık,ışırken seher
Kındaki suskun kılıç
An gelir ki
Çekilir binlercesi
Bir bayrak gibi
Gayri bilenir zül umun kağıttan kalelerinde
Ve o yitti sanılan ses
Sessizce
Sessizliğin sesidir artık
Gürül gürül akan bir ırmak olur
Akar isyan günlerinin yüreğine
Ne bent dinler
Ne de bentler.
Biz sigara kağıdıyız
Umutlarımız tütün
Sarıp sarıp yakarlar acımasız
Dudaklarında keyif
Dumanlarında hiçiz
ŞAHİN AKÇAP(Temmuz 2009-Antalya)
Su yürüyor sanki ayaklarıma
Kalk diyor bir ses
Vakit köklere uzanmak vakti
Avuçlarımda dağ kokusu
Nane,kekik kokuyorum
Anlıyorum ki yolculuk vakti
Anadolu’nun bağrına bir ok gibi saplanacak
Nice sıla özlemli yürek gibi yüreğim
Dağları,ovaları aşacak,kıyılardan geçeceğim
Sarp yamaçlarda gül yüzlü çoban çocukların selamında
Belki bir konaklama yerinde asırlık yurdumun sularında kanacağım
Memleketim
Acıyla,ağuyla yoğrulmuş memleketim
İhanet hançerleriyle kanamış
Çiğnenmiş,satılmış,paylaştırılmış
Ama tek bir karışı çiçeksiz,dölsüz durmamış
Yediveren özgürlük çiçekleriyle bezenmiş
Bizim oraları yok mu bizim oraları
Mavinin ikizleştiği yüksek denizin yurdu
Güneyinde Artos dağı,boz bulanık Şamran suyu
Doğuda Acem yurduna sırtını dayamış lacivert Erek
Süphan,Tandürek hey gülüm
Ve karıncanın su içtiği Van Gölü
Bekle, leçeği mavi boncuk işlenmiş yaşlı anam
Dorukları usulca erimeye yüz tutmuş dağlarım
Yoksul,yalnız toprak damlı evlerin köyleri
Kenarı yarpuz,tere tutmuş dereler
Hasretim motorların yakıtı gibi tutuşup
Pistonlarını çalıştıracak uzun yol otobüslerinin
Bekle,barışın,sevginin,hoşgörünün bilge kadını anam
Gün batımından
Gün doğumuna yolculuk vaktim
Anadolu’yu bir baştan bir başa kat edip
Ellerinden öpmeye geliyorum
Bilesin,yolculuğum hasrete yolculuk
ŞAHİN AKÇAP
(Temmuz 2009 Uşak)
Biz kimiz
Kaç kişiyiz
Siz kimsiniz
Onlar kim
Kim onlar
Kim bunlar
Hepsi insanlar
Birbirini beğenmeyen
Hep tenkit eden
Kusur arayanlar
Sarışını, esmeri
Çalışkanı, tembeli
Dinlisi, dinsizi
Hepsi birer varlık
Dünyadan gelip gecenler
Ne geldikleri yer
Ne gidecekleri yer beli
Gözlerini açarlar
Gözlerini kaparlar
Birbirlerini yemekten
Yaşam biter
Farkına bile varamazlar
Gülçin Kaçar
Ve ötesi görülmeyen gecede
Tan yeri kıpkırmızı görüldüğünde
Tüm acılar
Ve Sevinçler gün yüzüne çıkacaktır.
Üzülmeyin can çekişen çiçekler için.
Gözlerimizi, tüm gerçeğin gerisinde kalarak
Yarının, güzellikleri için 'gözlerimizi kapatalım geceye
Ve
Tüm sokakta kalanları düşünerek iyi geceler dileyelim,
Kendimize…
Yıldızlardan salıncak yapalım
En mutlu biz olalım gözlerimizi kapatırken geceye
Yok olan meşe ağaçları için
Pekte üzüntü yaşamadan
Ve iyi geceler dileyelim kendimize
Beton yığınları arsında yaşadığımızı ,
Yasal olmayan yasal ortamların yartıldıgını unutarak
En güzel gece için,
İyi geceler dileyelim kendimize
Hatta ve hatta
Birde eskilerden bir şarkı mırıldanalım sessizce
Ahh eski İstanbul diyerek
Gözlerimizi
Bebekler gibi, masumca kapatalım
Deniz de ki yakamozları anımsayarak
iyi gecelerde kalalım.
Kediler koşturuyor sokakta
Nedir istekleri
Mır mır ediyorlar
Gecenin sessizlıgnde canhıraş bir bağırtı
çöp bidonlarıyla savaşıyorlar
Bir yanda kedi diğer yanda aç insan
Elinde poşet
Kediyle paylaşıyor zengin sofradan arta kalan ekmeğini
Çöpten çıkan bir parça peyniri
Hadi kapatalım gözlerimizi
Ve kendimize
Okkalı bir iyi geceler dileyelim.
İyi geceler ulusum
İyi geceler karnını tıka basa doyuranlar
Ve, ve iyi geceler sizlere yalancılığı başarı sayanlar.
Sapkınlar. Vatan diyerek, ulus diyerek kıs kıs gülenler.
kendini aldatanlar. Ve uyuyanlar!!!
Hadi kendimize tüm riyakarlıktan arınmış iyi bir gece dileyelim.
iyi geceler yüreğimde sakladığım isimler.
hamdolsun benim le kalan sadık geceye,
benden alamadıkları tek geceme
iyi geceler...iyi geceler...
27.11.2008
Zenep aydınlıoglu
Ne zaman bir sıkıntı sarsa ülkemin maviliklerini
Çapraz ateşe tutulsa umutlarım
Ve ne zaman hain bir elin hançeri yırtsa yüreğimi
Kurusa damağım
Subaşındaki bir çift güvercin ürkekliğini yaşasam
Elim ayağım tutmaz olsa
Düşüncelerim ilmik gibi sarılsa nefesime
Nazım’ı,
Ahmet Arif’i çağırırım imdadıma.
Cesaret olurlar yüreğime, Yaralarıma merhem umutlarıma türkü.
İşte o zaman şahdamarımda dolaşır kanım
Ve yaşadığımı anlarım.
ŞAHİN AKÇAP
Antalya Ağustos 2009
Yaratılmışların yaratanı Odur,
Alemde o kurucu koruyucudur,
Ona inanmak ahiretin yoludur,
Öyle öğrettiler bize önce gelenler.
Ne yerde ne gökte mekanı bulunmaz,
Doğmamıştır doğurmaz,
Nesilden nesile geçmez,
İlkellik böyle sürmeseydi,
Tansık (mucize) olurdu.
Gönderdiklerinden öğreniyoruz,
Adem ile Havva çıplak indi,
Dişileri şimdi biz örtüyoruz,
O giydirip gönderseydi
Tansık (mucize) olurdu.
Söylerler önce ruhları yarattı,koydu saldı,
Onca vücut bir kaptı,
Sırası geleni koydu saldı,
Kalıp kullansaydı
Tansık (mucize) olurdu.
Vücut ruh bulur,
Uzun, kısa, zayıf, şişman olur,
Bazen da sakat, hastalıklı,
Bu haksızlık sorulsaydı,
Tansık (mucize) olurdu.
Adı can verdim oluyor,
Dünya doluyor boşalıyor,
Cennette huri kızlarından önce,
Deseler ki arafta meyhane kuruyor,
Tansık (mucize) olurdu.
Nemrut İbrahim’i ateşe attı,
O gül bahçesi yaptı,
Mısır’ın yolunu açtı,
Karısı cariye, kendisi köle olmasaydı,
Tansık (mucize) olurdu.
Musa Nil’den tutuldu,
Saraylarda uyutuldu,
Gerçek saklanamadı duyuldu,
Kızıl denizi geçmek için asası bir gemi olsaydı,
Tansık (mucize) olurdu.
İsa’yı oğlu bildirmişti,
İncil’de öyle dillendirilmişti,
Çarmıhta çiviler ateş olsaydı
Tansık (mucize) olurdu.
Muhammet benim ruhum dedi,
Yeryüzünü aydınlatsın istedi,
Övdü, görevlendirdi,
Elektriği ona buldursaydı,
Tansık (mucize) olurdu.
Sondan sonra öne çıkanlar,
Pir oldu, derviş oldu, şeyh oldu,
Toplumları yakanlar bunlar,
Bir bilebilseydi neler soldu,
Tansık (mucize) olurdu.
Olmuşların gerçek yapısını,
Bildik sözcüklerle açtım kapısını,
Elim kağıt, kaleme ulaştı,
Silebilseydim yaşamın pasını,
Tansık (mucize) olurdu.
Ahirete tek kapıdan geçilir,
Cennet cehennem var bilinir,
İnanmayana kafir denir,
Sırat köprüsü ölçü konmasaydı,
Tansık (mucize) olurdu.
Mehmet Şener
Nasılda değişirmiş zaman
Aynanın içine yansıyan yüz
Taş da değişirmiş
Akan ırmağın yatağı da
Sanki uçan bir kuş gibiymiş ömür
Mekansız ,uçarı
İzi kalırmış yüzlerde yılların
Keder ki ,kanayan yürekte çentik
Bir toz bulutu içinde sanki yüzler
Ya da kalın bir sis altında
Seçilmez ışığı gözlerin
Sesler anlaşılmaz
Zamanın içindeyim
Akıp gidiyorum
Bent dinlemez bir ırmak misali
İzim, tozuma karışmış
ŞAHİN AKÇAP
Van- Temmuz 2009
Bir yıldızım vardı göğün içinde
Göz kırpınca
“Aha seviyor beni, işte işareti.” derdim.
Bulutsa gökyüzü
Yağıyorsa yağmur,kar
Görünmez olurdu
Bilemezdim sevip,sevmediğini
Bir yıldızım vardı gölün üstünde
Ay kadar parlak ışığı vardı
Bakardım melül melül
Yüzünü görürdüm sevdiğimin
Bütün yıldızlar kayar giderdi
Bir o kalırdı sanki
Etrafında binlerce yılduz
ŞAHİN AKÇAP
Van- Temmuz 2009
Bir köy yolundan geçiyoruz
Yarpuz kokuyor ince akan suyu
Çocuklar selam veriyor
Geride toz bulutu bırakan arabamıza
Harman yerinde duruyor,selamlıyoruz alı terini
Elini yüreğinin üstüne koyuyor
Gün yanığı yüzlü yorgun köylü
“Hoş gelmişsiniz,sefa getirmişsiniz.” diyor.
Bir köy ki yaslamış sırtını
Bulutları doruklarına siper etmiş Erek Dağına
Ceviz ağaçlarının dalları seyrediyor yücelerden
Van Gölü denen yüksek denizi
Alıcı kuşlar harman yeri yağmasında
Kişeliyor elindeki sopasıyla kargaları yaşlı kadın
“Rızkımızı almadan, rızk vermeyiz!” diyor
Aldırmadan gülüşmelerimize
Türküsüz geçilir mi hiç köy yolu
Selamsız geçilmediği gibi gül yüzlü canlardan
Türkümüzü söylüyoruz hep bir ağızdan
Sanki kulak kesilmiş gibi duran dilsiz dağlara
ŞAHİN AKÇAP -2009 Temmuz-Van
Kararıyor
Giderek bilincimdeki ayna
Aydınlık yüzlere gölgelere dönüşüyor
Renkler
Yitip giden dün gibiler
Kararıyor sanki ışığı
Zalim bir sis perdesi çekilmişçesine
Yüreğimde son kalan resimlerin
Hani gelip geçtiğim sokaklardaki o eski yüzler
Azalan nedir söyle ey gönlüm, eksilen ne?
ŞAHİN AKÇAP
Seni düşündüm
İlk sevda heyecanı gibi
Ne avuç içlerim terledi
Ne de yüreğim
Yavru bir kuş gibi çırpındı
Anladım ki
Yoksun
ŞAHİN AKÇAP
Eskiden bir liman kentinde yaşardım
Akşamüstleri inerdim sahile
Aniden bir rüzgâr eser
Devirirdi saçlarımı…
Gözüm uzaklarda kızıllığı seyrederken
Birden kucağıma pervane gibi inen
Yapraklara takılırdı…
Gözlerim sonra…
Açılırdı birer birer geçmişe
Söz geçiremediği ne var ne yoksa gelirdi aklına
Bir çırpıda korkak kuş olur
Kaçardı ardına bakmadan
Sayfalar yeniden son halini alırdı
Sen öyle sakin/ sessiz durduğuma aldırma
Kolay değil alışmak sensizliğe yeniden
Elimden düşüremediğim bir romandın eskiden
Saklayıp bir köşeye koyduğum…
Bir resim çerçevesinden bakan gözlerinin
Maviliğine daldım yalnız kaldığımda…
- Günlük tutan delilerin
dikkatine -
7 Nisan 2008, PAZARTESİ
yerinde yoktu deniz. yatağında bir çöl yürek
aşkla taşıp basıyordu meseller çanağını. yan
yatmış çöküyordu dibe düş mezatları. silindi
pedal sesler. bir harlı kapı kaldı eksik yöne
açılan. çook uzağa düşmüş o k/arlı ev bir de...
bir de saba kuşu. kanadında is ve alev topu
'' her durakta bir gözyaşım kaldı '' demiştiniz ya
yürüyor tutunarak. peşin sıra bir de ben. canı
bir elinde, öbüründe can evi. şebnemin düştüğü
vakit.
13 Mayıs 2008, SALI
yaşanılanı anlatmıyordu yazılan tarih. ölümün
ilk mucidi tanrıların kıymıklarıydı, tutuşturul-
mak üzere sürülen aşkın altına.
bu yüzdendir; uçmaya hazır suyu savuran kül...
18 Haziran 2008, ÇARŞAMBA
iyi baktınızı mı çocuğun yaptığı resme?
huzur arayan hayaletler gibiydi rüzgârın önünde
sürünen yaprak.
ağacın gövdesini sorgulayan zaman: aylak
bir ağaçkakan.
24 Temmuz 2008, PERŞEMBE
gözdiliyle yaptığınız o içten sunu:
bir kadının memesinden taşan baldıran
ve adımın geçtiği bütün sözcüklerin sonu
buzul sessizlik.
29 Ağustos 2008, CUMA
işi bitince sıvışıp giden kadınlar gibiydi
belediyeler:
yarım kalmış aşklar kurumu aracılığıyla dağıtıyordu
vaatlerini.
27 Eylül 2008, CUMARTESİ
ayrılığa ayrılmış zamanların tümü kamulaştırılmalı:
bilinmeyen bir adanın kıyısına alınmalı/ sevişmeler
müzayedesi.
krizi bahane etmesin hayat...
26 Ekim 2008, PAZAR
yüz' ölçümünden düşülmeli/ kadın eli değmemiş tüm
seramik dudaklar
azaltmıyorsa acıları...
Yunus Yaşar
Aşkın çiçek açsın git baharlarda,
Sevdam tutukludur benim Hüda da
Bir anı olarak kalsın bu aşk ta
Kusuruma bakma sen Antalyalı
Uysal değil bu kalp çıldırır bazen
Sana yer veremem deli kalbimden
Seni koklar iken üzerim birden
Kusuruma bakma sen Antalyalı
Beş parasız ömür deli kimliğimle
Mutlu olamazsın inan benimle
Git diyorsam işte sözümü dinle
Kusuruma bakma sen Antalyalı
Yıldızım ol benim yüce göklerde
Seni seyredeyim gecelerimde
Kırma beni hadi kabul et sende
Deli benim adım can Antalyalı
Ey gül dudaklı can, zeytün benli kız
Ahu gözlü dilber hilal kaşlı kız
Anlasana kalbim kelepçeli kız
Deliyim ben deli Antalyalı kız…
Ahlen, 25.12.2009
Yazı kışı bir arada,
Zenginiyle fakiri orada,
Niceleri kral gibi yaşar Antalya’da,
Kimi çöpten, kimi havadan kazanır,
Kimi gururlu minnet etmez eşe, dosta,
Belki anası, belki bacısı hasta,
Giyinir insanlar eşe dosta,
Birçok insan var hasta mı hasta,
Bilmem kaçı gider eşe ve dosta,
Bir yüzü açık dünyaya,
Yaşar yaz ili kışı orada,
Komşu ölmüş birçok insan yasta,
Sorunlar büyük birçoğu Kaş’ta,
Suları çok, akar hep boşta,
Kültür Şehri Antalya, bazan yasta,
Nice değerler yatar, boşlukta,
Herşeyi bol ekmek aslanın ağzında,
Çoğu gezer susuz,
Sulu deresi ile bollukta,
Sığmaz şehir kabına, yolları daraldıkça,
Yurdun her köşesinden insanlar gelmiş,
Çokları boşlukta,
Güzele gerek yok, istemez giyim,
Antalya’da herşey var,
Yeter ki kıymet bilelim.
Ararım Bir Dost Eli
Ararım bir dost eli dost olmak için,
Kalmadı zaman bir dost bulmaya,
Bir orada bir burada,
Çerçici, gezginci misali,
Bazan dağlarda, bazan bağlarda,
Berrak düşünürüm yıldızlı gecelerde,
Duru gelir çoğunluk yalnızlık,
Kimbilir, vardır benim gibi de.
Alışmıştım yaz ile kışa,
Baharla sonbahar iki ayrı mevsim,
Yaşar oldum gündelik dört mevsimi,
İster sev, ister söv,
Mevsimler gibi oldu insanlar da,
Bir gün yaz, aynı gün boz,
Bozulur oldu nesiller,
Kalmadı ortada mertlik,
Dostluğu hiç sorma,
Belki bir kenarda garip mi garip,
Çoktur dostum diyen,
Verirsen postu,
Var imiş sayısız dost,
Taşırsın kırk gün,
Sandalyayei omuzunda,
Sakın of deme,
Of diyenler çok olur, kalmaz sıra sana,
Alırsan altına sandalyeyi,
Yoktur iyisi senden,
Hayat böyle herhalde,
Oturmak varken sandalyeye,
Alma sakın omuzuna.
Mustafa Dumlu
Ahlen, 16.01.2010
Çöpten Nafakasını Temin Etmeye Çalışanlar
Dünya bu,
Kimi terler ekmek parası kazanır,
Kimileri kabadayıdır geçinir,
Kimileri masa başında sineklenir,
Kimileri pinekler dolaşırlar etraflarında,
Kimileri dilenir sokak başlarında,
Kimileri dolanır ;
O çöp benim, bu çöp benim,
O gurur ve mağrurlu başlarıyla.
Bakmak lazım,
Bakarken görmek ve düşünmek,
Bunlar da bizim insanlarımız,
Onlar da Allah’ın kulu,
Dünyamız ortak evlerimiz ayrı,
Düşer binlercesinin yolları ayrı,
Bir son vermek gerek bu işe gayrı,
Ekmek çoook, açımız ona keza.
Bakarım hep bir ayrı gururla,
Hayranıyım o gururlarına,
Alın teri, emek, uğraşı,
Kimileri bakar tiksinti ile,
Bilmem kimlerdir tiksinilecekler,
Yok ki dayıları, emmileri,
Sevmezler yalakalıkları,
Harman tozunda kalmışlar misali,
Hep ararlar birşeyler çöplerden,
Ekmek parası, nafaka.
Mağrur ve gururludurlar,
Tenezzül etmezler dilenmeye,
Hele hele hiç çalıp çarpmaya,
Hep görürüm onları,
Oralarda buralarda,
İçimde bir burukluk,
Seyrederken balkonda,
Gencini, yaşlısını, kadını ve kızını,
Bir burukluk sarar içimi,
Yoktur cesaretim vereyim eline,
Korkarım kırılacak gururu diye
Uğraşırım içlerini okumaya,
Zordur anlamak insanları,
Kimbilir neleri düşünürler,
Her gördükleri yerlerden,
Çoğu anurlu ve kibirli insanlardan,
Bilirim bakar bir çokları nahoş,
Çokları zaten onlardan birhoş,
Kimisi öyle sarhoş,
Kimisi varlıktan meyhoş.
Ülke büyük, sınırsız olanaklarla
Yoksulu ve fakiri on binlercesince,
Gerek her bir insana bir dam,
Sıcak bir yuva çocuklarıyla,
Yetmez sadece demek , dua etmek,
Yer-yurt sağlamak bu insanlara,
Yol yordam göstermek,
Öğrenmek gerek beraberce paylaşmasını.
Mustafa Dumlu
“Ulan bilader sorma dün başıma geleni:
Canın çekmesin, “öküz helvası” yapmış avrat.
Tereyaayıla da doldurmuş mu göbeeni,
Ööle bi gözel olmuş, yeme de yanında yat…
* * *
Curk curk deyi helvayı indirike mideye,
Dememişin avrada “eline saalık” deye…”
“Zıkımın kökünü ye! Canalıcı ye emi! ”
“Deme mi onca yıllık avradım İrebiye? ”
Bi hoş oldum bilader, helva bunnumdan geldi.
Bi hışımla tepsiyi sofradan çekdi, aldı:
“Çocuklar alın bunu, siz içerde yen.” Dedi.
Ben de çekildim emme aklım helvada galdı.
Dadına doyamadan dedim “Elhamdürüllah.”
Evde durulmaz gaari, gediyom ben eyvallah…
Deep gakdım ayaa, tam kapıya vardıımda:
Bi şey oldu bacaama, “Yetiş avrat, Bismillah! ”
“Ay adı batasıca, ödüm sıddı neyin var? ”
“Şalvarın hu cebinde sanki bişey gımılar…
Avrat möömsemeden, bunnunu gıvırarak:”
“Büre getirmissindir o gavelerden hazaar…”
“Çabık ol İrebiye, guyruklu bu heralda…
Sık bakaan hu cebimi, galın bi çabıt al da…
Bön bön bakınıp durma, tokadı goocaan şindi.
Dün birin öldürdüüdüm, arka odada çulda…”
O gorkuula çıkdııdı, almış goca bi peşgir,
Dedim, olur o işda, hadi bekleme, getir.
Boyuna gımıldaayor, cebimin hurasında
Eyi dut da sokmasın bi yerimi hu kafir…”
“Dutdum emme nasıl den, buna “guyruklu” deyi
Bu taa böyük bi şey guyruklu olsa eyi…
Titireeyor ölücek heral, can çekişiyor,
Öldürürsem garışman, hak etdim bi küpeyi…”
* * *
“Bi düşündüm bu yaşda yakışmaacak heç ölmek,
Taa golay gibi geldi, avrada küpe almak…
Soona, ulan bilader, “guyruklu sokdu, öldü”
Dedirtmekten kötü mü bi küpeye fit olmak? “
* * *
“Öldürdüm, gorkma gaari, galmasın sende şüpe,
Yarın en eyisinden isderin emme küpe…
Gandırırsan affetmen, annadırın herkeze;
Söz verdin bak bi kere, un serme sakın ipe…”
“Söz işda, tamam avrat, boş ver de ipi, unu,
Çıkar da bi görelim şunun ne olduunu…
Yoosa görüceksin sen ııcık soona gocanın
Guyrukludan gurtulup, marakdan öldüünü…”
“Gorkundan ıslatdın bak şalvarını,donunu,
İnsan bi iş yapdıında hesab eder sonunu,
Neden sakladın benden çenesi çıkasıca,
Söyle ne zaman aldın, bu cep telefonunu? ”
* * *
“Ne bileen ben bilader, indirimin sonuumuş,
Bakdım hoşuma getdi, hem de gampanyalıımış,
Aldıım çocuk, ayarı meğer “sessiz”e almış
Gorkudan işeddiren o cep telefonuumuş…”
(24.01.2009 – Alanya)
İhsan Gürbüz
Hey gözünü sevdiğimin Alanya'sı,
Hey başımın belası...
Ne senden geçebildim,
Ne bıraktın yakamı...
Ne eski senden eser kaldı,
Ne benden.
Ama seni yaşadım,
Seninle yaşadım...
Beyaz badanalı, mor begonvilli evlerini
Unutamadım,
Unutmadım...
Zakkumlara boyandığında başka güzel,
Mimozalar açtığında başka güzeldin...
Yasemin kokulu sokaklardan
İskeleye akşam turuna çıktığımızı,
Yakamoz'da denize karşı muhabbet ateşini yaktığımızı,
Sohbetini özlediğimiz dostlardan
Gelen olur umuduyla
Yollara baktığımızı
Unutamadım,
Unutmadım...
Cüce Gazozu'nu,
Bamyacı Dondurması'nı;
Zengin oğlan-fakir kız
Aşklarına ağladığımız
Kadağan Sineması'nı
Unutamadım,
Unutmadım...
Neydi o günler..
Bir dostun eline diken batsa
Acısını duyardık;
Dinek'te biri ölse,
Hasbahçe'den koşardık.
Ne lüks arabalarımız vardı,
Ne halk otobüsleri.
Sefer tasları gibi
Kat kat olmasalar da
Şimdikinden yakındı
Eşin-dostun evleri,,,
Migroslar, Afralar, Metrolar yoktu, ama,
Bakkal Hasanlar vardı.
Paramız olmasa da
Halden anlardı.
Ne kefil isterdi, ne kart sorardı...
Çok candan davranırdı,
İçi-dışı bir idi...
Namaza gittiğinde,
Bir tahta sandalyeydi
Kapısının kilidi...
Zenginimiz hatırlı,
Yoksulumuz da toktu.
Pazardan artık sebze-meyve
Toplayanımız yoktu...
Hamburger'i, Pizza'yı belki duymamıştık bile;
İçli Bazlama yerdik,Tuluk Ayranı ile...
Labada Sarması,
Kabak Çiçeği Dolması,
Isırgan Otlu Börek,
Çağla Cacığı...
Canın çekti değil mi,
Hey Alanya çocuğu? ...
Kış gecelerinde yenen tatlıların en hası:
Nasıl unutulur Öküz Helvası.....
Gözümüz Karagedik Muzu'ndan başkasını görmezdi.
Hormonlu yiyecekler kapımızdan girmezdi..
Bir başkaydı kokusu limonun, potakalın,
Daha canlıydı rengi yaprağın, dalın...
Dolaşırken çarşıda
Süslü faytonların nal sesleri gelirdi.
Bir de Demircilik'te
Karazor'un demirci dükkanından,
Çeliğe su verirken söylenen
Türküler yükselirdi...
Gürültüsü duyulmazdı barların, diskoların,
Alkol su gibi akmazdı.
Değeri her gün yükselmezdi, Mark'ın, Dolar'ın,
Kiralar canımızı yakmazdı...
Senlik-benlik uğruna
Kimse kimseyi kırmazdı.
Rant kavgası yüzünden
Mafya adam vurmazdı...
Geçmişimin üstüne çöktü betondan devler...
İtildi,
Yıkıldı,
Yakıldı canım evler...
Yakışmadığı kesin
Alanya'ya bu devlerin...
Sıcaklığı yok çünkü, hiçbirinde,
Cumbalı, sedirli, dantel perdeli
Eski evlerin...
Hey gözünü sevdiğimin Alanya'sı,
Hey başımın belası...
Ne senden geçebildim,
Ne bıraktın yakamı...
Seni yaşadım,
Ve sende yaşıyorum.
Her şeye rağmen
Adını, adımla birlikte taşıyorum...
İhsan Gürbüz
(02 Ocak 2003 - Alanya) ('SİTEM' İsimli Şiir Kitabımdan)Ağustos 2006 - Alanya
Şeref şöhret için olmuştur uşak
Namus iffetsizce dolaşır kucak
Çıkarın elinde mertlik oyuncak
Midem bulanıyor of! kusasım var.
Dini maske yapmış utanmaz surat
Siyaset çıkara olmuştur fırsat.
Yalana dolana saklanmış murat
Midem bulanıyor of! kusasım var.
Baktıkca kızarım ben bu âleme
Öfkemi gömemem derin gönlüme
Şikâyetim vardır arif halkıma
Midem bulanıyor of! kusasım var.
Çok şeyler beklemiştik, çok şey ummuştuk senden,
Vazgeçtik, bize eski halimizi geri ver.
Çok çektik kendisini zeki sanan insandan,
Akıllıdan faydalı delimizi geri ver.
Makinan ve fabrikan sattı bizi yarına,
Çalışmayı özleyen elimizi geri ver.
Gökkuşağını aldın, gri verdin yerine.
Bıktık; yeşilimizi, alımızı geri ver.
Televizyonu aştık, radyoya karnımız tok,
Muhabbetimizi ve dilimizi geri ver.
Mösyöden, madamlardan, bize hiçbir fayda yok
Fatma, Osman, Hüseyin, Ali'mizi geri ver.
Ciğerimiz çürüdü, gripten, öksürükten,
Klima istemeyiz yelimizi geri ver.
Düşmüyor üstümüze bir damla yağmur gökten,
Barajları dolduran selimizi geri ver.
Denizleri taşıran gemilerin gelmesin,
Nazlı sandalımızı, salımızı geri ver.
Varsın yüksek olmasın, varsın göğü delmesin,
Kervansarayımızı, yalımızı geri ver.
Ruhsuz, kokusuz, yapay çiçekler istemeyiz.
Kelebekli, arılı, gülümüzü geri ver.
Çikolata, krema, kola, jöle sevmeyiz,
Mis kokan çayımızı, balımızı geri ver.
Döküm heykeller gibi ağaçları izledik;
Budaklı, kozalaklı dalımızı geri ver.
Kurt-kuş, yuvalarını, biz, gölgeyi özledik;
Ulu çınarımızı, çalımızı geri ver.
Kredi kartlarınla yaktın milletimizi,
Sen bize bitirdiğin pilimizi geri ver.
Çözemedi bir türlü dostlar iletimizi,
Postayı, zarfımızı, pulumuzu geri ver.
Kanser etti boşuna şu deterjanlar bizi,
Ninemin kullandığı külümüzü geri ver.
Şampuanlar bitirdi yıllardır saçımızı,
Defne sabunumuzu, kilimizi geri ver.
Sevemedik bir türlü konçertoyu, aryayı
Bağlamayı, mızrabı, telimizi geri ver.
Yok oldu Kuş Cenneti, kirlettin Marmara'yı,
Masmavi denizleri, gölümüzü geri ver.
Bize gösterdiğin yol barut ve kan nihayet,
Barış diye tuttuğun kolumuzu geri ver...
Ey tek dişli canavar, ey zalim medeniyet (!)
Yunuslu, Atatürklü yolumuzu geri ver...
(12.10.2008 - Alanya)
Ahlen, 11.07.2009
Bir rüya gibidir pencereden bakarsın,
Bazen bulut, bazen yağmur,
Gün olur bir tufan gibi,
Gökten iner yağarsın.
Bazen de bir sessiz gemi,
Bulutsuz bir havada,
Bir kelebek gibi sessizce,
Bazen ümitli, bazen de ümitsiz,
Giderken sakin düşüncelerinle,
Dalmış giderken,
Bazen bir selam, bazen de bir kuş sesi,
İrkilirsin bir anda,
Uzaklaşırsın kendinden,
Gördüğün, düşlediğin,
Hayal dünyan bile bulutlanır,
Hissederken yalnızlığın,
O sessiz geminin içinde.
Yaşamak güzel, her şey güzel,
Sakinliğini korurken,
Bazen huzur, bazen de huzursuzluk,
Giden o sessiz geminin,
Çekince kafayı,
Bazen ağlar, bazen de gülersin.
Yaşanmaz sade duygularla,
Direksiyon başında sen,
Gerçek bir yanda, sen bir yanda,
İster denize sür, ister dağa,
Dedim ya, direksiyon sende,
İster selamete, ister necasete.
Biz insanoğulları,
Hem yapar, hem yıkarız.
Yıkmak kolay, yapması zor,
Harcaması kolay, kazanması zor,
Ömür kısa, hayat tatlı,
Olur bile bazı bazı bal acı,
Pişirilmiş koca bir kazanda,
Tatlı mı yemek tatlı,
Attın mı bir kaşık fazla tuzu,
Acı mı acı.
Sinek küçük mide bulandırır,
Mideler var onu kaldırır,
Mideler var açlıktan dolandırır.
Estin, gürledin, yağdın,
İyi kötü günlerini yaşadın,
Bir devir gelir geçer,
Yaşar herkes gününü.
Yağarken yağmur,
Sel suya karışır,
Durulur sular, bir sessizdir ortalık,
Bir de bakmışsın,
Yolun sonundasın,
Sessiz geminin içindeki SEN.
Ahlen, 17.01.2010
Bu Mezarda Sevdiklerim Var
Göçüyorlar birer birer
kimileri bakar bakar geçer
kimileri dualar ederler
kimler geldi geçti bu köyden
kimileri iyiyi, kimileri kötülüğü seçti,
bir köprüdür yoktur kaçamağı
ister zengin ister fakir
ister zalim ister mezalim
ister bakan ister yere bakan
çokları vardı yürekler yakan
gittiler birer birer..
Türküler söylediler yanık yanık
anlattılar hayatlarını
hem ağladılar hem de ağlattılar
kına yaktılar askere saldılar
kınalı kızlar arkalarından bıraktılar
türküler söyledi aşıklar
meşk eylediler türküleriyle
düğünler dernekler kurdular
kazanlarla yemekler
yemeklerle gelen mezeler
arasıra „ah ulan“ demeler
ertesi gün özür dilemeler
vah ulan vah….
Anam yatar orada
Daha dünyasını tanımamışken
kırk altısında veda etmiş dünyasına
dört analık açlık bir yanda
sefaletini hiç sorma
unutamam hakkını babamın
o kıtlık yıllarını anlatırken….
Daha yaşamamışken genç kızlığını,
endam lı mı endamlı
bütün gözler üstünde
destandı güzelliği civar köylere
yeterdi güzelliği kem gözlere
gerek yoktu sözlere
yeterdi artardı da adı
adı Hatice yaş yirmi bir
elveda bu dünya elveda, elveda
yürek gerekirdi bunlara dayanmaya.
Ah dünya ahh,
ah derim hep ah
dayanamazken dağlar taşlar
dayanmış insanoğlu bu acılara
yaş on dört
gençliğinin baharında
kimbilir hangi hülyalarla
acı bir son elveda dünya.
Yetmez kelimeler cümleler
tahammül gerek sabretmekle beraber
herbiri bir insan
insani düşünceleriyle
bilinmez kimler hangi düşünceleriyle
sayısız yetenek ve hünerleriyle
göçtüler birer birer
saymakla başolmaz
hepsini birer birer
Sevdiklerimle saydıklarımla….
Mustafa Dumlu
Bir Okul Bilirim Adı...
Bir okul bilirim dağın eteğinde,
Cıvıl cıvıl öğrencileriyle,
Kır çiçekleri eşlik eder baharlarında,
Güneş gibi pırıl pırıl öğretmenleriyle,
İçtimaları hep pazartesi günleri,
Bayrak törenleri bir merasimle,
Okul müdürü,
Hasan Demiroğlu küçücük boyuyla,
Büyük başarılarıyla ilk tanıdığım,
Mustafa Karataş ilk bakışta,
Eğitim şefliği onun işi,
ve
Diğer bütün eğitim emekçileriyle,
Bir okul bilirim muhteşem mi, muhteşem.
Bir okul bilirim, okul değil sanki bir köy,
Konmamış isimleri caddelerinin ama,
Yeterlidir küçücük bir tarif,
Nerededir o caddeler,
İster yukarıda ister aşağı tarafta.
Bir okul bilirim barakasıyla, öğrenci lokalıyla,
Karşısındadaydı öğretmenler lokali,
Güleç yüzüyle Galiba'sıyla hep okul kantininde,
Çok lüks gibiydi bana göre,
Gurup gurup gezen öğrencileriyle.
Bir okul bilirim kuzeyde müzikhanesi,güneyde II B sınıfı,
Asphalt yolu dar gelirdi Nihat Gündüz'e motoruyla,
Tam ortada idare binasıyla yemekhanesi,
Koca koca kazanları tenceresiyle,
Et ve Balık Kurumu Konya'da,
Çok gördüm damgasını on yıllık etlerinin.
Bir okul bilirim ustaların ustası Salih Usta'sıyla,
Çok şey görüp yaşamış Salih Bey'iyle,
Kemanist müzik hocasıyla Zeki Çubuk,
Bir ayrı olurdu spor dersleri,
ve
19 Mayıs Kutlamaları,
Hocaların hocası Nihat Gündüz ile.
Bir okul bilirim yasaktı sigara ve alkol,
Bir aile gibi öğretmen-öğrenci ve işçisiyle,
Bahçeleri, tarlalarıyla,
Sanki bir çiftlikti okuldan ziyade,
Şamatasıyla akşamları,
Bir okul bilirim geceleri karanlıkta,
Yok idi bir bayan, öğretmenler hariç,
Gezerdi bazı bazı gecelerde,
Tipili günlerede kurt ve köpekleriyle,
Yetmişer kişilik yatakhaneleriyle,
Görmedim daha hiç kapandığını,
Ne pencerelerin, ne de kapıların.
Bir okul bilirim arkadaşım Akif Karaman'lı,
Samsunli Mehmet Çelik,
Çelik mi çelikti bizim Mehmet,
Korkusuz kurt gibi o bakışlarıyla,
ve
Sevgi dolu candan samimi canıyla,
Pek sever ve anlaşırdık güzel de.
Bir okul bilirim adı İvriz, canım İvriz,
Çook hizmetler vermiş şanlı adıyla,
Almış adını köy olan İvriz'den,
Kimler geldi, kimler geçti,
Adı var kendisi yalan olmuş İvriz'in.
ben saygın bir insanım,
anneme annecim,babama babacım,
iş yapana kolay gelsin,bir yerden birşey aldıgım yere kolaygelsin derim,
ben saygınım.
ben saygınım,
bir yerden ayrıldığım zaman görüşürüz,biri bize gelince hoşgeldiniz,
biri bana birşey verince teşekkür ederim derim,
ben saygınım.
Ahlen, 24.02.2010
Bahar Gelirken…..
Yavaş yavaş silkinirim
Uzun kış gecelerinin rehavetliğinden,
Yer yer karla kaplı kara toprak,
Süslenir kışın son karlarıyla,
Sabırsızdır artık çıplak ağaçlar,
Fırsat kollar
Son karların da erimesini,
Özgürlük istercesine,
Göklere fışkırmak için
Kollar günleri.
Bellidir kışın rengi,
Sayılıdır renkler belli,
Çoğunluk beyazı, mavisi ve karası,
Biter yavaş yavaş sobaların havası,
Bitmek üzeredir sapı samanı, nevalesi,
Boy atmaya başlar kardelenleri,
Müjdecisidir, baharın habercisi,
Sesleri bir ayrı gelmeye başlar,
Koyun ve kuzuların sesileri.
İnat eder kalan son karlar da,
Beyazlığını korumak için,
Köşe, bucak goyaklarda,
Isınmaya başlamıştır bile toprak,
Parça parça kalan karlar,
Bir süsüdür adeta,
O kara toprağın bir kenarında,
Ayrı bir sertlik kazanır,
Yer yer sular ince ince uzanır,
Doğa yavaş yavaş canlanırken.
Baharın ilk yeşillikleri,
Yemlikler, karamuklar,
Ayrı bir tadı olurdu,
Çiğdem ve burçalıklar.
Böreklik, çöreklik otlar,
Kapkara görünür uzaktan,
Bağlar ve bahçeler,
Fazla değil,
Yeşilliğe bürünür, bürcü bürcü kokar,
Dağlar, bağlar ve bahçeler.
Mustafa Dumlu
Bir ağacım, saldım dal budak,
Sevgim,dosta açılan yaprak,
Gerçekler, bu zaman boyunda.
Çiçeklerde, renkler sayılmaz,
Papatyanın, karası olmaz,
Arı uçtu, çiçek yolunda.
Kimi gözler, bakarsın güler,
Kimi sözler, duyarsın üzer,
İyi kötü, insan soyundan.
Doğan güneş, canlılar için,
Hayat kısa, yol biçim biçim,
Seçmek, onun bunun huyunda.
Ademoğlu, Havva söylenmez,
Erkek dişi, ayrı bilinmez,
Ayrılık yok, birdir oyunda.
Şunu toprak tutmuş, bırakmaz,
Kuşlar uçar,bulutlar konmaz,
Vakti gelen gider, sonunda.
3O.O3.2O1O
1/
Hah hah hah hah haaaa
Hah hah hah hah hah haaaa
Hah hah..!!
Bir gün düşümde bir yabancı
‘’ ATATÜRK KİMDİR ? ‘’ diye sordu
Bende bir kalp çizdim
İçine:
Ay’ı
Yıldız’ı
Bayrağı yerleştirip
‘’ İŞTE BU ATATÜRK ‘’ dedim
Anlayamadı
Sonra bir Türkiye çizdim
İçine:
Ekmeği
Suyu
Toprağı yerleştirip
‘’ İŞTE BU ATATÜRK ‘’ dedim
Gene anlayamadı
Ve nihayet;
O denizlerden derin
Kılıçlardan keskin bakan
Özgürlük
Cumhuriyet kokan
Resmini çıkarıp
‘’ İŞTE BU ATATÜRK ‘’ dedim
2/
Hah hah hah hah haaaa
Hah hah hah hah hah haaaa
Hah hah..!!
Bir gün düşümde bir yabancı
‘’ CUMHURİYET NEDİR ? ‘’ diye sordu
Bende bir damla suya
Bir okyanusu yerleştirip
‘’ İŞTE BU CUMHURİYET ‘’ dedim
Çözemedi.
Sonra bir ‘’ ANADOLU ‘’ yazdım önüne
Ve içinden kocaman bir ulus çıkardım
Bir evrene sığmayan.
Bir ulus ki
Aynı kanda yoğrulmuş
Özgürlüğe savaşan
Bilimin ışığında
Hızla pervasız koşan..
3/
Hah hah hah hah haaaa
Hah hah hah hah hah haaaa
Hah hah..!!
Bir gün düşümde bir yabancı
‘’ YA ÜLKÜNÜZ ‘’ diye sordu.
Ben de bir dünya getirdim önüne
Ortasında Türkiye
‘ Yurtta barış, cihanda barış’ / haykıran
Bir vatan ki
Taşıyla, toprağıyla
Özgürlüğü anlatan
Bir vatan ki
Daha güçlü
Daha genç
Yarınlara ulaşan….
(!) 1973, Cumhuriyet’in 50. yılı nedeniyle; M.E.B tarafından düzenlenen ulusal şiir yarışmasında 1.lik ödülü
Ağır aksak sürerken
Osmanlı Yönetimi,
Alıcı kuşlar dönüp
Durdu üzerimizde.
İngiliz, Fransız, Rus
Göz dikti de vatana,
Ülkeyi üleştiler,
Sinsice gerimizde.
Sanki babalarının
Malı gibi geldiler,
Dolaştı pis elleri,
Gözü heryerimizde.
Koptu kızıl kıyamet,
Vatan işgal edildi,
Üstümüzde bombalar,
Süngüler derimizde.
Yok iken umut, ekmek,
Çaresizken memleket,
Bir ilahi aydınlık,
Belirdi birimizde.
Saltanat tahtı için
Yok sayarken halkını,
Bir güneş gibi doğdu,
ATAM üzerimizde.
Güzel aklı, bilgisi,
Sevgisiyle gösterdi;
“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM”
Gördük en körümüz de.
O, hiçbir karanlığa,
Eğdirmedi başını.
“TÜRK ÖĞÜN, ÇALIŞ” dedi,
Derman ellerimizde.
Savaşa anlam kattı,
Ezber bozdu inancı,
“NE MUTLU TÜRKÜM” diyen
Sesi ciğerimizde.
Meydanlarda bitmedi
Savaşı memleketin,
Yeni savaşlar için,
Işık her birimiz de.
Eğitimdi temeli,
Cehaletle savaşın.
İlk yarayı kapattı
Atatürk dilimizde.
Sonra kadın hakları,
Giyim-kuşam, maarif,
Birey ve yurttaş olma
Ruhu bilincimizde.
Devrim mucizesini
Yaşadı ve yaşattı,
İnsanüstü ruhunun,
Şavkı belleğimizde.
Nice insan can verdi,
Bu topraklar uğruna,
Bugün özgür, tok isek
Vebal üzerimizde.
Kurduğu Cumhuriyet,
En hakça yönetimdir,
Seksen altı senedir
Yaşadık ülkemizde.
CUMHURİYET çok yaşa!
Daim olsun varlığın.
Böldürmeyiz, satmayız,
Vatan yüreğimizde.
Konuşmam, yazmam insanlık namına,
İyilik söyler, güzellik ekersin,
Bilmem ne düşünürler.
Yüzsüzler çıkar zamanla karşına,
Canın sıkılır, ya sabır çekersin.
Nasıl girerler insanın kanına,
Dayanmaz sabır taşı, sen beklersin.
Bakmazsın gitmez, ezadır başına.
Evde, sokakta bazen kahvedesin,
Görmezsin, gelip konmuştur yanına,
Gündüzün yetmez geceyi beklersin.
Umudun söndürürler.
Sinirler hazır , nefretin marşına,
Bitmez gecede, sabahı edersin.
Neden görmezler, eyilen kaşını.
Söylesen olmaz,’yeter çekilmezsin’,
Anlamaz gözden, bakmazlar yaşına.
İçi dışı bir olmazsa herkesin,
Ekilmez çiçek, şu mermer taşına.
Zamanı öldürürler.
15O42O1O
seni kaç kez topladım masmavi aydan
iri siyah gözlerin vardı ellerimde
çilingir sofrasında akşam
en ucunda ay
gel yeni bir sayfa açalım
ılısınbal rngi duvarlar
bu son yolumuz sanki
karşımızda ay
yağmur lirik bir senfoninin göğsüne düşüyor
incecik
telleriyanıyor yaylı çalgıların
yanımızda Korsakov
sesler sesler ay
Şehrazat
içimdeki dilber
"binbir gece" kızıl gerdek
hiç bitmese ay
şu dar gelen düğmelerinde kıvrılıyor
kırmızı dudağın
içim ısınıyor göremiyorum
karşımda sonsuz karanlık
nerdesin ay
Adem yokluk anlatır,
Hüda insan yaratır,
Yokla varı anlatır,
Ad koymayı başlatır,
Sorma uy.
O hikmetli bellenir,
Adem böyle dillenir,
Durağanlar küflenir,
Olan ondan bilinir,
Sorma uy.
Adı usa gem olur,
Akla harım kurulur,
Çiçek açmaz burulur,
Ne de gerçek bulunur,
Sorma uy.
Yağmur yağar toprağa,
Yaşam gelir yaprağa,
Ekin durur orağa,
Gelir konur tabağa,
Sorma uy.
Sevgi gelir gönülden,
Sesin hası bülbülden,
Sazlar çalar üç telden,
Türkü olur her dilden,
Sorma uy.
30 06 2010
Mehmet ŞENER
Yıldız kaysa, dilek tutsam,
Ne denir,
Yağmur yağan bulutsam?
Çiçekler açsa,arılar konsa,
Ne denir,
İki sevgili bir olsa?
Kucak dolusu,gönül dolusu ölçüsüne,
Ne denir,
Şiirine,türküsüne?
Tatlı dile,gülen yüze,
Ne denir,
Söylenmedik söze?
Bir güzele gözüm kaysa,
Ne denir,
Dilim tutulsa?
Hoşsa yaşam,
Ne denir,
Gelse bu akşam?
18 05 2010
Mehmet ŞENER
Yaz, kış arası
Baharların sırası.
Hepsinde ayrı açar çicek,
Dört mevsim geçecek,
Bir yıl, zamanı ölçecek.
Yağmurda çamurda, yalın ayağım,
Hiç kopmadı toprakla bağım.
Gündüz gece demez yürürdüm,
Giysim yalınkat üşürdüm,
Umudu yarınlarda düşündüm.
Ağacın güzelliği yaprakta,
Kavgam ayağıma batan pıtrakta.
Öküzlerin ardında çobanlık,
Yoklukta yarınlar karanlık,
Gün güzel hayat bir anlık.
Kara bulutlar havada,
Çobandık dağda,
Bir kız ateşi yaktı,
Döndü bana baktı,
Gözleri aklımı taktı.
Yıllar, yerler değişti,
Yollar başka kesişti,
Güneş ayrı ufuktan doğdu,
Dala başka kuş kondu,
Ayrı iplikten kumaş dokundu.
Sandım sevgi silinmez,
Gelecek, ne işler bilinmez.
Gençlikte başın yazgısı,
Altmış yıl öncenin anısı,
Nasıl oluşurmuş yaşamın yapısı?
Gördüm.
Ahlen, 21.02.2010
Bulutlarla Sürüklenirim……
Bitmek bilmez esintiler
Esen rüzgarlarda
Ben
Ve bitmeyen düşüncelerim
Hayallerim
Gerçekler bir yanda
Öbür tarafta gerçeklerim
Ve ben
Benler, bizler, sizler
Bu gerçeğin her bir acısı-tatlısı
Bazan kor bir ateşin küllenmesi gibi
İçerim bazıları bir şarap misali suları
Bazan da suları bir şarap gibi
Gönül çeşmesi bu
Sonsuzluk sevgilerle
Bazan da bitmeyen acılarla
Küstahlığı bitmeyen sözümona insanlarla
Bir bir geçer düşüncelerimde
Zayıfları, güçsüzleri
Güçlü olduğunu zanneden küstahları
Acizliğinden bihaber
Sözümona fetvacıları
İnsanoğlu
Acizliğinin hıçınlığını yaşayanlar
Geçmeye görsün bir kez fırsat
Zaten dolu içi hep fesat
İşi gücü hesap-kitap
Ve bu insan, insancık, mahluklar
Yaşarken imkanını fırsatçılığın
Olmuştur çoooktan sarhoş, meyhoş
Bilmem meyhanediki sarhoş
Yoksa bu mahluk mu ?
Adına insan derler
İnsan diye peşinden koşarlar
Ahmakça çatar birilerine
Sıfatı insan, aslında bir mahluk
Atar birilerine hep taş
İşi zaten sataşmak
Sıfatı insan, aslında bir mahluk
Yaşarken insanlar hayalleriyle
Bizim mahluk doldurmuş çuvallarıyla
Ben yaşarım hala hayallerimle
Şirk koşanların cennet vaatleriyle.
Mustafa Dumlu
Ahlen, 19 Mayıs 2010
Güzel Ülkem Türkiyem
Dağlarıyla ovalarıyla
lrmaklarıyla ve denizleriyle
Doğusuyla batısıyla
Güneyiyle ve kuzeyiyle
Bir başka güzeldir Türkiyem.
Elvan çeşit yiyecekleriyle
Dört mevsimi bir anda yaşar
Türlü türlü insanlarıyla
Öğrenmek gerek paylaşmasını
Benim güzel ülkem Türkiyem.
Çeşit çeşit dilleriyle
Her türlü yemekleriyle
Sıra sıra dağları var yörükleriyle
Köyleri var Osmanlı Analarıyla
Yanın yanık yaşanmış türküleriyle
Orta Asyadan göç etmiş atalarımızla
Nice nice adı yazılmamış bahadırlarıyla
Binlercesi haksızlığa uğramış garibanlarıyla
Binlerce anaları var yalnızca doğurmuşluklarıyla
Sonsuz duygusallıkları gelenekleriyle
Bir başkadır güzel Türkiyem.
Mustafa Dumlu
Ahlen, 12.01.2010
Harman Tozu
esti yine yeller her yönden
savururken yaba ile harmanı
bazan durur rüzgar rüzgarla yaba da
devam eder kafamda esen rüzgar
beklerken saman icin rüzgarı
yalvarır insan bazan
es, ess es be rüzgar
ki
devam edeyim savurmaya
uçuşur kuşlar civarda, etrafta
bir tanecik buğday kapmaya
es rüzgar artık
devam edeyim yoluma
işim var çoook daha
sıcak
alaf alaf görüyorum
iliklerime kadar işliyor
harman tozu, harman tozu
pek yakar
yakar ki ciğerlerinde hissedersin
aranırsın birilerini
belki bir cigara sarmak
belki de konuşmak için
hafif bir esinti beraberinde umut
umutla beraber bir hareketlilik
ümit denelerde
her savurmada bir yana düşen deneler
denelerle biriken ümitler
toz yakıcı
güneş yakıcı ve kavurucu
hep aynıdır harman tozu.
Mustafa Dumlu
Uyku sersemler gece, kâbuslara gün doğar,
Fesleğen kokusunu kara toprağa sağar,
Gökyüzünden sevdalar çiğle umuda yağar,
Pir Sultan’lar üstüne aydınlık düşler yığar.
Sürmeli gözleriyle hüzün kokar Menekşe,
Can bedenden uçmadan umut bitmez, can dişte,
Yeşim ciğer paresi, sevenler yalvarışta,
Bezircimin ışığı kara geceyi boğar.
Bir acayip uğultu coşkuya çöreklenir,
Ateşte semah dönen turnalar yüreklenir,
Umut, çare birlenir, bahane ıraklanır,
Yasemin’im kuruma, coşkun evrene sığar.
Muhlis’im, Akarsu’yum çağladı gümbür gümbür,
"Kula kul olma" dedi, “bilim aydınlık yoldur”,
Ey yobaz bizi değil, önce nefsini öldür!
Karababam ışık ol, kör yüreklerde ağar.
Nesimi Baba şifa istemezdi balından,
Halkı için geçmişti çoktan kendi halından,
Bin güvercin büyüdü, uçtu gönül dalından
Mazlum’a aşk-ı niyaz et, kara yasına çağır!
Bu acı yüreklerde sızılar da sızılar,
Yobaz cehennem oldu, yandı emlik kuzular,
"Allah için öldürdük!" bile dedi bazılar,
Can Koray’ım inanma, Hak sana nasıl kıyar?
Cehaletin gözü kör, paslı yüreği sağır,
Canlar Od'a yanarken gafil ciğeri soğur,
Can özün dara çeker, karanlık candan ağır,
Bütün Sularileri felek kendinden sayar.
Bu ne İslamiyet'tir, ne sığar insanlığa,
Allah vergisi, her kul yaraşmaz ozanlığa,
Hasret, Yasemin, Serpil yol vermez karanlığa
Akarsulara rahmet, softaya lanet yağar.
Öznur TANAL
Temmuz 2007 - 2009 ANTALYA
Sanma sözler imbikte,
Cambazdır, yürür ipte,
Gördüm, düzenbaz sirkte,
Çıktı, aldı alkışlar.
Anlaşılmaz bir iştir,
Ateşsiz et pişirtir,
Ne hıyarlar yetişir,
Beyin denen bostanda.
Millet büyük, yazanda,
Düşer yaprak hazanda,
Böyle açar yozanda,
Sanma gülecek yüzün.
Zorbalar başta buluşur,
Soygun vurgun oluşur,
Doğru gibi konuşur,
Yalan gerçekayrılmaz.
Beyin denilen tasta,
Kim iyi, kimi hasta,
Konuşmada en usta,
Bir bilsen güven nerde
Yer etmiş, usta efkar,
Yalandan, doğru korkar,
Yakalarsan hayrı,
Farkı yarat, biki kar.
Mehmet ŞENER
İnce uçlu parmağın bir sabır abidesi!
Bir başına İslâm’ın özetidir, simgesi…
Doğar doğmaz, bu parmak: ''Tektir! '' demiş, ''Allah tek! .. ''
Secdeye kapanarak; ilk örneksin, ilk örnek!
Bu parmaklar okşamış süt kokan bebeleri
Bu parmaklar sulamış binlerce cengâveri!
Bu eller, eller tutmuş, söz almış Akabe'de
Bu eller kılıç tutmuş, can almış her darbede!
Bu parmaklar uzanıp ayı bölmüş ikiye!
Bu parmaklar kazanıp dağıtmış ahaliye.
Bu avuçlar açılmış, yağmur boşanmış yere!
Nice gözler açılmış, dokununca bir kere!
Kapanmış yara bere, okşayınca bu eller
Göz nakli yapmış köre, derde deva bu eller!
Nasıl bu kadar güzel olabilir, bir insan? !
Sen seçilmiş, sen özel, bedeninden nur akan…
İri kirpikli gözler; yumuşak, sevgi dolu...
Şefkatle bakan gözler, bu bakış İslam yolu!
Bir damar uzanıyor iki kaş arasından
Yavaş yavaş akıyor içinde mübarek kan...
Dudaklarında Kur'an, yakınlık, gülümseyiş…
Dudaklarından çıkan, en anlamlı özdeyiş!
Görür görmez sevdiğim, sonsuz saygı duyduğum!
Önünde eğildiğim, yoluna baş koyduğum!
Hiç kimse bana öyle sevgiyle bakmamıştı
Konuşan gözleriyle kalbimi yakmamıştı.
Milyarlar, kadın erkek; bir kez görmek isterken
Sen bana lütfederek göründün, kimim ki ben?
Ben, kendini bilmeyen, ümmetinin hakiri
Önünü göremeyen, dini bilgi fakiri...
Sen, İslam Peygamberi, İns-ü Canın Önderi
Kâinat Efendisi, Âlemlerin Serveri! ..
Ben gafil, ben uykuda; ben günahkâr, ben asi…
Bir karanlık kuyuda ışık arayan, aksi…
Sen en merhametlisin, Merhûm'dur diğer adın
Çok ağladım; acıdın, hatamı bağışladın.
Affetmesen gülmezdi herkesten güzel yüzün
Pişmanlığım bitmezdi, yerdi beni bu hüzün!
Anlamlı bir bakışla bambaşka bir tebessüm...
Sonsuz bir anlayışla bir müjde oldu düşüm!
Yirmi yıldır beynimde, gözlerimde nakışsın
İçimdesin, kalbimde sımsıcak bir bakışsın!
Beynim çekmiş resmini, ruhuma işlemişsin
Necip Fazıl'ca beni yazmışsın, fişlemişsin.
Her ne kadar ben lâyık değilsem de Resul'üm
Lütfet, görün bir anlık, bedelse gelsin ölüm!
Dört tarafın surla dolu
Tarih kokar sağı solu
Burdan geçer ipek yolu
Anam babam Diyarbekir
Hatun kastal Mardin kapı
Gazi Köşkü Kırklar dağı
İnan hasret içim yahi
Anam babam Diyarbekir
Haram sudan atlardık biz
Ne muratlar tutardık biz
Anzelede çimerdik biz
Anam babam Diyarbekir
Şarkıların türkülerin
Halayların lorkelerin
O mis gibi yemeklerin
Çok özledim Diyarbekir
Ofis istasyon bağlar
Alipar içimi dağlar
Hasta olur gören sağlar
Anam babam Diyarbekir
Dingil havayla küpeli
Leylek bahçanla merhali
Kore mahlen çok neşeli
Anam babam Diyarbekir
Evli beden yedi kardaş
Ali paşayla arbedaş
Hançepekli has arkadaş
İki gözüm Diyarbekir
Döner akar Dicle nehri
Yemyeşil dir hep cin ali
Unutmadım ben Hevseli
Canım benim Diyarbekir
Edebiyat kültür şehri
Nazif, Gökalp,Tarancı, Emiri
Celal, İzzet, Recep, Bedri
Sanat dolu Diyarbekir
Ahmet Arif, Mahsun, Emrah,
Kenan Temiz Kadri Göral
Tahir Müjde ,Tarık, Celal
Güzel sesli Diyarbekir
Ne Şairler ne Yazarlar
Ne Alimler ne Ozanlar
Ne Edipler Bestekarlar
Yetiştiren Diyarbekir
Cemal derki bu memleket
Allahın verdiği nimet
Emeği geçene rahmet
Anam babam Diyarbekir
M. Cemalettin AKBAŞ
MARMARİS 06.12.2008
Toroslar sıradan değil, sıra dağlar,
Düzünde yamacında bahçeler bağlar,
Çok zengin faunası, florası,
Yükseğinde Elmalı, Korkuteli yaylalar.
Toroslar nimetimiz.
Bir burun Kemer, Kumluca arasında,
Abdülhamid söyletmez adını karşısında,
Adrasan’ın yücesi tanrılar yurdu,
Söylencelere konu yanartaş doğasında,
Söylemler de tarihimiz.
Antalya’da Toroslarla deniz arası,
Alanya’dan Beydağlarına uzanır ovası,
Yüksekleri örter sedir ormanları,
Gök deniz mavi, yeşille kaplı karası.
Yaşamı bulmuşuz.
Antalya Torosların gülen yüzü,
İşleyene bereket sunar, yamacı düzü,
Kıyısı uzundur Gazipaşa’dan Kaş’a kadar,
Aman dikkat bozulmasın özü.
Akdeniz’e minnetimiz.
Dünya tanıdı muzla Alanya adını,
Bilirler Finike portakalının adını,
Tarlada, bağda, bahçede nasılsa,
Turizme hizmet verir erkeği kadını.
Duyulur ünümüz.
Bir turisti bin turist bildik,
Çok yanlışımız çıktı, hepsini yendik,
Doğamızı, tarihimizi gördüler,
Antalya’yı dünya kenti ettik.
Çalışma zevkimiz.
Tarih diyor, Pamfilya kavimler yurdu,
Likya mitolojiyi kurdu,
Noel Baba Demre’de, Abdal Musa Tekke’de.
Silemedi zaman akıllarda yer buldu.
Bizim gururumuz.
Küçük coğrafyada, çok tarih yaşanmış,
Antalya geleni bağrına basmış,
Ünlüdür Patara, Lara kumsalları,
Deniz usta, orada taşı kum yapmış.
Görülür yaşamımız.
Sözcüklere çekiç vurmadım,
Ölçü koymadım,
Olmaz demedim,
Nasıl buldum, öyle yazdım.
Doğayla bütünlüğümüz.
Mehmet ŞENER
VE BİR GÜN...
Yaralıydık
Kanıyorduk
Ve bir gün...
Yüreklerimizi yaralarımıza sardık
Tutsaktık sanki düne
Zamanın acımasızlığına
Ve bir gün
Anahtarı olduk yüreklerimizin
Açıldık ışığına sevginin
Kör bir bıçakla kesilmişti sevdalarımız
İhanetlerin en büyüğüyle
Ve bir gün...
Çivi çiviyi söker inadıyla
Kapatıp dünü
Sevdaya açtık yüreklerimizi
Demem o ki
Yasını tutmaktansa vefasızlığın
Ve bir gün çalınırsa gönlümüzün kapısı aşkla
Çözmeliyiz yüreğimizdeki buzulları
Kalın çizgiler çekerek geçmişin acıtan anılarına
ŞAHİN AKÇAP-03.01.2011 ANTALYA
ESARET BUYMUŞ DEMEKKİ
BİR ZAMANDA KALAKALMAK.
BİR RENGE HAPSOLMAK.
UNUTMAK TÜM SÖZCÜKLERİ
LAL OLMAK, DİLSİZ OLMAK.
SENİ SEVMEK;
BUYMUŞ DEMEKKİ...
TAKILMAK BİR TÜRKÜYE
BAŞI OLMAYAN SONU OLMAYAN.
DİLİMDE KIRIK DÖKÜK BİR ŞİİR
KİM YAZMIŞ BİLİNMEYEN.
SENİ ANLATAN;SENİ BULDUĞUM
HER HECESİ SENLE DOLU SEN OLAN.
SENİ YAŞAMAK;
BUYMUŞ DEMEKKİ...
HER SABAH SOL YANIMDA BİR ACI
BİR İNCE SIZIYMIŞ MEĞER.
İKİ DAMLA GÖZYAŞI
YARIM BİR GÜLÜŞMÜŞ MEĞER.
ADINI KOYAMADIĞIM BİR BEKLEYİŞ
YANMAK;TUTUŞMAK,SUSAMAKMIŞ MEĞER.
SENİ KAYBETMEK;
BUYMUŞ DEMEKKİ...
29.07.2010
“ Yüreğimin Fırtınaları“
17.03.2012
Yüreğime düşen hüzün tanelerinde, ıslanmakta düşüncelerim.
Hasretin sağanak yağmurlarında,
Ayrılığın gök gürültüleri…
Gam dökerken her damla içime,
Kalbin dehlizlerinde sana ait izler aramaya çalışmak!
Sürgündeyim!
Biçareyim!
Çaresizim…
Uzağında olmak kahrediyor.
Kahroluyorum…
Sensizlik,
Nasıl ağır geliyor bilemezsin.
Nefes aldığım her an; tükenmişliğe adım adım.
Umutsuzluğu geçtim artık.
Şimdi çaresizlikle savaşmayı öğretiyorum yüreğime.
Beşer bir aşk benimkisi;
Lakin ilahi aşktan geçer gibi çetin bir sınavdayım.
Ey sevgili!
Sen yüreğimin fırtınalarından habersiz,
Kendi evrenin de dönerken.
Ben sensizliğe kaç devri alem de bulunacağım.
Varlığın artık teşrif etmez mi varlığımın mekanına?
Söylesene!
Ben daha kaç sensizliğe, yokluğunun kadehini kaldıracağım.
Kaç sensizlikte böyle hasretine çarpıp çarpıp kırılacağım.
Varlığına Yar…
01.03.2012
Bugün bir başka garip bu şehir!
Yıllardır alıştığım her şey artık öyle yabancı ki.
Kendime kızgınlıklarımın içerisinde sensizliğin savaşını vermekteyim.
Çaresizliğime bir isim aramıyorum.
Ya da bir neden!
İlle de bir nedene sığınmamalı yüreğim.
Acizliği yakıştıramıyorum acıma.
Sensizliği giydiremedim henüz umudumun üzerine.
Şimdi bütün verileri incelemekte hücrelerim.
Bir ümit daha olmalı, bir yol daha olmalı.
Bir ihtimal daha!
Varlığına varabilmek için.
Bir ihtimal daha olmalı!
Benim menzilim Varlığın.
Yokluğun değil, değil!
Hele sensizlik hiç değil!...
Yokluğun karanlık gökyüzüm!
Yolumda sensizliğin karanlığı!
Sen benim en uzaklardaki yıldızımsın.
Bir ışık yak,
Varlığına varabilmenin umuduna.
Görebileyim sana gelen yolu.
Varabileyim varlığına…
Sensizlik ağır gelir,
Acının beni yaraladığı noktada dirayetli olmalı,
gözü kara olmalı, kararlı olmalı yürek.
Yalnızlığın abasına bürünüp de suskunluğun içine gömemem cümlelerimi,
gömemem.
Yokluğunun önünde eğilmek yakışır mı yüreğime.
Yakışır mı hiç!
Ben sensizliğe tahammül edemem ki.
Varlığına uzaklarda olmak, cehennemi bilir misin?
Ama cehennem ne ki!
Ne ki!
Sensizliğin yanında ne ki!
Şimdi sabrım en tehlikeli uçurumlar gibi.
Tam kıyısındayım.
Ben yokluğuna değil,
Varlığına doğru düşmek istiyorum!
Varlığına yar…
Varlığına!.....
Yazan: GÜLHAN CEYLAN
AY ÜŞÜMESİ
Savrulur dokunmuş ipeklerce
Hüznümün limanlarında
Güz yapraklarından yelkenlerim
Düşlerimde sıyrık dizlerimin acısı?
İçimde izbe dağların ay üşümeleri?
Salınımsız ağaçlar misali
Dökülür güneşlerimin üstüne.
Buzlu bir dalda kışlar, yurt edinir
Ürkek serçe kanadı ellerimin sıcaklığı?
Acısını sağaltır dikenin koynunda gül.
Safran yüzlü çocukların kavruk hayalleri
Bulutlu gözlerinde ebemkuşağı.
Ve içinizde ne varsa yitirdiğiniz
Deniz yüzlü martıların çığlığı şimdi?.
Nadire Sönmez
Özcan Nevres
Dayak
Babamın pazar günkü kahvaltı keyfi
son çayını çatı balkonunda
ılık güneşe karşı yudumlamaktı.
Kaptanın yelkenleri açtığı an kadar
keyifliydi hep bu anları.
Darağacına gidecekte olsa
tek dileği saatlerce okumaktı
o günkü gazeteyi
Bu gün ilk ben okumuştum
okumak derken bakmıştım sadece
sayfa sayfa o renkli resimlerine.
En süslüsü ve en kötüsüydü
o kocaman ilk sayfa.
Yine duramamıştım
yine bağrına sokmuştum makası
babamın Pazar keyfine.
Bu günde uçmuştu çatımızdan
gazete kâğıdından bir uçak daha.
Şimdi ben baba, oğlum da bendi.
Hiç kızmazdım ona, isteseydi gazeteden
onlarca uçak yapmasına.
Ben çocuk ölümlerinin
olduğu gazete sayfalarını.
Uçak yapıp atardım çatımızdan.
Babamdan yediğim dayaklar bundandır.
Erdener Duru
28.05.2012 - 16:40
@eddeklansor
Elveda
Son kez yürüyorum bu sokakta
Bir yeleğin son düğmesi
Bardaktaki son damla
Bu dokunsan yıkılacak ahşap bina.
Ne yürekler ne aşkları yıktı zamanında,
Şurası üzüm salkımlarıyla donanmış
kasabanın kahvesi,
İşte yine burada tüm dostlar.
Balıkçı Ziya?yla yapılan tavla maçlarında
Sokağın başından duyardınız zarın çıngıraklı yılan zillerini
Nasılda ezmiş yıllar yüreklerimizi,
Nerede aynadaki genç taze tenlerimiz
Çöl toprakları gibi çatlamasını seyrettik yıllarca.
Binlerce kez güneşi yolcu ederken,
Geceleri tokuşturduk bardakları yakamoz ışığında.
Bu sokaktan her geçtiğim gün gibi
Martılar yine dönüyor başımda,
Boncuğun her sabah günaydın miyavlaması,
neden yok bu gün kulaklarımda.
Karabaş hiç bir gün havlamazken.
Bu çılgınca yırtınış niye.
Son kez yürüyorum bu sokakta,
Bir yeleğin son düğmesi,
Bardaktaki son damla,
2 yaşında gelmiştim bu sokağa kucakta
Şimdi ağıtlar ve eller üstün de.
Dostlar Elveda.
erdener@ed-bumerang.com
@edbumerang
ÇOCUKSUN BÜYÜYECEKSİN
YAŞLANACAKSIN
BAZEN SEVİNİP BAZEN ÜZÜLECEKSİN
ECELİN GELİNCE ÖLECEĞİN KESİN
USLU HEP ÇOÇUK RUHLU KALSAN
HEP TEMİZ KALPLİ OLSAN
ZAMAN İNAN ÇOK ÇABUK GEÇMEKTE
HERKES İŞİNİ EŞİNİ SEÇMEKTE
GELECEK SENİN İÇİN MEÇHUL
DİLERİM OLURSUN SALİH BİR KUL
SEN ŞİMDİ BÜYÜMEYE BAK
ZAMAN SANKİ SÜREKLİ DÖNEN BİR ÇARK
Hatice Tural
TÜM UMUTLARIN KAYIP GİDERSE ZAMANDAN
BİR DİLEK TUT TUTKİ GÖZLERİN KAPANSIN,
FEDA ET KENDİNİ BİR PARÇA VER CANINDAN
YAŞAMAYI UNUT UNUTKİ YAŞAYANLAR UTANSIN.
SOR SORUŞTUR BU DOSTLUK NEYE FEDADIR
DÖK KELİMELERİ ŞİFA OLSUN GÖNÜLLERE,
BELKİ BİR PARÇA YÜREK BELKİDE BİR SEVDADIR
KAPAT GÖZLERİNİ SAVUR DALGALARI SAHİLLERE.
YAŞANANLAR ESKİR ESKİLER UNUTULUR GİDER
MAZİYE BIRAKMA SAKLI TUT ANILARINI,
HAYALLER KISADIR BAZEN BAŞLAMADAN BİTER
GÖNÜLLERİ KARARTMA SEMAYA DÖK DUALARINI
BİR HATIRAN OLSUN DAĞLAR KADAR YAMAN
SATIRLARA SIĞAMAYACAK KADAR DERİN VE SİTEMLİ
VE BİR DOSTUN OLSUN YALNIZ KALDIĞIN ZAMAN
BİR TESELLİ VERECEK KADAR SAKİN VE GİZEMLİ.
Daha huzuruna varmadan gözümden yaşlar dökülür
Tutulur dilim çıkmaz avazım boynum bükülür
Bir gölge gibi ismin geçerken aklımdan
İçim içime sığmaz canım bedenden sökülür.
Seccadeyi serince yere uzaktan kabe görünür
Etrafım nurlarla dolup beyazlara bürünür
Bir iblis dolaşır etrafımda gözü dönmüş kahrından
Feryat figan eder vücudu yerlerde sürünür.
Çoksa eğer o vakit benim günahlarım
Rahmet için huzur için koşarım yollarına
Gözlerim arşa bakarken dökülür dualarım
Bir perde çekip gözüme , hiç durmadan ağlarım.
Zamanı unuturum o an, kelime olmaz hecelerim
Sabaha ulaşmaz olur, düşümde olduğun gecelerim
Damla damla dökülüp karışırsın rüyalarıma
Uzar da uzar, bitmez olur secdelerim.
Altı ay sadece anne sütü içerim
Büyüyünce bilmem neden yemek seçerim
Okuyunca olur bilmediklerimden haberim
Fazla konuşunca olmaz itibarım değerim
Emanettir bu fani beden ve can
Örnek insan olayım bileyim usul erkan
Zamanın önemini bilene değerlidir her an
Bu kısa şiirin yazarı fani fert Tataroğlu Nuri Hakan
Hayat bir rüya kadar renkli ve kâbuslu
R.Demir (25.10.2013)
Hazan yaprakları savrulmada bilinmez ki nereden
Hazanın hüznünde kaybolan sıfır çaplı bir nokta
R. Demir (3.12.2013)
İmamefendi veriyor vaazı davudi sesiyle;
Bağlar, bahçeler, lezetli mevyveler;
Üzümler, hurmalar ve dahi şaraplar…
Irmaklar, şerbetler, köşkler;
Sakiler, Huriler ve dahi “Nuriler!”…
Telkinde bulunuyor sahtekâr dinciler…
Vaat ettiklerin hepsi var dünyada
Cennetin içinde oysaki
Tanrı’ya seslendi kul;
‘Yalancı yaratıkları,
Riyakâr politikacıları, müraileri de
Bağışlayacak mısın?” Diye…
Ses yok henüz, düşünüyor Tanrı…
R. Demir (12.12.2013)
İrfan zırhıyla çıktın karanlığa karşı zor sefere
Sevgi ve saygı insanın rehberi hak ettiği yerde
Hayatın her türlü çilesini çekmiş adeta kavrulmuş
“Emanetleri ehline tevdi ediniz” demiş Yüce Yaratan
R. Demir (10.10.2013)
Beton tarlasına döndü kentler
R.Demir (20.8.2013)
R.Demir (17.7.2013)
R.Demir
Mahremindi yalnızlığın, paylaşamadığın
Yavşaklık çok bilinir, ama yapamaz adamın hası,
Yalancıya gösterilen rağbet; ikbal ve makam için
Haklıya haksızlık yapana gösterilir adalet sopası... (rd)
**
Gidesim…
Dostluk kurdum insanlık adına muktediri tınmadan
Zalimden medet dilenmez, tabureyi tepesim gelir
İkbal ve mevki için namertlere eyvallah demeden
Onurumuzla hepsine el sallayıp gidesim gelir..! (rd)
Anadolu bozkırından doğup denize yol alan
(R. Demir, 10.8.2013)
Mutluluk dediğin yaşanan hüzünden bir an;
Tüm umutların kayıp giderse zamandan
Bir dilek tut tut ki gözlerin kapansın
Feda et kendini bir parça ver canından
Yaşamayı unut unut ki yaşayanlar utansın
Bir hatıran olsun dağlar kadar yaman
Satırlara sığamayacak kadar derin ve sitemli
Ve bir dostun olsun yalnız kaldığın zaman
Bir teselli verecek kadar sakin ve gizemli